Ve seḣḣara lekum mâ fî-ssemâvâti vemâ fî-l-ardi cemî'an minh(u)(c) inne fî żâlike leâyâtin likavmin yetefekkerûn(e)
Göklerdeki ve yerdeki her şeyi kendi katından (bir nimet olarak) sizin hizmetinize verendir. Elbette bunda düşünen bir toplum için deliller vardır.
Duhân Sûresi
Âyet-i Kerime “Zikir” âyetlerindendir.
Hayal ve vehimden bu hatırlatma ile öğüt alıp hakikate dönmek nerede, onlara risalet-esmâ mertebesini açıklayan resüller gelmişti-gelmektedir.[16] (M.D.) İnsân isen gel maşuku seyret.
Fâni vücûd’u bâki’ye devret.
Mahbûb’u Hakk’sın ilminde zevket.
Yorulma gitme celâl’e doğru. (N.T.)
ثُمَّ تَوَلَّوْا عَنْهُ وَقَالُوا مُعَلَّمٌ مَّجْنُونٌ {الدخان/14}
(44/14) “Summe tevellev ‘anhu ve kâlû mu’allemun mecnûn(un)”
(44/14) Sonra onlar, o peygamberden yüz çevirdiler ve: "Bu öğretilmiş bir delidir." dediler.