Śumme kulî min kulli-śśemerâti feslukî subule rabbiki żululâ(en)(c) yaḣrucu min butûnihâ şerâbun muḣtelifun elvânuhu fîhi şifâun linnâs(i)(k) inne fî żâlike leâyeten likavmin yetefekkerûn(e)
"Sonra meyvelerin hepsinden ye de Rabbinin sana kolaylaştırdığı (yaylım) yollarına gir." Onların karınlarından çeşitli renklerde bal çıkar. Onda insanlar için şifa vardır. Şüphesiz bunda düşünen bir (toplum) için bir ibret vardır.
Sonra meyvaların hepsinden ye de, Rabbinin (sana) kolay kıldığı yollara gir, diye ilham etti. Onların karınlarından renkleri çeşitli bir bal çıkar ki, onda insanlar için şifâ vardır. Şüphesiz ki bunda düşünen bir millet için, büyük bir ibret vardır.
Nahl Suresi 69. ayet, bal arısının ilahi yönlendirmeyle bal üretme sürecini anlatarak, bu sürecin insanlık için şifa kaynağı olduğunu ve düşünenler için bir ibret taşıdığını vurgular. Ayet, 'sülûk' (yürüme), 'şarâb' (içecek) ve 'şifâ' (şifa) gibi kavramlar üzerinden yaratılışın mucizevi yönlerine dikkat çeker.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İsfehânî, 'sülûk' kelimesini bir yola girmek, o yolda yürümek ve ilerlemek olarak açıklar. Ayetteki 'fâslukî subule Rabbiki' ifadesi, bal arısının Allah'ın ilhamıyla belirli yolları izlemesi, yani bal yapım sürecindeki doğal seyrini takip etmesi anlamını taşır.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'sülûk' kelimesinin mecazi olarak bir işe girişmek, bir yolu benimsemek anlamında kullanılabileceğini belirtir. Burada bal arısının, Rabbinin ona öğrettiği, yani fıtratına yerleştirdiği üretim yollarını benimsemesi ve bu yollarda ilerlemesi kastedilir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'sülûk' gibi fiillerin Kur'an'da genellikle ilahi bir yönlendirme veya emre uyma bağlamında kullanıldığına dikkat çeker. Bal arısının 'Rabbinin yollarına yürümesi', onun ilahi bir program dahilinde hareket ettiğini ve bu hareketin bir 'ibadet' niteliği taşıdığını gösterir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'şarâb' kelimesinin genel olarak içilen her şeyi ifade ettiğini, ancak Kur'an'da özel bağlamlarda belirli içecekleri kastettiğini belirtir. Bu ayette ise 'şarâb' kelimesi, bal arısının ürettiği ve insanlar tarafından tüketilen balı işaret eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İsfehânî, 'şarâb' kelimesinin 'şürb' (içmek) masdarından türediğini ve içilen şeyi ifade ettiğini söyler. Ayetteki 'şarâbun muhtelifun elvânuhu' ifadesi, balın sadece içilen bir şey olmakla kalmayıp, aynı zamanda farklı renklerde ve özelliklerde olduğunu vurgular.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'şarâb' kelimesinin hem maddi hem de manevi içecekler için kullanılabileceğini belirtir. Bu ayetteki kullanımı, balın maddi bir içecek olmasının yanı sıra, içerdiği şifa ile manevi bir fayda da sağladığına işaret eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İsfehânî, 'şifâ' kelimesini hastalıktan kurtulma, iyileşme ve sağlığa kavuşma olarak tanımlar. Ayetteki 'fîhi şifâun li'n-nâs' ifadesi, balın sadece bir gıda maddesi değil, aynı zamanda Allah'ın insanlara bahşettiği bir tedavi aracı olduğunu açıkça belirtir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'şifâ' kelimesinin hem bedensel rahatsızlıkların giderilmesi hem de kalplerdeki şüphe ve hastalıkların iyileşmesi anlamında kullanılabileceğini belirtir. Balın şifası, hem fiziksel hastalıklara iyi gelmesi hem de yaratılışındaki mucizevi yönüyle kalplere ibret vermesi yönüyle geniş bir anlam taşır.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'şifâ' kavramının Kur'an'da genellikle ilahi bir lütuf ve rahmet olarak sunulduğunu vurgular. Balın şifa özelliği, Allah'ın insanlara olan merhametinin bir göstergesi olarak sunulur ve bu şifanın kaynağının ilahi kudret olduğu belirtilir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İsfehânî, 'tefekkür' kelimesini bir şeyi idrak etmek için zihni çalıştırmak, düşünmek ve derinlemesine incelemek olarak açıklar. Ayetteki 'li kavmin yetefekkerûn' ifadesi, bal arısının yaratılışındaki incelikleri ve balın faydalarını düşünenlerin, bu olaydan ders çıkaracağını ve Allah'ın kudretini anlayacağını belirtir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'tefekkür'ün sadece yüzeysel düşünmekten öte, bir konunun iç yüzünü, sebeplerini ve sonuçlarını kavramaya yönelik derinlemesine bir zihinsel faaliyet olduğunu vurgular. Bal arısının yaşam döngüsü ve bal üretimi, düşünen insanlar için Allah'ın varlığına ve birliğine dair güçlü deliller sunar.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'da 'tefekkür' kavramının, genellikle Allah'ın ayetleri (işaretleri) üzerinde düşünmeyi ve bu düşünce sonucunda imana ulaşmayı ifade ettiğini belirtir. Bal arısı örneği, tabiatta gözlemlenen her olayın, düşünen insan için bir 'ayet' (işaret) olduğunu gösterir.
Nahl Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
“Sonra meyvelerin hepsinden ye de Rabbinin sana kolaylaştırdığı (yaylım) yollarına gir.” Onların karınlarından çeşitli renklerde bal çıkar. Onda insanlar için şifa vardır. Şüphesiz bunda düşünen bir (toplum) için bir ibret vardır. (16/69)
Arı Hakkında Vâhy Kûr’ân-ı Keriym Nahl sûresi 16/68-69. âyetinde ve evha rabbüke ilennahli enittehızıy minel cibali büyuten ve mineşşeceri ve mimma ya’rişune (68) sümme küliy min küllissemerati feslükiy sübüle rabbiki zülülen yahrücü min bütuniha şerabün muhtelifun elvanühü fiyhi şifaün linnasi inne fiy zalike leâyeten likavmin yetefekkerune (69) Meâlen :
68. ve rabbin bal arısına da ilham etmiştir ki, dağlar-dan ve ağaçlardan ve çardaklardan beyt (evler) edin
69. Sonra semere (meyvelerin) hepsinden ye, rabbinin sebil (yollarını) zelilen (boyun eğerek), süluk et, yol tut, git. Karınlarından renkleri muhtelif bir şerbet çıkar, onda in-sânlar için bir şifa vardır. Tefekkür eden, düşünen kavim için kesin bunda ibret vardır.
Özet yorum :
Gerçekten de her mertebede yaşayan bir insân (millet) için arı hakkında büyük ibretler vardır.
(Çiçeklerden topladığı bal özü ile kovana dönen arı, bal midesindeki bu tatlı sıvıyı genç işçi arıların ağzına kusar (boşaltır). Onlar da bu sıvıyı ağızlarındaki salgıla-rıyla karıştırır ve kendi aralarında dilden dile geçirerek içindeki suyun bir kısmını buharlaştırırlar. Sonra boş peteklere doldururlar. Artık bu sıvı, zevkle yediğimiz bal-dır.)[77]
Ne harika bir sistem-kurgu değil mi?...
Ortalama ağırlığı 1 gram, boyu 1.5 cm kadar olan u-çan, canlı, yaptığı işi bilen, hiç eksiksiz başaran, kendine öz güveni olan, zahir ismi “nahl”, türkçesi arı (arı - duru – te-miz) olan o kimya ve fizik laboratuarı ne müthiş bir ibret tab-losudur?... (Düşünen millet için!.....) Yaz boyunca binlerce kilometre yol kateden bu mü-barek varlıklar balın bir kısım malzemelerini çiçeklerden top-larlarken kendi ağızlarında ürettikleri sıvıların kaynağını ne-reden buluyorlardır?....
Tasavvufta bal, “marifetullahı” ifade eder, çünkü “özün özü”dür.
Bu özü oluşturuyorlarken arı kovanlarının mahalline yaklaşıp onları ibret gözüyle seyretmek bizlere çok şeyler ka-zandıracaktır.
Ey irfan ehli olmaya çalışan kardeşim, bir an gözlerini yumarak o yaşantılarını iç bünyende tefekkür etmeğe çalış... çalış ki, müşaheden açılmaya başlasın.
İşte o zaman sen de anlamaya başlayacaksın, ki o ha-vada uçuşan “nahl” ler canab-ı Hakk’ın, “Allah”, “Râhman”, “Rahiym”, “Rezzak”, “Şafi”, “Hâlik”, “Latiyf”, “Keriym”, “Muhyi”, “Hay”, “Reşiyd”, “Sabur” ve diğer isimlerinin zuhur mahalleri olarak, kesif zannettiğin aslında lâtif olarak zuhurlarından başka bir şey olmadığını şeksiz şüphesiz idrak (derk) etmiş olduğunu anlayacaksın.
İşte bu görüş ve anlayış, onları gerçeği ile anlayış, marifetullah mertebelerinden “esmâ-i ilâhiyye marifeti”dir, anlamaya çalış.... ve senin beşeriyet kalıp ve hastalığından kurtulman için en büyük ilaç ve şifadır.
Bu hakikat (nun), (ha), (lâm) harflerinin toplamından meydana gelmiştir.
(nun) “nûr-u ilâhi” → “esma” âlemidir.
(ha) “hay” → hayat ve hakikat-i ilâhiyyedir.
(lâm) ise, “âlem” yani “nahl” âlemdir.
Ebced hesabıyla (nun) 50
(ha) 8
(lam) 30 = 88 eder (88) → “Esma’ül Hûsna” Allah’ın güzel isimle-rinden “Gani” ismine tekabül eder, ki onlarda zuhura gelen Esma-i ilâhiyelerin “gına’ına” yani zenginliğine, ihtiyaç sa-hibi olmayıp, lütufkarlığına açık olarak delâlet vardır.
Bal arısıyla dahi böyle bir yakınlığı, birlikteliği ve vâhyi olan yüce zâtı “zaman ve mekân” ötesine çıkarıp sadece oralardaki varlığına inanmak, O’nu, O’nun hakkında, kendi zannı ile karar vermek ve İslâm’ın en mühim tevhid ilke-sine ters düşmek olmaz mı?....
Sevgili kardeşim burada gayemiz bu âyetlerin genel tefsir ve yorumunu yapmak değil, mevzuumuz olan vâhy hakikatini daha iyi anlayabilme yollarını araştırmağa çalışmaktır. Bal zahiri ile tamamen şifa iken, bâtıni hakikati itibariyle de, gönül ve irfaniyetlerimize şifadır.[78]
(73) Zuhurat- tecelli ve içindeki özet yorumu.
Bu kitabı ele alıp son kontrollarını yaptığım bir gece idi mânâ âleminde şöyle bir zuhurat gördüm. (Bu kitap 108-3-Ru'ya, Ma’nâ Âlemi-Terzi Baba ile ilgili zuhuratlardır) Elimde köşeli baklava tepsisi büyüklüğünde bir tepsi vardı, içinde de çok yoğun olmayan süzme bal vardı, o balları herkese dağıtıyordum. Fakat daha sonra baktığımda, elimdeki tepsi, eski baldan hem daha çok olmuş hem de daha koyu ve yoğun olan balla dolmuştu. Yani kendi kendine ikram edilenlerin yerine çok daha fazlası ve yoğun olanı ile dolmuştu. İz-T.B.
Bu zuhuratın mânâsı açık olarak görüldüğü gibi (bal) ifadesi ile belirtilen marifetullah bilgileridir. Bu bilgiler ise ehil olan ve hak eden kimselere inci gerdanlıklar halinde hazırlanarak dağıtılır. İz-T.B.[79]
ŞİF‘dır.
Hak ehli olmak isteyenler, uzun seneler kendilerine hakikat yolunda rehberlik ve kılavuzluk yapacak İnsân-ı kâmili ararlar imiş. Bir rivâyete göre de, ”İnsân-ı kâmili bulabilmek için, yedi demir âsâ, yedi çift pabuç eskitecek kadar arayıp dolaşanlar olduğu rivâyet olunmaktadır.
Bizler için ise, bir lütfu İlâh-î olarak insanlığın zirvesindeki muhteşem gönül insanını, zâhiren görebilme, onun meclisinde bulunabilme nimeti ne büyük bir lütfü İlâhîdir. Bu ikram ve ihsan karşısında secdeye gitmemek mümkün değildir.
Onun şifa olan hususiyetlerine geçmeden evvel yine âyet-i kerimeler ışığında, konumuzu açmaya çalışalım.
يَا أَيُّهَا النَّاسُ قَدْ جَاءَتْكُمْ مَوْعِظَةٌ مِنْ رَبِّكُمْ
وَشِفَاءٌ لِمَا فِي الصُّدُورِ وَهُدًى وَرَحْمَةٌ لِلْمُؤْمِنِينَ
(Yâ eyyühennâsü kad câeküm mev’izatün min rabbiküm ve şifâün limâ fissûdûri ve hüden ve rahmetün lil mü’miniyn.)
(10/57) ”Ey insanlar, muhakkak size, rabbinizden bir öğüt, ve gönüllerden olana bir şifa, ve müminler için bir hidayet ve rahmet gelmiştir.”
Âyet ve sûre numaralarına bakar isek, 10 57…1+5+7=13 hakikati ahadiyyetül ahmediyye.
Yine ..10+57 = 67 ..o ise Allah ismi şerifin karşılığı ve de “Terzi” isminin karşılığı idi.
Hem 13 ün hem de 67 nin tesiri ile oluşan, ve kendi isminin de rakamsal olarak beyan edildiği âyeti celileden, onun “şifa” olduğu anlaşılmaktadır.
“Gönüller için şifa olması “ nefis hastalıklarından benlik egoizim, şirk, enâniyet gibi tevhid in önündeki engelleri ortadan kaldırıp, şifa, yani huzur vermesidir. Ayrıca, hakikati anlayabilmek, İlâhi feyzi alabilmek için, sâliki hazır ve alıcı duruma getirmesi de onun “şifa” oluşundandır.
Onun şifa olması sadece ruhsal ve manevi alanda değil, zihinsel ve psikolojik olarak da kişilerin yapılarına tesir edip şifa olmaktadır. Onun yanında olmanız, aynı meclisi paylaşmasanız bile sesini duymanız, hatta onu tefekkür etmeniz-düşünmeniz dahi size huzur verecek, üzerinizdeki madde yoğunluğun baskısı gidecek, çok rahatladığınızı hissedeceksinizdir.
İnsân-ı Kâmil ile “bal” arasında da önemli bir bağ vardır. Bal içinde barındırdığı vitaminler ve minerallerle, gerekse diğer yapısal özellikleriyle tam bir şifa dır.
İnsân-ı kâmil de bal mesâbesindendir. Nahl suresinde 16/69 da فيه شفاء للناس.. “onda insan-lar için şifa vardır” buyurulmaktadır. Sure ve âyet numaralarına göz attığımızda ise 16 69 69-16=53 olarak Terzi Babamın şifa olduğunu bizlere anlatmaktadır.[80]
Faydalı olur düşüncesi ile Muhammed Suresi 15. Âyet bal ırmakları hakkında daha önce yapmış olduğumuz yorumu buraya alalım.
(MUHAMMED - 47/15) - Kötülükten sakınanlara vaad edilen cennetin durumu şöyledir: Orada bozulmayan temiz sudan ırmaklar, tadı değişmeyen sütten ırmaklar, içenlere lezzet veren şaraptan ırmaklar ve süzme baldan ırmaklar vardır.
Onlar için cennette her çeşit meyve ve Rablerinden bir bağışlanma vardır. Bunların durumu, ateşte ebedî olarak kalacak olan ve bağırsaklarını parçalayacak kaynar su içirilen kimsenin durumu gibi olur mu?
Süzme baldan ırmaklar, Zat cennetinin dördüncü ırmağı, (عَسَلٍ) “Bal” dır. Bal bilindiği gibi altıgen peteklere arıların topladıkları balları işlemden geçirip kusması ile oluşan Hakk’ın muhteşem bir sanat harikasıdır. Arının renkleri sarı ve siyahtır. Bu sıvı gerçek hayat verip kıyam ettirir. Saliğin kıyametini koparıp nefsini kurban ettirir.
Balın süzme olması peteğininden süzülmesidir. Petek dış kısmı yani efaldir. Bal zat marifet mertenesini temsil etmektedir. Burada fiil yoktur. Mutlak ilim mertebesidir. Balın bu dış kısmı ayrılmalıdır. Gerçek zati öz olan ilim taliplilerin gönül havuzuna akıtılmalıdır.
Peteğin altıgen olması 6 yöne işarettir. Ve bu bal dör-düncü ırmaktır. Kabe de küp yani altıgen ve 4 köşesi vardır.
Arı peteği, arının içinden çıktığı doğum yeridir. Kimi işçi, kimi erkek arı, kimi kraliçe arıdır. Bir bakıma derviş önce “İşçi” arı gibidir. Topladığı balları dergahı olan kovana taşır. Daha sonra “Erkek” arı gibi ölür. Fenafillah mertebe-sini yaşar. Tam kemalat ile Bekabillah mertebesine ulaşabilirse “Kraliçe” arı gibi oğul verir. Kendi kovanını açar. Cemaati olur.
Bal marifet demektir. Marifet-i İlahiyye mertebesi sahibi bi Mürşid-i Kamil bu balı süzer. Ve salik hangi mertebede ise ona, o mertebeden ikram eder.
Asel (Bal) sayısal değerini incelersek;
Ayın: 70, Sin: 60, Lam: 30,
70+60+30=160
(16) 13 ve 3 tür. İlm’el Yakîn, Ayn’el Yakîn, Hakk’el Yakîn mertebelerinden Hakikat-i Muhammedi’yedir.
Bal sayısal değerlerinden ilk üç ırmağında bu ırmak içinde cem olduğunu vermektedir.
Ayın: Göz, Sin: İnsan, Lam: Uluhiyet’tir.
İnsan’ın nasıl ki insanın en kıymetli organıysa, âlemlerin en kıymetliside göz bebeği mesabesinde olan İnsan-ı Kamildir.
Zât ırmağı MARİFET mertebesini temsil eder.[81]
İnternette karşılaştığım ilginç bir o kadar da düşündürücü bilgiyi buraya alıyoruz. (Murat Derûni) Bal Neden Bozulmaz?[82]
Ayşenur Okatan
31/05/2023
Bilim insanları 5.500 yıl öncesine ait, günümüze kadar korunmuş bal keşfetti. Peki bu bal neden bozulmadı?
2003 yılında Gürcistan’da bilim insanları tarafından yapılan arkeolojik kazılarda 5.500 yıl öncesine ait, günümüze kadar korunmuş bal bulundu. Peki bu bal neden bozulmadı?
Arılar Nasıl Bal Yapar?
Arılarda normal mide ve bal midesi olmak üzere iki tür mide bulunur. Arılar çiçekten nektar topladığında, nektar, arının bal midesinde depolanır. Bal midesinde nektar sindirilmez.
Nektarda önemli miktarda bulunan sakkaroz basit şekerler olan glikoz ve fruktozun bir araya gelmesiyle oluşan bir şekerdir. Nektar toplayan arının bal midesinde sakkaroz, intervaz adı verilen enzimler aracılığıyla daha basit şekerler olan glikoz (kan şekeri) ve fruktoza (meyve şekeri) parçalanır.
Nektar toplayan arı, bal midesinde parçalanan nektarı 20 dakika boyunca kovandaki işçi arılarla birlikte kusup tekrar içer. Bu aşamada nektardaki büyük şeker molekülleri, enzim içeren salgılar aracılığıyla parçalanmaya devam eder.
Nektar daha sonra petekte biriktirilir.
Son aşamada oluşan nektarın yapısında %70-%80 oranında su bulunur. Arılar, su oranı %20’nin altına düşene kadar suyu buharlaşmak için peteği havalandırır.
Bal Neden Bozulmaz?
Balın bozulmamasının üç temel sebebi vardır: şeker oranı, asitlik derecesi ve antimikrobiyal bileşikler.
Şeker Oranı Balın tatlı olmasının nedeni, arıların peteği havalandırarak nektardaki su oranını düşürmesidir. Balın su oranının düşük olması mikroorganizmaların çoğalmasını engeller. Fakat balın nem oranı artarsa mikroorganizmalar çoğalmaya başlar ve bal bozulur.
Asitlik Birçok mikroorganizma aşırı asidik ya da aşırı bazik ortamlarda yaşayamaz. Aşırı asidik veya bazik koşullarda sadece ekstrem mikroorganizmalar yaşayabilir. Balın asitlik seviyesi, glikozun arı salgılarındaki enzimler aracılığıyla parçalanıp baldaki baskın asit olan glukonik aside (C₆H₁₂O₇) dönüşmesi ile artar. Glukonik asidin yanı sıra açığa çıkan formik asit (CH₂O₂), sitrik asit (C₆H₈O₇) ve diğer asit türleri de balın pH seviyesini (pH: 4 civarı) düşürür. Oldukça asidik olan bu ortam, mikroorganizmaların çoğalmasını engeller.
Antimikrobiyal Bileşikler Glikozun glukonik aside dönüşmesi sırasında yan ürün olarak hidrojen peroksit (H₂O₂) de açığa çıkar. Hidrojen peroksit, iki hidrojen atomu ile iki oksijen atomuna sahip bir bileşiktir. Hidrojen peroksidin ürettiği hidroksil radikalleri, bakteri gibi mikroorganizmaların hücre zarındaki yapısal bileşenlerin yanı sıra DNA ve diğer yapısal bileşenlerle kolaylıkla tepkimeye girebilir. Oluşan bu tepkimeler mikroorganizmaların yapısal bileşenlerinin bozulmasına neden olur. Bal bu özelliğiyle de mikroorganizmaların çoğalmasını engeller. Kaynaklar[83]
Bu anlatımla bal marifetullah bilgisi olduğundan zât-i kaynaklı vahiy bilgisi olan Kur’ân-ı Kerim ve buradan yansıyan ilhami bilgilerin bozulmuyacağı aşikardır.
Hazret-i Mevlâna, Muhyindin Arabi hazretleri, Abdülkerim Ceyli hazretlerinin eserleride bu marifetullah ilmi kaynaklı olduklarından çağlar ötesinde de irşadlarına devam etmektedirler. (Murat Derûni)