Vebteġi fîmâ âtâka(A)llâhu-ddâra-l-âḣira(te)(s) velâ tense nasîbeke mine-ddunyâ(s) veahsin kemâ ahsena(A)llâhu ileyk(e)(s) velâ tebġi-lfesâde fî-l-ard(i)(s) inna(A)llâhe lâ yuhibbu-lmufsidîn(e)
"Allah'ın sana verdiği şeylerde ahiret yurdunu ara. Dünyadan da nasibini unutma. Allah'ın sana iyilik yaptığı gibi sen de iyilik yap ve yeryüzünde bozgunculuk isteme. Çünkü Allah, bozguncuları sevmez."
"Allah'ın sana verdiğinden (O'nun yolunda harcayarak) ahiret yurdunu gözet, ama dünyadan da nasibini unutma! Allah'ın sana ihsan ettiği gibi, sen de (insanlara) iyilik et. Yeryüzünde bozgunculuğu arzulama. Şüphesiz ki Allah, bozguncuları sevmez."
Kasas Suresi 77. ayet, dünya ve ahiret dengesini, iyilik yapmayı ve bozgunculuktan kaçınmayı vurgulayan temel ahlaki prensipleri içermektedir. Ayet, 'ibtiga' (isteme), 'ihsan' (iyilik yapma) ve 'fesad' (bozgunculuk) gibi kavramlar üzerinden bireyin toplumsal sorumluluklarını ve Allah ile olan ilişkisini dilbilimsel bir derinlikle ele almaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'bağa' (بغا) fiilinin asıl anlamının 'bir şeyi talep etmek, istemek' olduğunu belirtir. Ayetteki 'ibtâği' (وَٱبْتَغِ) emri, Allah'ın verdiği nimetleri ahiret yurdunu kazanma yolunda kullanma gayretini ifade eder. Bu, sadece istemek değil, aynı zamanda o hedefe ulaşmak için çaba sarf etmek demektir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'ibtiga' kelimesini 'talep etmek, aramak' olarak açıklar. Ayetteki bağlamda, dünya nimetlerinin ahiret için bir araç olarak kullanılması gerektiğini, yani ahiret yurdunun dünya hayatının nihai hedefi olarak aranmasını mecazi bir anlatımla ortaya koyar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'âhir' (آخر) kelimesinin 'bir şeyin sonu' anlamına geldiğini belirtir. 'Dâru'l-âhire' (دار الآخرة) ise, dünya hayatının sonu olan ve ebedi kalış yeri olan ahiret yurdunu ifade eder. Ayette, dünya nimetlerinin ahiret için bir yatırım aracı olarak kullanılması gerektiği vurgulanır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'âhiret' kavramının Kur'an'da 'dünya' (dunyā) kavramının zıddı olarak konumlandırıldığını ve insanın nihai varış yeri olduğunu belirtir. Bu ayette, dünya nimetlerinin geçiciliğine karşılık ahiretin kalıcılığına dikkat çekilerek, müminlerin asıl hedeflerinin ahiret olması gerektiği vurgulanır.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'nasîb' (نصيب) kelimesini 'hisse, pay' olarak açıklar. Ayetteki 'dünyadaki nasibini unutma' ifadesi, kişinin ahiret için çalışırken dünya hayatının meşru zevklerinden ve ihtiyaçlarından tamamen el çekmemesi, dengeli bir yaşam sürmesi gerektiğini belirtir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'nasîb'in 'Allah'ın kuluna takdir ettiği rızık ve pay' olduğunu ifade eder. Ayetteki 'dünyadaki nasibini unutma' emri, kişinin dünya hayatındaki meşru ihtiyaçlarını ve zevklerini ihmal etmemesi, ancak bunları ahiret hedefine hizmet edecek şekilde kullanması gerektiğini vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'ihsan' (إحسان) kelimesinin 'bir şeyi güzel yapmak, iyilikte bulunmak' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'Allah'ın sana iyilik yaptığı gibi sen de iyilik yap' emri, Allah'ın kullarına lütfettiği nimetlere karşılık, kulların da birbirlerine ve tüm yaratılmışlara karşı en güzel şekilde davranmalarını, yani 'ihsan' mertebesine ulaşmalarını öğütler.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'ihsan' kavramının Kur'an'da sadece 'iyilik yapmak' değil, aynı zamanda 'bir şeyi mükemmel yapmak' ve 'Allah'ı görüyormuşçasına ibadet etmek' gibi derin anlamlar taşıdığını belirtir. Bu ayette, Allah'ın lütfuna karşılık, müminin de hem insanlara hem de Allah'a karşı en üst düzeyde bir güzellik ve mükemmellik sergilemesi gerektiği vurgulanır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'fesad' (فساد) kelimesinin 'bir şeyin itidalden çıkması, bozulması' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'yeryüzünde bozgunculuk isteme' emri, Karun'un zenginliğini kullanarak toplumsal düzeni bozma, zulüm ve haksızlık yapma eğilimine karşı bir uyarıdır. Bu, sadece maddi değil, ahlaki ve sosyal düzenin de bozulmasını kapsar.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'fesad'ı 'bir şeyin faydalı olmaktan çıkıp zararlı hale gelmesi' olarak tanımlar. Ayetteki yasak, Karun'un servetini şükür ve iyilik yerine, kibir, zulüm ve toplumsal huzursuzluk yaratma yolunda kullanma potansiyeline karşı bir ikazdır. Allah'ın bozguncuları sevmemesi, bu tür eylemlerin ilahi düzene aykırı olduğunu gösterir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'fesad' kavramının Kur'an'da 'salâh' (iyilik, düzen) kavramının zıddı olarak kullanıldığını ve toplumsal, ahlaki ve kozmik düzenin bozulmasını ifade ettiğini belirtir. Bu ayette, Karun'un zenginliğiyle yeryüzünde çıkaracağı fesadın, Allah'ın düzenine ve adaletine aykırı olduğu vurgulanır.
Kasas Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
قَالَ إِنَّمَا أُوتِيتُهُ عَلَى عِلْمٍ عِنْدَى أَوَ لَمْ