İçeriğe atla
Furkân 43Cüz 19 · Sayfa 363

Furkân Sûresi 43. Âyet

الفرقان

Sohbete sor

Eraeyte meni-tteḣaże ilâhehu hevâhu efeente tekûnu ‘aleyhi vekîlâ(n)

Kendi nefsinin arzusunu kendisine ilah edineni gördün mü? Ona sen mi vekil olacaksın?

Furkân Sûresi

“Eraeyte meni-ttehaze ilâhehu hevâhu efeente tekûnu aleyhi vekîlâ(n)” Kendi nefsinin arzusunu kendisine ilâh edineni gördün mü? Ona sen mi vekil olacaksın? (25/43)


“Hevasını ilâh edinen kişiyi gördün mü? Yoksa sen mi ona vekil olacaksın?”


“Gördün mü” ifadesi ile bu âlemde, idrakle görülecek şeylerin olduğu, bizlere hatırlatılmaktadır. Burada ki husus çok mânidardır Kişilerden rab’larını ilâh edinmesi gerekirken, nefislerine uyup hevasına uyanların olabileceğini ifade ederek, bu halde yaşayan o kimseyi “gördünmü” kelimesi ile uyarmakta, geçmişte yaşanan bir olayı ifade ederken, aslında yaşanan hali bize belirtmektedir. O kendine, hevasını vekil ettiğinden, seni kendine vekil kılmamıştır. “O halde ona sen mi vekil olacaksın,” ifadesi ile risalet mertebesinin kendine vekil olamaycağını, bu yüzden Hakk’ın da ona vekil olamayacağını bildirmektedir. Çünkü Hakk’ın vekilliği peygamberinin vekilliğine bağlıdır. Bu durumdan Rabb’ımıza sığınırız.[59]

2283. “La ilâhe" dedi ve "illallâh" dedi. Lâ, "illallâh" oldu ve vahdet açıldı.

Ya’nî, o kendinden fânî olan ârif, “lâ ilâhe” ya’nî “ilâh yoktur" dedi ve “illallâh” ya’nî “ancak Allah vardır” dedi. “Lâ”, ya’nî vücûd-i mevhûm sâhibi olan halkın ve kendinin nefyi, “illallâh” ancak vücûd-ı hakîkî sâhibi olan Allâh’ın isbâtı oldu; ve bunun neticesinde sırr-ı vahdet açıldı. Ma’lûm olsun ki, “ilâh” ism-i cinstir. Hak olsun, bâtıl olsun her ma’bûda ıtlâk olunur. Velâkin “Allâh” ismi ancak ma’bûd-ı hakîkîye mahsûs bir isimdir. Nitekim âyet-i kerîmede (Furkân, 25/43) ya’nî “Gördün mü o kimseyi ki, kendi hevâ-yı nefsânîsini ilâh ittihâz etti" buyurulur. Ve “Allâh" ismi dahi ijlt. jkj % jis'j (Nisâ, 4/126) ya’nî “Allâh her şeyi muhittir” âyet-i kerî¬mesinde ma’bûd-ı hakîkîye dâll olarak mezkûrdür,.,"Lâ ilâhe illallâh” kelâm-ı istisnâîdir; ve bu istisnâ dahi nefy ile is-bâttan mür’ekkebdir; ve kelâm-ı istisnâîde muhâtabın zu’munu redd etmek vardır. Binâenaleyh kelime-i tayyibe, kelime-i habîsenin reddi için nâzil olmuştur. O kelime-i habîse dahi “lâ ilâhe illâ gayrullâh” ya’nî “ilâh yoktur, ancak Allâh’ın gayn vardır” terkibidir. Onun şerhi budur ki: Müşrik her şeyi Hakk’ın gayrı zanneder. Halbuki Allâh Teâlâ, Hakk’ın gayn hiçbir şey yoktur, her ne ki mevcûd ise onun “ayn”ıdır” buyurur. Binâenaleyh kelime-i tayyibe Hakk’ı isbât ile berâber her şey Hakk’ın gayn olduğuna i’tikâd eden muhâtab-ı müşrikin zu’munu kezâ eş- yâya vücûd verip, o eşyâ Hakk’ın “ayn”ı olduğunu da’vâ eden kimsenin vehmini ibtâl etti. Halbuki Hak, hakîkat cihetinden eşyânın “ayn”ı ise de, eşyâ eşyâ olması cihetinden Hakk’ın “ayn”ı değildir. Nitekim Şeyh-i Ekber Muhyiddîn b. Arabî (k.s.) hazretleri Fütûhâtın ikinci babında “Hak Teâlâ zuhûrda her bir şeyin “ayn”ıdır. Hak sübhânehû kendi zevâtında ve “ayn’larında eşyânın “ayn”ı değildir. Belki Hak Hak’tır ve eşyâ eşyâdır” buyururlar. Ulemâ-i zâhire gelince, onlar bu kelime-i tayyibenin ma’nâsını, “lâ” kelimesi için bir mevcûd-i mukadder tasavvur edip, Hak’tan gayn hiçbir ma’bûd olmadığını murâd ederler. Hal-buki yerde ve gökte ve onların arasındaki mevcûdât-ı gayr-ı mütenâhîde bâtıl olan ma’bûdlar mevcûddurlar, ma’dûm değildirler. Binâenaleyh Hak’tan gayn hiçbir ma’bûd olmadığına hükm etmek bir kizb-i sarîh olur. Velhâsıl “lâ ilahe" ile vücûdât-ı mevhûme nefy olunup “illallâh” ile vücûd-i hakîkî-i Hakîsbât olunur. Ve fenâ makâmında olan kimsenin vücûd-i mevhûmu da “bismi” terki-bindeki “elif gibi kaybolup Hakk’ın sıfâtı zâtına muttasıl olur. Bu sûrette fânî olan kimsenin nazannda “lâ” hâlen ve zev- ken “illallâh" olur. Ve vahdet-i vücûd sırrı o vakit açılır. îmdi bu vahdet-i vü¬cûd sırrı gâyet nâzik ve gamız bir mes’ele olduğundan âtîdeki beyitte Hz. Pîr efendimiz buyururlar ki:

2284. O vakit geldi ki, rüşdlü olan o mahbub ve dost bizim kulağımızı çeke!

Ya’nî, o vakit geldi ki, o rüşdlü ve hidâyet-bahş olan mahbûb-ı hakîkî ve yâr-i hakîkî olan Hak Teâlâ hazretleri bizim kulağımızdan tutup çeksin![60]


Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(5)