Kul men yekleukum billeyli ve-nnehâri mine-rrahmân(i)(k) bel hum ‘an żikri rabbihim mu'ridûn(e)
(Ey Muhammed!) De ki: "(Size azab edecek olsa) gece ve gündüz Rahman'ın azabından sizi kim koruyacak?" Öyle iken onlar Rablerinin zikrinden yüz çevirmekteler.
De ki: "Geceleyin ve gündüzün sizi Rahmân'dan kim koruyabilir?" Ama onlar Rablerinin kitabından yüz çevirmektedirler.
Enbiyâ Suresi'nin 42. ayeti, Allah'ın insanları gece ve gündüz koruduğunu vurgularken, insanların bu ilahi korumadan gafil kalarak Rablerinin zikrinden yüz çevirmelerini eleştirmektedir. Ayet, ilahi himaye ve insanın nankörlüğü arasındaki tezatı dilbilimsel bir derinlikle ortaya koyar.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'kelâ' fiilinin 'hıfz' (koruma) ve 'himaye' anlamlarına geldiğini belirtir. Ayetteki 'men yekleukum' ifadesi, Allah'ın kullarını her türlü tehlikeden koruyan ve gözeten yegane güç olduğunu vurgular. Bu koruma, gece ve gündüz kesintisiz devam eden ilahi bir lütuftur.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'kelâ' kelimesini 'bir şeyi gözetmek, muhafaza etmek ve onu tehlikelerden uzak tutmak' olarak açıklar. Ayetteki kullanımı, Rahman'ın insanları gece ve gündüz, yani sürekli olarak, dışarıdan gelebilecek her türlü zarardan koruduğunu ifade eder. Bu, Allah'ın kullarına yönelik sürekli gözetimini ve himayesini gösterir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'kelâ' fiilinin 'bir şeyi gözle korumak' manasına geldiğini belirtir. Ayetteki 'yekleukum' ifadesi, Allah'ın insanları adeta gözüyle koruduğunu, yani tam bir dikkat ve özenle muhafaza ettiğini anlatır. Bu, ilahi korumanın ne denli kapsamlı ve sürekli olduğunu vurgular.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'Rahman' isminin Allah'ın geniş ve kuşatıcı rahmetini ifade ettiğini belirtir. Ayette 'min er-Rahman' ifadesi, bu korumanın kaynağının Rahman olduğunu, yani Allah'ın merhametinin bir tecellisi olarak insanları koruduğunu gösterir. Bu, korumanın ilahi bir lütuf olduğunu vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'Rahman' isminin 'rahmet' kökünden geldiğini ve Allah'ın kullarına yönelik genel ve kapsayıcı rahmetini ifade ettiğini açıklar. Ayetteki bağlamda, bu isim, insanları gece ve gündüz koruyan gücün, sonsuz merhamet sahibi Allah olduğunu belirtir. Bu, korumanın sadece bir güç gösterisi değil, aynı zamanda ilahi bir şefkat ve lütuf olduğunu vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'Rahman' kavramının Kur'an'da Allah'ın en temel niteliklerinden biri olarak, O'nun yaratılmışlara karşı olan evrensel ve koşulsuz merhametini ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'min er-Rahman' ifadesi, bu korumanın, Allah'ın tüm varlıklara şamil olan rahmetinin bir tezahürü olduğunu ve bu rahmetin insanları her an kuşattığını gösterir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'zikr' kelimesinin Kur'an'da farklı anlamlarda kullanıldığını, bunlardan birinin 'kitap' veya 'öğüt' olduğunu belirtir. Ayetteki 'zikri Rabbihim' ifadesi, Rablerinin kendilerine gönderdiği kitabı, yani Kur'an'ı veya ondaki öğütleri kasteder. İnsanların bu ilahi mesajdan yüz çevirmeleri eleştirilir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'zikr' kelimesinin hem 'hatırlama' hem de 'şeref ve yücelik' anlamlarına geldiğini, ayrıca 'öğüt' ve 'kitap' manasında da kullanıldığını ifade eder. Ayetteki 'zikri Rabbihim' ifadesi, Rablerinin kendilerine indirdiği Kur'an'ı veya ondaki öğütleri kastederek, insanların bu ilahi rehberlikten yüz çevirmelerini kınamaktadır.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'zikr' kelimesinin Kur'an'da geniş bir semantik alana sahip olduğunu, 'hatırlama', 'anma', 'öğüt', 'vahiy' ve 'Kur'an' gibi anlamları içerdiğini belirtir. Ayetteki 'an zikri Rabbihim mu'ridûn' ifadesi, insanların Rablerinin kendilerine gönderdiği vahiyden, yani Kur'an'dan veya ondaki öğütlerden yüz çevirerek gaflet içinde olduklarını vurgular.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'i'râd' fiilinin 'bir şeyden yüz çevirmek, ondan uzaklaşmak' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'mu'ridûn' ifadesi, insanların Rablerinin zikrinden, yani ilahi mesajdan ve öğütlerden bilinçli olarak yüz çevirdiklerini, onlara sırtlarını döndüklerini ifade eder. Bu, onların gafletini ve inkarlarını gösterir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'i'râd' kelimesinin 'bir şeyden uzaklaşmak, onu terk etmek' manasına geldiğini açıklar. Ayetteki 'mu'ridûn' ifadesi, insanların Rablerinin zikrinden, yani Kur'an'dan veya ondaki hakikatlerden yüz çevirerek, onlara karşı ilgisiz ve kayıtsız kaldıklarını vurgular. Bu durum, ilahi uyarıya karşı gösterilen olumsuz tavrı betimler.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'i'râd' kavramının Kur'an'da genellikle Allah'ın ayetlerinden, mesajlarından veya peygamberlerinden yüz çevirme, onları reddetme anlamında kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'mu'ridûn' ifadesi, insanların kendilerini koruyan Rahman'ın mesajına karşı takındıkları olumsuz tavrı, yani ilahi rehberliği görmezden gelmelerini ve ondan uzak durmalarını ifade eder.
Enbiyâ Sûresi
(Ey Muhammed!) De ki: “(Size azab edecek olsa) gece ve gündüz Rahmân’ın azabından sizi kim koruyacak?” Öyle iken onlar Rablerinin zikrinden yüz çevirmekteler. (21/42)
Rahmanın azabı “men” kimlerin kıyametini koparıp hakk etmiş oldukları ile cezalandırmaktadır.
Yolumuza Yasin sûresi ile devam edelim, ( Kâlû yâ veylenâ men beasenâ min merkadinâ, hâzâ mâ vaader rahmânuve sadakal murselûn. )
(36/52) “Eyvahlar olsun bize, mezarlarımızdan bizi kim beas etti (kaldırdı)? Bu, Rahmân'ın vaadettiği şeydir. Ve resûller doğru söylemişler.” dediler.
Dünyada iken kıyâmetlerini koparanlar hariç olmak üzere çoğunluk bu şekilde diyecek.
Mahşerde bu hâdiseler görüldükten sonra herkes “eyvahlar olsun” diyecek “dünyâda ne kadar imkânımız varmış ta biz kullanmamışız”. Bu imkânları kullanmış olanlar dahi keşke biraz yükseğine gayret etseydim diyerek bunu söyleyeceklerdir.
İyi kötü şu anda yaşarken bir şeyler yapmaya gayret ediyoruz ancak şu şu belirtilen hakîkat için kafamızda bir süliet oluşturarak yaşamaya çalışsak gayretimiz gerçekten şu an mevcût olanın biraz daha üstüne çıkacaktır.
(İn kânet illâ sayhaten vâhıdeten fe izâ hum cemîun ledeynâ muhdarûn.)
(36/53) “Sadece tek bir sayha! İşte o zaman onlar, hepsi huzurumuzda hazır bulunanlardır.”
Yukarıdaki Âyetlerde belirtilen “Rab’lerine koşarlar” ifâdesi mahşerde olacak Rab mertebesi ile ilgili yaşantıyı gösterirken, bu Âyet-i Kerîme’de ise Cenâb-ı Hakk (c.c.)’ın zâtının etrafında hazır olunacağı belirtiliyor. Bunun hikmeti ise “Rab’larına koşarlar” hükmü fiili mânâda rububîyyet mertebesi olarak tahakkuk edecek, Allah (c.c.)’ın huzurunda toplanma ise bütün varlıkların a’yân-ı sabitelerinin ilmi ilâhîyye’ye intîkâlidir.
Bütün âlemi ihâta etmiş olan aklı küllü Cenâb-ı Hakk (c.c.) ilmi ilâhîyye’ye yâni bâtın âlemine çekerse âlemin zerresi kalmaz ki işte bu büyük kıyâmettir.[66]