İçeriğe atla
Yâsîn 58Cüz 23 · Sayfa 444

Yâsîn Sûresi 58. Âyet

يس

Sohbete sor

Selâmun kavlen min rabbin rahîm(in)

Çok merhametli olan Rab'den bir söz olarak (kendilerine) "Selam" (vardır).

Yâsîn Sûresi

Terzibaba - Necdet Ardıç

Cennet ehlinin hallerini anlatan bu dört Âyet-i Kerîme’leri okuduğumuzda tabi olarak bu Âyet-i Kerîme’lerin hükmü altına girmek isteriz.

Acaba Âyet-i Kerîme’ler zâhir olarak ne ifâde ediyor bâtın olarak ne ifâde ediyor, düşünmeliyiz.?

Zâhiren şeriat mertebesi îtibarıyla ve bireysel yaşam, nefsi yaşam, îtibarıyla menfaat temin eden Âyet-i Kerîme’lerdir.

Batın ehli açısından ise bu Âyet-i Kerîme’lerin hükümlerine tabi olmak onları üzer hatta ağlatır.

Cennet ehli olmak bana yeter diyenler için zâten bir problem yoktur ancak Allah ehli olmak isteyenler açısından sorun vardır. Bu durumda bir seçim yapmamız gerekiyor, biz cennet ehlimi olacağız yâni nefsimize menfaat temini için mi bu âlemde ibâdet edeceğiz, ilim alacağız, iyilikler yapacağız yoksa hiçbir karşılık beklemeden Allah ehli olmak için mi bunları yapacağız.

Her birerlerimizin evvelâ bunun kararını vermesi lâzımdır. Bu karar verildikten sonra bu Âyeti Kerîm’leri aslı ve meali ile tekrar tekrar okumamız lâzımdır.

Bu Âyet-i Kerîme’lerin hükümleri altına girenler gerekli amelleri işledikten sonra bu hükümlerin altına girerek cennet meyvelerinden yiyerek, yanlarında zevcleri ile üstüne üstlük Rab’larından kendilerine selâm’da gelecek ve hayatları bu şekilde devam edecektir.

İrfan ehlinin ise tek bir meşgûliyeti vardır o da Hakk’tır. Gerçek Allah ehli olanlar bu Âyet-i Kerîme’leri okudukları zaman bunlardan Allah’a sığınırlar. Gavsül Âzam Abdûlkadir Geylâni Hz.lerinin dedikleri gibi:

“Ya Rabbi cehennem ehlinin cehennemden sana sığındıkları gibi bende cennet nimetlerinden sana sığınırım”

Bu dünyâda cennet nimetleri ile kıyas edilmeyecek derecede az bir lezzeti olan suyu içerken dahi o anda eğer Rabbimiz aklımızda ise o bize perde olmaz ancak o lezzet bizi ihâta etmiş ise lezzetin hükmü altına girmiş isek biz putperestiz çünkü Rabb’e değil nimete yönelmişizdir o anda ve o bize Rabb’imizi unutturan bir meşgûliyettir. Bu suyu içerken “Ya Rabbi bu senin varlığın iledir” düşüncesi içindeysek aynı anda suyun lezzetini hissetmemizin bir zararı olmaz hatta aynı zamanda şükrünü edâ etmiş oluruz.

Bütün bu nimetleri vereni bir kenara bırakarak sadece nimetler ile ilgilenmek nimete de nimeti verene de hayasızlık, haksızlık olur.

Gölgede olmaları da açıkça belirtiyor ki onlar gölgelidirler yâni nûr’un dışında kalmışlardır çünkü çok sıcak bir ortamda gölge onlara biraz serinlik verdiği için tercihleri gölgelerdir. Bu gölge nefslerinin gölgesidir ayrıca İlâh-î gölgede değildir. Ve perdedir.

Tahtlara yaslanmış olmalarındaki yaslanmanın hakîkati bir bakıma gaflettir.

Bizler eğer Hakk ehli isek bize helâl olan tek bir şey vardır o da Rabb’ımız yâni Allahû Tealâ hazretleri. Ahirette cennet ve cehennemden başka bir mahal olmadığına göre O’nun bizi dilediği yere koymasına rıza göstermeliyiz. Her iki durumda da Rabb’ımızı unutmadan ve gaflete düşmeden hayatımızı sürdürmek durumundayız.

Bir de anlamamız gereken şey “gerçek cennet” nedir? sorusudur.

“Cenn” kelime anlamı olarak örtmek demektir. Bu örtüyü oluşturan her bir ağacın bir esmânın zuhuru olan tecelli-i ilâhîyye olduğunu düşünürsek, cennet kişinin toprak bedenini esmâ-i ilâhîyyenin örtmesinden başka bir şey demek değildir. Bu durumda meyveler, huriler, gılmanlar nerede kaldı ki, İlâh-î tecelli ile sarılmak nerede kaldı.

Gerçek cennet Allah (c.c.)’ın kişiyi fiilleriyle, isimleriyle

sıfâtlarıyla ve tümden zâtıyla sarmasıdır. Biz bunu talep ediyorsak eğer gerçek Hakk dostuyuz. O kişiler işte kendi varlıklarını Allah (c.c.)’ın zâtı ile sarıp beden topraklarında görünecek yer bırakmazlar. Bu hale de “bakâbillah” derler. Herhangi bir mahal fenâfillah’tan sonra bakâbillah hükmü ile hayatını sürdürüyor ise Hakk’ın varlığından başka kendi varlığında varlık bulamıyorsa ve “kimse kimse değildir” sözünün hakîkatine ulaşmış ise “o kimse” denilen bütün varlıkların Hakk’ın varlığında olan isimlerin birer tecellisinden başka bir şey olmadığına âriftir.

Efendimiz (s.a.v)’in “Bana bakan Hakk’ı görür” buyurması bu gerçeğin ifâdesidir, yâni Hakk beni örttü ben de beşeriyete âit Muhammed diye bir şey kalmadı, benden Muhammed ismi ile görülen Hakk’ın ta kendisidir bu yüzden siz bana baktığınız zaman bu isim kapsamı altında Hakk’ı görüyorsunuz, demektir. İşte gerçek cennet ehli bu demektir.

Nefsâni isteklere uygun gelen cennet târifleri yâni meyveler, hûriler, gılmanlar vb. gibi târifler ile insânlara gelecekteki menfaatleri kazanabilmek adına bu dünyâdaki zorluklara katlanmaları için yapılan târiflerdir.

Cenâb-ı Hakk (c.c.)’ın emâneten bize vermiş olduğunu biz sahiplenerek asâleten kendimizin zannettiğimiz için bu bize verilmiş olana ihânet ettiğimizden dolayı cehennem ile cezâlandırma olmaktadır yoksa “Hakkâni” oluşumuz yönünden değil.

Yedi nefs mertebesi üzere olan Yedi cennet ve tevhîd cenneti olan sekizinci cennet ile Sekiz cennet olduğu belirtilmektedir. Sekizinci cennet olan tevhîd cenneti de Dört bölümdür.

Rahîm olan Rab'ten "selâm" sözü (vardır), deniliyor ancak süresi ve miktarı belli değildir, girdikleri zaman hoş geldin mânâsında olan bir selâm’mıdır? ve arkası sonra kesiliyor mu? veya düzenli aralıklarla mı veriliyor? bu selâm, öyle ise bu zaman aralıkları ne kadar?

Bu selâm geliyor ancak selâm’ı göndereni görmek yoktur, onunla konuşmak yoktur, onunla birlikte haşır neşir olmak yoktur, sadece iyi niyetle gelen bir selâm vardır.

Cennetin bu halleri tabîidir ki cehennem haline göre çok büyük bir hâdisedir. Ancak Rabb’ından sadece selâm gelmesiyle, devamlı O’nun yanında olmak bambaşka şeylerdir, bu konu üzerinde iyice düşünüp hangisini tercih etmemiz gerektiğine karar vermeliyiz.

Nefsleri için cennet talebinde bulunanlara “selâm” hitâbı ile yetiniliyor, diğerleri ise nefsleri için değil Hakk için o ibâdetlerini yapmışlardır ki fiziki cennet dahi onların yüzü suyu hürmetine vardır. Nefsleri karşılığı yaptıkları ibâdetler neticesinde cennete girenler cennetin kulu, ibâdetlerini sadece Hakk için yapanlar ise cennetin âmiri olmaktadırlar.

Bunlar Zât-ın kulları ve “vedhulî cenneti” (89/30) hükmü ile zat cennetinin sakinleridir.


وَامْتَارُوا الْيَوْمَ أَيُّهَا الْمُجْرِمُونَ

(Vemtâzûl yevme eyyuhel mucrimûn. )

Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(6)