İçeriğe atla
Mâide 12Cüz 6 · Sayfa 109

Mâide Sûresi 12. Âyet

المائدة

Sohbete sor

Velekad eḣaża(A)llâhu mîśâka benî isrâ-île vebe'aśnâ minhumu-śney ‘aşera nakîbâ(en)(s) vekâla(A)llâhu innî me'akum(s) le-in ekamtumu-ssalâte veâteytumu-zzekâte veâmentum birusulî ve'azzertumûhum veakradtumu(A)llâhe kardan hasenen leukeffiranne ‘ankum seyyi-âtikum veleudḣilennekum cennâtin tecrî min tahtihâ-l-enhâr(u)(c) femen kefera ba'de żâlike minkum fekad dalle sevâe-ssebîl(i)

Andolsun, Allah İsrailoğullarından sağlam söz almıştı. Onlardan on iki temsilci -başkan- seçmiştik. Allah, şöyle demişti: "Sizinle beraberim. Andolsun eğer namazı kılar, zekatı verir ve elçilerime inanır, onları desteklerseniz, (fakirlere gönülden yardımda bulunarak) Allah'a güzel bir borç verirseniz, elbette sizin kötülüklerinizi örterim ve andolsun sizi, içinden ırmaklar akan cennetlere koyarım. Ama bundan sonra sizden kim inkar ederse, mutlaka o, dümdüz yoldan sapmıştır."

Mâide Sûresi

Terzibaba - Necdet Ardıç

(12) (Ve lekad ehazAllahu mîsaka beni isrâîl* ve beasna minhümüsney aşere nekîba* ve kalAllahu innî meaküm* lein ekamtümüs Salate ve ateytümüz Zekâte ve amentüm Bi rusulî ve azzertümuhüm ve akradtümullahe kardan hasenen leükeffirenne anküm seyyiatiküm ve leüdhılenneküm cennatin tecrî min tahtihel enhar* femen kefere ba'de zâlike minküm fekad dalle sevaes sebîl;)

“Allah, İsrailoğularından söz almıştı. İçlerinden on iki müfettiş göndermiştik... Allah şöyle demişti: " Ben, muhakkak sizinle beraberim. Namazı dosdoğru

kıldığınız, zekâtı verdiğiniz, peygamberlerime imân ettiğiniz ve onlara yardımda bulunduğunuz, (mallarınızı) Allah yolunda güzelce sarfettiğiniz takdirde, günahlarınızı mutlaka örter ve sizi altından ırmaklar akan cennetlere korum. Fakat sizden her kim de, bundan sonra küfrederse, dosdoğru yoldan sapmış olur.” Beni İsrâîl’in kelime karşılığı “gece yürüyenler” olduğuna göre, Cenâb-ı Hakk hem genel olarak ahitlerini yerine getirmek üzere herkesten misâk aldı hem de Mûseviyyet mertebesinde olanlardan söz aldı. Bizlerde İslâm elbisesi giyerek bütün bu kapsama giren şartları yapacağımıza söz vermiş oluyoruz.

Seyri sülûk yolundaki oniki mertebeye denk gelen oniki görevli her mertebeden bir görevlinin seçilmiş olduğunu gösteriyor. Cenâb-ı Hakk onlara ne kadar yakın olarak “Ben muhakkak sizinle beraberim” diyor ve bu yakınlık Beni isrâîl mertebesinde olan beraberliktir yâni esmâ mertebesinde olan beraberliktir. Cenâb-ı Hak sıfât mertebesi itibarıyla İsevîler ile ve Zât mertebesi itibarıyla Muhammedîler ile beraberdir.

Seçilmiş olan nakipler ise seyri sülûkte hangi esmâ çekiliyor ise onun düşünce mertebesi ve onun kemâlâtıdır.

Namaz Cenâb-ı Hakk’ın önünde Zâti İlâhîde beş vâkit durmaktır. Kendi varlığının O’nun varlığından başka bir şey olmadığını idrâk ve buna şükran olarak özel olarak O’nun önünde durmaktır. İnsan eğer idrâk ederse bu beş vâkit dışındaki diğer zamanları da namazdır ve buna dâimî namaz deniliyor. Burada fiili olarak dünya işleri yapılmasına rağmen akıl Hakk’tadır fakat yine de bölünmüştür. Beş vâkit namaz da ise hazerat-ı hamse mertebelerine karşılık olarak ef’âl, esmâ, sıfât, zât ve İnsânı kâmil olarak o mertebelerin hakîkatinin idrâk edilmesidir. İnsânı Kâmil mertebesinde yaşayan birinin namaz kılması özel olarak bireysel zâtı ile İlâhi Zâtının önünde durması yâni kendinden kendine bir hürmet ve saygı, anlayış manasınadır. Kişi ilk başta kendini

tanımadığı için kendisini tanıyacak bir yer arıyor ve Allah aynasında kendisini seyretmeye başlıyor, ne zaman ki bu seyrin sonunda o aynadan gayrı bir şey olmadığını idrâk ediyorsun bu sefer Allah kişide kendisini seyretmeye başlıyor. İşte salât dediğimiz bu oluşum hem sistem olarak hem mânâ olarak bu dünyadaki oluşumların en nadide olanlarındandır ve sadece insân bunu her mertebede gerçekleştirebiliyor ve Cenâb-ı Hakk’a muhatap olarak O’nun huzurunda konuşabiliyor.

Zekât temizlenmek mânâsınadır. Maddi zekât verildiğinde kişinin kendi malı temizleniyor fakat manevî zekât verildiğinde karşıdaki kişinin malı temizlenmiş oluyor.

Allah’a borç vermek, eğer kişide Cenâb-ı Hakk’ın zât tecellisi var ise ve çevresindekiler ef’âl, esmâ, sıfât tecellisi içinde iseler, kişi onların hakîkati olan Zât mertebesini onlara anlatıp, idrâk ettirdiğinde onları Allah’a ulaştırmış olacağından, bugünden Allah’a borç vermiş oluyor. Ve buna “karden hesenen-güzel borç” deniliyor.

Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(3)