Vettekû yevmen turce'ûne fîhi ila(A)llâh(i)(s) śumme tuveffâ kullu nefsin mâ kesebet vehum lâ yuzlemûn(e)
Öyle bir günden sakının ki, o gün hepiniz Allah'a döndürülüp götürüleceksiniz. Sonra herkese kazandığı amellerin karşılığı verilecek ve onlara asla haksızlık yapılmayacaktır.
Öyle bir günden korkunuz ki, o gün Allah'a döndürüleceksiniz. Sonra da herkese kazancı tamamıyla ödenecek ve hiç kimse haksızlığa uğramayacaktır.
Bakara 281, kıyamet gününün dehşetini ve ilahi adaletin tecellisini vurgulayan bir ayettir. Ayet, Allah'a dönüş, amellerin karşılığının eksiksiz verilmesi ve zulmün olmaması gibi temel kavramlar etrafında şekillenmektedir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Takva (وقاية), bir şeyi zararlı şeylerden korumaktır. Şeriat dilinde ise nefsi günahlardan korumak anlamına gelir. Ayetteki 'ittakû' emri, kıyamet gününün dehşetinden ve o günün azabından sakınmayı, Allah'ın emirlerine uyarak korunmayı ifade eder.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Vakâ (وقى) fiili, bir şeyi korumak, muhafaza etmek demektir. 'İttakû' ise kendinizi koruyun, sakının anlamındadır. Burada kıyamet gününün şiddetinden ve Allah'ın azabından sakınma emri verilmektedir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Takva, Kur'an'da Allah'a karşı duyulan derin saygı, korku ve sorumluluk bilincini ifade eder. Bu ayetteki kullanımı, kıyamet gününün ciddiyetini ve o günkü hesaplaşmaya hazırlıklı olma gerekliliğini vurgular, yani Allah'ın gazabından sakınma eylemidir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Recâ (رجع) fiili, geri dönmek demektir. 'Turceûne' ifadesi, insanların ölümden sonra diriltilerek Allah'a geri döndürüleceklerini, O'nun huzurunda toplanacaklarını ve hesap vereceklerini belirtir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Rücû' (رجوع), bir yerden ayrıldıktan sonra oraya geri dönmektir. Kur'an'da bu kelime, genellikle ölümden sonraki diriliş ve Allah'a dönüş anlamında kullanılır. Ayetteki 'turceûne', kıyamet günü tüm insanların Allah'ın hükmüne sunulmak üzere O'na döneceklerini ifade eder.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Rücû', bir şeyin başlangıç noktasına geri dönmesidir. Ayetteki 'turceûne' ifadesi, varlıkların yaratılış gayesine uygun olarak nihai dönüş yerlerinin Allah olduğunu ve O'nun huzurunda toplanacaklarını anlatır.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Vefâ (وفاء), bir şeyi tam olarak vermek, eksiksiz yerine getirmek demektir. 'Tüveffâ' fiili, her nefsin amellerinin karşılığını tam ve eksiksiz olarak alacağını, hiçbir şeyin zayi olmayacağını ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Vefâ (وفاء), bir şeyi tamamlamak, eksiksiz kılmaktır. 'Tüveffâ küllü nefsin mâ kesebet' ifadesi, her canın dünyada kazandığı amellerin karşılığının kıyamet gününde tam ve eksiksiz olarak ödeneceğini, ne bir eksik ne de bir fazlalık olacağını belirtir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Vefâ kökünden türeyen 'tüveffâ', bir hakkın veya borcun tam olarak ödenmesi anlamındadır. Ayetteki kullanımı, Allah'ın adaletinin tecellisi olarak, her nefsin amellerinin karşılığını tam ve noksansız bir şekilde alacağını gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Kesb (كسب), bir şeyi elde etmek, kazanmaktır. Hem hayır hem de şer için kullanılır. Ayetteki 'mâ kesebet', her nefsin dünyada yaptığı iyi veya kötü tüm amelleri, kazandığı sevapları veya günahları ifade eder.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Kesb, insanın kendi iradesiyle elde ettiği şeydir. Ayetteki 'mâ kesebet', kişinin dünyadaki fiillerini, eylemlerini ve bu eylemlerin sonuçlarını kapsar. Bu, hem maddi hem de manevi kazanımları içerir, ancak burada daha çok ameller kastedilir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Kesb kelimesi, Kur'an'da genellikle insanın kendi çabasıyla elde ettiği, kazandığı şeyleri ifade eder. Bu ayette, ahirette karşılığı verilecek olan dünyevi amelleri, yani kişinin iradesiyle yaptığı her türlü fiili anlatır.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Zulm (ظلم), bir şeyi ait olduğu yerden başka bir yere koymak, haksızlık etmek demektir. 'Lâ yuzlemûne' ifadesi, kıyamet gününde hiç kimseye haksızlık yapılmayacağını, kimsenin hakkının eksiltilmeyeceğini veya başkasının günahının kendisine yüklenmeyeceğini vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Zulm, bir şeyi olması gereken yerin dışına çıkarmaktır. Şeriat dilinde ise başkasının hakkına tecavüz etmek veya bir şeyi hak etmediği yere koymaktır. Ayetteki 'lâ yuzlemûne', Allah'ın mutlak adaletini ifade eder; yani kimseye zerre kadar haksızlık yapılmayacak, herkes hak ettiğini bulacaktır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Zulm kavramı, Kur'an'da adaletin zıttı olarak ele alınır. Bu ayetteki 'lâ yuzlemûne' ifadesi, Allah'ın adaletinin mükemmelliğini ve kıyamet gününde hiçbir canlının haksızlığa uğramayacağını, amellerinin karşılığının tam ve adil bir şekilde verileceğini garanti eder.
Bakara Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
وَاتَّقُواْ يَوْماً تُرْجَعُونَ فِيهِ إِلَى اللّهِ ثُمَّ تُوَفَّى كُلُّ نَفْسٍ مَّا كَسَبَتْ وَهُمْ لاَ يُظْلَمُونَ
(2/281) Vetteku yevmen turceune fiyhi ilellahi sümme tüveffa küllü nefsin ma kesebet ve hüm la yuzlemun;
* Öyle bir günden sakının ki, o gün hepiniz Allah’a döndürülüp götürüleceksiniz. Sonra herkese kazandığı amellerin karşılığı verilecek ve onlara asla haksızlık yapılmayacaktır.
İttika edin ey mü’minler, sakının şu günden ki, o gün Allah’a döneceksiniz, yani Allah’a döneceğiniz gün gelmeden evvel sakınınız, dünyaya, nefsinize meyletmek-ten sakınınız;
Bilindiği gibi bu Âyet-i Kerîme son gelen Âyettir, ve tavsiye niteliğindedir.
Bu Âyet tavsiye olarak gelen ve bütün bu hakikatleri bünyesinde toplamış olarak gelen bir Âyettir, o gün gelmeden evvel fiillerinizi güzelce yapın demektir.
Diğer yönüyle kişi tevhid yolundaysa eğer, senin nefsaniyetin senden alınıp Rabbine döneceksin, Rab olacaksın yani beşeriyetin kalkacak Rabbine döndürüleceksin ifadesi vardır. Sonra ifa edilecektir yani verilecektir, her nefis neyi kazanmışsa kendisine o verilecektir ve zulüm olunmayacaktır.
Hüküm düzeyinde gelen bir son Âyet daha vardır o da veda haccında gelen “el yevme ekmeltü leküm diyniküm“ (Maide,5/3.) Âyetidir, bu Âyet ise Hz.
Rasûlüllah’a ölümünden evvel gelen son hükmi Âyettir.
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ إِذَا تَدَايَنتُم بِدَيْنٍ إِلَى أَجَلٍ مُّسَمًّى فَاكْتُبُوهُ وَلْيَكْتُب بَّيْنَكُمْ كَاتِبٌ بِالْعَدْلِ وَلاَ يَأْبَ كَاتِبٌ أَنْ يَكْتُبَ كَمَا عَلَّمَهُ اللّهُ فَلْيَكْتُبْ وَلْيُمْلِلِ الَّذِي عَلَيْهِ الْحَقُّ وَلْيَتَّقِ اللّهَ رَبَّهُ وَلاَ يَبْخَسْ مِنْهُ شَيْئاً فَإن كَانَ الَّذِي عَلَيْهِ الْحَقُّ سَفِيهاً أَوْ ضَعِيفاً أَوْ لاَ يَسْتَطِيعُ أَن يُمِلَّ هُوَ فَلْيُمْلِلْ وَلِيُّهُ بِالْعَدْلِ وَاسْتَشْهِدُواْ شَهِيدَيْنِ من رِّجَالِكُمْ فَإِن لَّمْ يَكُونَا رَجُلَيْنِ فَرَجُلٌ وَامْرَأَتَانِ مِمَّن تَرْضَوْنَ مِنَ الشُّهَدَاء أَن تَضِلَّ إْحْدَاهُمَا فَتُذَكِّرَ إِحْدَاهُمَا الأُخْرَى وَلاَ يَأْبَ الشُّهَدَاء إِذَا مَا دُعُواْ وَلاَ تَسْأَمُوْاْ أَن تَكْتُبُوْهُ صَغِيراً أَو كَبِيراً إِلَى أَجَلِهِ ذَلِكُمْ أَقْسَطُ عِندَ اللّهِ وَأَقْومُ لِلشَّهَادَةِ وَأَدْنَى أَلاَّ تَرْتَابُواْ إِلاَّ أَن تَكُونَ تِجَارَةً حَاضِرَةً تُدِيرُونَهَا بَيْنَكُمْ فَلَيْسَ عَلَيْكُمْ جُنَاحٌ أَلاَّ تَكْتُبُوهَا وَأَشْهِدُوْاْ إِذَا تَبَايَعْتُمْ وَلاَ يُضَآرَّ كَاتِبٌ وَلاَ شَهِيدٌ وَإِن تَفْعَلُواْ فَإِنَّهُ فُسُوقٌ بِكُمْ وَاتَّقُواْ اللّهَ وَيُعَلِّمُكُمُ اللّهُ وَاللّهُ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمٌ
2/282) Ya eyyühelleziyne amenu iza tedayentüm Bi deynin ila ecelin müsemmen fektübuh* vel yektüb beyneküm kâtibun Bil adl* ve la ye'be kâtibun en yektübe kema allemehullahu fel yektüb* velyümlililleziy aleyhil hakku vel yettekıllahe Rabbehu ve la yebhas minhu şey'a*, fein kânelleziy aleyhil hakku sefiyhen ev daıyfen ev la yestetıy'u en yümille huve felyümlil veliyyuhu Bil adl* vesteşhidu şehiydeyni min Ricaliküm* fe in lem yekûna Racüleyni feRacülün vemreetani mimmen terdavne mineş şühedai en tedılle ıhdahüma fe tüzekkira ıhdahümel uhra* ve la ye'beş şühedau iza ma düu* ve la tes'emu en tektübuhu sağıyran ev kebiyran ila ecelih* zâliküm aksetu ındAllahi ve akvemu liş şehadeti ve edna ella tertabu illâ en tekûne ticareten cünahun ella tektübuha* ve eşhidu iza tebaya'tüm*
ve la yudarre katibün ve la şehiyd* ve in tef'alu fe hadıreten tüdiyruneha beyneküm feleyse aleyküm innehu füsukun Biküm* vettekullah* ve yuallimukümüllah* vAllahu Bi külli şey'in 'Aliym;
*Ey imân edenler! Belli bir süre için birbirinize borçlandığınız zaman bunu yazın. Aranızda bir yazıcı adaletle yazsın. Yazıcı, Allah’ın kendisine öğrettiği şekilde yazmaktan kaçınmasın, (her şeyi olduğu gibi dosdoğru) yazsın. Üzerinde hak olan (borçlu) da yazdırsın ve Rabbi olan Allah’tan korkup sakınsın da borçtan hiçbir şeyi eksik etmesin (hepsini tam yazdırsın). Eğer borçlu, aklı ermeyen, veya zayıf bir kimse ise, ya da yazdıramıyorsa, velisi adaletle yazdırsın. (Bu işleme) şahitliklerine güvendiğiniz iki erkeği; eğer iki erkek olmazsa, bir erkek ve iki kadını şahit tutun. Bu, onlardan biri unutacak olursa, diğerinin ona hatırlatması içindir. Şahitler çağırıldıkları zaman (gelmekten) kaçınmasınlar. Az olsun, çok olsun, borcu süresine kadar yazmaktan usanmayın. Bu, Allah katında adalete daha uygun, şahitlik için daha sağlam, şüpheye düşmemeniz için daha elverişlidir. Yalnız, aranızda hemen alıp verdiğiniz peşin ticaret olursa, onu yazmamanızdan ötürü üzerinize bir günah yoktur. Alışveriş yaptığınız zaman da şahit tutun. Yazana da, şahide de bir zarar verilmesin. Eğer aksini yaparsanız, bu sizin için günahkârca bir davranış olur. Allah’a karşı gelmekten sakının. Allah, size öğretiyor. Allah, her şeyi hakkıyla bilendir.