Vekâle fir'avnu yâ eyyuhâ-lmeleu mâ ‘alimtu lekum min ilâhin ġayrî feevkid lî yâ hâmânu ‘alâ-ttîni fec'al lî sarhan le'allî ettali'u ilâ ilâhi mûsâ ve-innî leezunnuhu mine-lkâżibîn(e)
Firavun, "Ey ileri gelenler! Sizin benden başka bir ilahınız olduğunu bilmiyorum. Ey Haman! Benim için bir ateş yakıp tuğla pişir de bana bir kule yap! Belki Musa'nın ilahına çıkar bakarım(!) Şüphesiz ben onun mutlaka yalancılardan olduğunu sanıyorum" dedi.
Kasas Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
Âyet-i Kerîme Ulûhiyyet lisanından Fir’âvn kelâmından anlatılmaktadır. Benden başka ilâh bilmiyorum, demesi bu mertebede ne kadar yetersiz ve câhil olduğunu açıklamaktadır. Ve kendisinde gördüğü ancak Hakk’ın kendisine geçici olarak verdiği isim ve sıfatlarını kullanarak etrafında bir korku çemberi oluşturmasıyla bunları kendinden zannedip kendi kendini ilâhlaştırarak kendinin de bunlara nefsi emmâresi yönünden inanmasıyla kendini kendinde ilâh kabul etmesiyle, benden başka bir ilâh bilmiyorum. Demekle dolaylı olarak kendinin ilâh olduğunu ifade ediyordu.
Heva, olan tabiat toprağını, vehim olan hayal-serap suyu ile karıştır, nefs ateşiyle pişir. Ve bunları üst üste koyup yüksek bir hayal kûlesi yap. Belki ben Mûsâ'nın ilâhına muttali olurum. Yani, kendi hayalinde var etmeye çalıştığı ve sadece yukarılarda zannettiği farkında olmadan tenzihi olarak kabul ettiği ilâh-ı, Mûsâ'nın ilâhına ulaşırım, ve onunla savaş yaparım demek istiyordu. Ancak bilmiyordu ki, teşbîhi olarak zâten Mûsâdan zuhur eden Hakk’ın ta kendisiydi. Ancak Fir’âvn kendi anlayış kıyasıyle Mûsâ (a.s.) mı kıyas ettiğinden işte burada büyük yanılgıya düşmüştü.
Kendindeki hâli Mûsâ (a.s.): görüp, tam tersi olarak, Ve ben, onun mutlaka yalancılardan olduğunu zannediyorum." dedi. Oysa yalancı kendisiydi, ancak ne tuhaftırki o bunu kabul etmiyordu. Akl-ı cüz-ü ile akl-ı küll-ü anladığını zannediyordu.