İçeriğe atla
Enbiyâ 17Cüz 17 · Sayfa 323

Enbiyâ Sûresi 17. Âyet

الأنبياء

Sohbete sor

Lev eradnâ en netteḣiże lehven letteḣażnâhu min ledunnâ in kunnâ fâ'ilîn(e)

Eğer bir eğlence edinmek isteseydik, onu kendi katımızdan edinirdik. Yapacak olsaydık böyle yapardık.

Enbiyâ Sûresi

“Lev eradnâ en nettehize lehven lettehaznâhu min ledunnâ in kunnâ fâ’ilîn(e)” Eğer bir eğlence edinmek isteseydik, onu kendi katımızdan edinirdik. Yapacak olsaydık böyle yapardık. (21/17)


Peki niçin halk edilmiştir?

(Necm Sûresi 53/31 âyette) ve lillâhî ma fiys semâvati ve ma flyl ardı liyecziyellezıyne esau bima amilu ve yecziyellezıyne ahsenu bil husna “Göklerde olanlar ve yerde olanlar Allah içindir. Fenâlıkta bulunanları yaptıkları ile cezalandıracaktır ve güzellikte bulunmuş olanları da daha güzeli ile mükâfatlandıracaktır.”

“Allah içindir.” Burada Allahın birşeye ihtiyacı olması demek değildir. Allahın, lâtif olan varlığının, kesif olarak görünmesi için bir mahalde, kesif bir Vücûda ihtiyacı var. Allah zâtî itibariyle Vücûddan münezzehtir. Teşbih itibariyle, bu âlemler Allahın zuhuruna bir mahaldir. Bu İseviyet mertebesinin ilmidir. Hakkın varlığını insân varlığı üzerinde müşahâde etmektir. İsâ (a.s.) kadar bu sırrı bilen yoktu. Mûseviyet mertebesinde Tenzih vardı. İsâ (a.s.) ilk defa ancak misâllendirmek, benzerlik vermek sûretiyle anlattı. Çünkü anlatmak için elimizde olan bu âlemdir.

Nitekim, (Bakara Sûresi 2/255 âyette) vesi’a kürsiyyühüssemâvati vel ­arda “Onu kürsisi bütün âlemleri vasidir, kaplamıştır,” Kürsi, oturma yeridir. Bütün âlemler lâtif olarak Allahın rûhani varlığı üzerindedir. Başka türlü olmaz. Kesif olarak Allahın görünmesi yine o varlıklardan olmaktadır. Burada iskemle, masa olmasa bunların varlığı nasıl bilinecek?... İşte bu hakikati yani bütün âlemlerin Allahın zuhuru için idrak eden, (Bakara Sûresi 2/156 âyette) kalu inna lillâhi ve inna ileyhi raci’une “Biz Allah içiniz ve biz sonunda ona döneceğiz” derler.

Bu şekilde “innâ (kesin biz)” zât mertebesi için olduğunun idrakını ortaya koyuyor. Ve “innâ (kesin) ileyhi (ona değin) rucu eden (dönenleriz)yani ona dönüşeceğiz, ona kalbolacağız idrakını ortaya koyuyor.

Ancak özde olmasa da, sûrette fiziki bir perde vardır.

(Necm Sûresi 53/31 âyetteki)

“ve lillâhî ma fiyssemâvati ve ma flyl ardı”

“Göklerde olanlar ve yerde olanlar Allah içindir.” Bu hakikati tasdik eder. Hangi mertebede neyi görsek, neye baksak Cenâb-ı Hakk’ın o mertebe ile orada zuhurunu müşahâde etmeyi gerektirmektedir. Daha önce sohbeti olmuştur. Tekrar hatırlayalım;

Ehlullah rû’yeti beş şekilde ifade etmişler

1. “ma reeytü şeyen illâ rû’yetullahu ba’dehu!”

- “Akabinde Allah-ı görmediğim hiç bir şey yok”

2. “ma reeytü şe’yen illâ rû’yetullahi fiyhi!”

- “Bir şey görmem ki onda Allahı görmüş olmayayım”

3. “ma reeytü şe’yen illâ kablehu”

- “Her şeyden evvel onu görürüm”

4. “illâ Allah”

- “Ancak Allah”

5. “lâ yerallahu illâ Allah”

- “Allah-ı ancak Allah görür,” ifadesiyle târif etmişlerdir. Yani beşerin Allah’ı görmesi mümkün değildir. “Çık aradan kalsın yaradan,” dedikleridir.[25]


Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(2)