Ve seḣḣara lekum mâ fî-ssemâvâti vemâ fî-l-ardi cemî'an minh(u)(c) inne fî żâlike leâyâtin likavmin yetefekkerûn(e)
Göklerdeki ve yerdeki her şeyi kendi katından (bir nimet olarak) sizin hizmetinize verendir. Elbette bunda düşünen bir toplum için deliller vardır.
O, göklerde ve yerde bulunan herşeyi kendinden bir lütuf olarak sizin hizmetinize vermiştir. Şüphesiz bunda düşünen topluluklar için ibret ve deliller vardır.
Bu ayet, Allah'ın evrendeki her şeyi insanlığın hizmetine sunduğunu ve bu durumun düşünen insanlar için derin anlamlar taşıdığını vurgulamaktadır. Ayet, 'teshir' (boyun eğdirme) ve 'tefekkür' (derin düşünme) kavramları etrafında şekillenerek, insanın evrendeki konumunu ve Allah'ın kudretini idrak etmeye davet eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'teshîr' kelimesini bir şeyi zorla veya iradesi dışında bir işe koşmak olarak tanımlar. Ancak Kur'an'daki kullanımında, Allah'ın yarattığı varlıkları, insanlar için faydalı olacak şekilde belirli bir düzene koyması ve onların hizmetine sunması anlamındadır. Bu ayette de göklerdeki ve yerdeki varlıkların insan için 'musahhar' kılındığı, yani onların insanın menfaatine amade kılındığı ifade edilir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'سَخَّرَ لَكُم' ifadesini 'boyun eğdirdi, hizmetinize verdi' şeklinde açıklar. Bu, Allah'ın kudretiyle evrendeki düzenin insan için işlevsel hale getirildiğini, tabiatın insan yaşamını sürdürmesi için elverişli kılındığını gösterir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'teshîr' kavramının Kur'an'da Allah'ın yaratıcı gücünün bir tezahürü olarak ele alındığını belirtir. Evrendeki her şeyin bir düzen içinde ve belirli bir amaca hizmet edecek şekilde yaratılması, insanın bu düzen içinde kendi yerini ve sorumluluğunu anlaması için bir işarettir. Ayetteki 'teshîr', insanın evrenle olan ilişkisini ve Allah'ın ona bahşettiği imkanları vurgular.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'semâvât' kelimesini 'yüksek olanlar' olarak açıklar ve Kur'an'da genellikle yedi kat gök olarak ifade edilen, yeryüzünün üzerindeki tüm uzayı ve gök cisimlerini kapsayan bir kavram olduğunu belirtir. Ayetteki kullanımı, Allah'ın kudretinin ve teshirinin sadece yeryüzüyle sınırlı olmadığını, tüm evreni kuşattığını gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'semâ' kelimesinin 'yükseklik' anlamına geldiğini ve Kur'an'da hem maddi gökleri hem de manevi yücelikleri ifade etmek için kullanıldığını belirtir. Bu ayette ise, Allah'ın insan için 'musahhar' kıldığı, yani hizmetine sunduğu maddi gök cisimlerini ve uzayı ifade eder.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'arz' kelimesinin bilinen yeryüzü olduğunu ve Kur'an'da genellikle 'semâvât' ile birlikte zikredilerek evrenin iki temel bileşenini oluşturduğunu ifade eder. Ayetteki 'arz', insanın yaşamını sürdürdüğü, rızkını temin ettiği ve üzerinde faaliyet gösterdiği alanı temsil eder.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'arz' kelimesinin genişlik ve yaygınlık anlamlarını da içerdiğini belirtir. Bu ayette, Allah'ın insan için 'musahhar' kıldığı, yani hizmetine sunduğu yeryüzünün tüm imkanlarını ve kaynaklarını ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'âyet' kelimesini 'açık alamet, işaret ve delil' olarak tanımlar. Kur'an'da hem Allah'ın kelamını (Kur'an ayetleri) hem de evrendeki yaratılış delillerini ifade etmek için kullanılır. Bu ayette, göklerin ve yerin insan için teshir edilmesindeki hikmet ve düzenin, Allah'ın varlığına ve kudretine dair 'açık deliller' olduğunu vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'âyet'in bir şeyin varlığına veya bir hükmün doğruluğuna işaret eden her şey olduğunu belirtir. Ayetteki 'âyât', Allah'ın evrendeki yaratılışındaki mükemmelliğin ve düzenin, düşünen insanlar için birer ibret ve öğüt kaynağı olduğunu ifade eder.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'âyet' kavramının Kur'an'da genellikle 'ibret alınacak ders' ve 'Allah'ın kudretini gösteren delil' anlamlarında kullanıldığını belirtir. Bu ayette, göklerdeki ve yerdeki varlıkların insan hizmetine sunulmasının, Allah'ın sonsuz gücünü ve hikmetini gösteren somut 'deliller' olduğunu vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'tefekkür' kelimesini 'kalbin bir şeyi idrak etmek için düşünceyi hareket ettirmesi' olarak tanımlar. Bu, sadece yüzeysel bir düşünme değil, derinlemesine analiz etme ve sonuç çıkarma sürecidir. Ayetteki 'yetefekkerûn', Allah'ın yarattığı evrendeki düzeni ve insan için sunduğu nimetleri gözlemleyip, bunların ardındaki ilahi kudreti ve hikmeti anlamaya çalışan kimseleri ifade eder.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'tefekkür'ün, bir şeyi anlamak için zihinsel çaba sarf etmek olduğunu belirtir. Ayetteki 'yetefekkerûn' ifadesi, Allah'ın ayetlerini (delillerini) sadece görmekle kalmayıp, onlar üzerinde derinlemesine düşünerek ibret alan ve doğru sonuçlara ulaşan kişilerin niteliğini vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'tefekkür'ün Kur'an'da önemli bir kavram olduğunu ve insanın evrendeki düzeni ve Allah'ın yaratılışındaki mükemmelliği idrak etmesi için bir araç olduğunu belirtir. Bu ayetteki 'yetefekkerûn', Allah'ın insanlığa sunduğu nimetler karşısında pasif kalmayıp, aktif bir şekilde düşünerek Allah'ın varlığını ve kudretini tasdik eden kimseleri işaret eder.
Bu âyetin tefsiri eserlerde henüz eşleştirilmedi.
Eşleştirme tamamlandıkça bu bölüm otomatik dolar.