İçeriğe atla
Rahmân 78Cüz 27 · Sayfa 534

Rahmân Sûresi 78. Âyet

الرحمن

Sohbete sor

Tebârake-smu rabbike żî-lcelâli vel-ikrâm(i)

Azamet ve ikram sahibi Rabbinin adı yücedir.

Er-Rahmân

Terzibaba - Necdet Ardıç

Ne kadar da gaflet ehli olduğumuz meydandır. Nüzulünden bu günlere kadar okumaya çalıştığımız “Zat-ı Mutlak”ın kelamı olan Kur’an-ı Azimüşşan’daki gerçekleri acaba öldükten sonra mı anlayacağız? Heyhat! O zaman iş işten geçmiş olacaktır. Bu kadar ihtardan sonra daha neyi bekler durursun ey gafleti bol insan (55/78) تَبَارَكَ اسْمُ رَبِّكَ ذِي الْحَلَالِ وَالْإِكْرَامِ

tebarekesmü rabbike zü’l celali vel ikrami zü’l celali ve’l ikrami/celal ve ikram sahibi rabbinin ismi tebarek/pek yüce “Büyüklük ve ikram sahibi Rabbinin adı ne yücedir.” Aynı surenin 27. ayetinde geçen ifade “yebka vechü rabbike zül celali vel ikram” burada ise “tebarekesmü rabbike zül celali vel ikram” şekliyledir.

Birinci “celal ve ikram” ise, varlığındaki Rahmaniyyetinin ne kadar bereketli ve yüce olduğunu; bunun “celal ve ikram” dan geçtiğini anlatmak içindir Burada yine küçük bir hesap yapmamız yerinde olacakın Sure : 55

Ayet : 78

Toplam : 133

(133) sondaki (3)ü ayırırsak, (13) ve (3) olur ve geriye (13) kalır.

Ayırdığımız (3)ü ön tarafa aldığımızda (313) olur.

Yani hem (13) ü hem de (31)i bünyesinde toplamış olur.

“Rahman” sayıları itibariyle 298’dir. Toplarsak; 2 + 9 + 8 = 19 eder.

(19 dan 1 i çıkanrsak), (19 - 1 = 18) kalır ki; bu da (18) on sekiz bin alem demektir.

Ayrılan (1) ise; “Rahman” tecellisinde olan “İnsan-ı Kamil”dir.

Daha evvel yukarıda da belirttiğimizden, burada sadece hatırlatma babında ifade etmek istedim.

“tebarekesmü rabbike”; seyr-i sülükun başlangıcından sonuna ve vuslata erinceye kadar “Rab” ismiyle tecelli ve terbiye eden Allah (c.c.) ne bereketli ve ne mübarektir.

“zül celali vel ikram”; Celalinden cemali; cemalinden celali zuhura gelmekte; ikramını “celal”inden yapmaktadır.

Annenin çocuğunu dünyaya getirirken çektiği sıkıntı celal; çocuğun dünyaya gelmesi cemal ve ikramdır.

Salikin, “veled-i kalb”ini dünyaya getirirken geçirdiği nefs mücadelesi celal; belirli bir idrake ulaşması cemal ve ikramdır.

Rahmani bir hayat yaşamak için yapılan mücahede ve riyazatlar celal; bunun neticesi olarak kazanılan “Nefes-i Rahmani” cemal ve ikramıdır.

Sure-i şerifin basından beri anlatılanlar ve içindeki zorluklar celal tecellisi, hakkıyla tatbik edip hakikatlerini anlayarak yaşamak ise cemal ve ikramıdır.

Bu ikramın en yücesi “Rahman” ismiyle belirtilen “Nefes-i Rahmani”dir. Rahman’ın nefesiyle diri ve hay olanlar ancak Allah’ın “hayat” esmasıyla karşılarında olanlara hayat-ı ebediyyeyi nefh ederler ve yaşatırlar.

Bunlardan başkalarının nefesi hayat bahşetmez. Sözleri sadece kelamda kalır. Çünkü kendilerinde hayat iksiri yoktur.

Bir kimse bu hakikatleri takip ede ede “cem’’ül cem”e geldiğinde, bütün “esma-i ilahiye”nin eser ve zuhurları oradan zahir olduğunda;

o hakikatiyle Hak;

sûret olarak ve zahiriyle Halk olur.

Hakk’ın bütün mertebelerinin ahkamı onda toplanmış olmakla;

o “suret-i ılahiye” üzere olmakla halka “Rahman” olmuş olur.

Zira “insan-ı Kamil”, zahiri ve batını ile halka rahmettir.

İşte bu da evvela celali yönünden “insan-ı Kamil”e ikramı;

cemali yönünden de “insan-ı Kamil”i Zat mertebesinden halkına ikram etmesidir.

Konyalı Mehmed Vehbi bu ayet hakkında şöyle diyor:

[Başkalarınm isimleri gibi zail olucu değildir. Binaenaleyh, Cenab-ı Hakk’ın ismi zikrolunan yerde bereket feyezan eder. Hatta ehl-i cennetten tekalif sakıt olduğu halde, zikrullah bakidir. Binaenaleyh ehl-i cennet daima Allah’ı zikrederler.]

Bu lütufları bahşeden, Rahman olan Allah’a “Hamid” ismiyle hamd eder, her birerlerimize “Arif” ismiyle tecelli etmesini, “Şehiyd” ismiyle müşahede ehli olmamızı niyaz ederiz.

Allah Hak söyler, Hakk’a yöneltir.

30/03/2001

Necdet Ardıç

Terzi Baba

Tekirdağ

İ K İ N C İ B Ö L Ü M

Kur’an-ı Keriym’de, içinde Rahman ismi geçen ayetlerin meal ve kısa kısa yorumları.

113 - Besmelede süre başlarında 113 defa

حِيمءحمن الرءبِسْمِ اللهِ الرّ

“bismillahirrahmanirrahiymi” .

“Rahman Rahiym Allah ismi/adıyla”.

“Rahman Rahiym olan Allah’ın adıyla”.

Bir hadis-i şerifte; “Besmele her kitabın anahtarıdır” buyuruldu.

Kur’an-ı Kerim’de her sürenin başında olduğundan, onun da anahtarı besmeledir.

Şurada bir şeye daha dikkat çekmemiz gerekmektedir. Bilindiği gibi Tevbe Süresinin başında besmele yoktur.

Hal böyle olunca sure başlarındaki besmele sayısı 113 olur. Baştaki “1” sayısını alırsak, geriye “13” (113 - 113) kalır ki; bu da bütün sürelerin özünde “Hakikat-i Muhammedi”, “İnsan-ı Kamil”in özü olduğunu anlatmaktadır.

Geriye kalan tek besmele ise; Kur’anı Keriym Neml Suresi 27. sure 30. ayette

تَانِعحمن الرعهُ بِسْمِ اللَّهِ الرَّعهُ مِن سُلَيْمَنَ وَإِنَّهُعإِذْ ﴿٣٠﴾

innehü min süleymane ve innehü bismillahirrahmanirrahıymi “innehü/kesin o Süleyman’dan ve innehü/kesin o Rahman, Rahiym Allah ismi/adıyla.”

“Rahman, Rahiym olan Allah’ın adıyla, diye Süleyman’dan bir haber geldi.” Görüldüğü gibi ayet numarası 30’dur. Yukarıda çıkardığımız “1” sayısını “30”a ilave edersek “31” olur, tersi “13” eder.

Bu dahi “Hakikat-i Muhammedî”nin “Hakikat-i Süleymaniye”deki tesiratını açık olarak göstermektedir. Yeri gelince bu ayeti de sıraya alacağız.

Besmeledeki anahtar, içinde bulunan “Allah, Rahman, Rahiym” isimleridir.

Allah zat, Rahman sıfat, Rahiym esma, Bunların zuhura çıktığı yer de, “beden-i insan” “ef’al mertebesi”dir.

Böylece bütün mertebeleri kendinde toplamıştır ve insan, “besmele-i şerife”nin sureti üzeredir.

Besmele, Allah kelamının anahtarı olduğu gibi insan da kainat kitabinin anahtarıdır.

Varlığında bütün mertebeleri toplamış olduğundan suret-i Rahman üzeredir.

Kur’an’ın kapısını, Allah’ın kapısını, Alemin kapısını ancak süret-i Rahman üzere olan, besmele (“İnsan-ı Kamil”) açabilir.

İnsan-ı Kamile ulaşamayan, beşeri varlığında kendi var ettiği hayal aleminde yaşar. Marifete ulaşamaz.

114 - Kur’anı Keriym Fatiha Suresi 7. sure 2, 3, 4. ayette

الْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ

حيمءحَمَنَ الرَّءالرُّ ﴿٣﴾

مَالِكِ يَوْمِ الدِّينِ

el hamdü lillahi rabbil alemiyne (2)

errahmanirrahiymi (3) maliki yevmüddiyni (4)

“hamd rabbil alemiyne/alemlerin rabbi Allah içindir (2) rahman/rahmetli/rahmet eden rahıym/merhametli (3) yevmüddiyn/din günü malikidir (4)

“Hamd alemlerin Rabbi, merhametli olan, merhamet eden ve din gününün sahibi olan Allah ‘a mahsustur,” denilerek bu makam sırdan açığa çıkarıldı.

Hamd, “Hakikat-i Muhammedî”nin kaynağı olan “Makam-ı Mahmud”a, “İsm-i A’zam” olan “İnsan-ı Kamil”in “Nefes-i Rahmani”si ile bütün alemler düzeyinden yönelerek, “Allah” esması ile yüceltmesidir.

Ayrıca her bireyin kendi mertebesinden Rabb’ına hamdı vardır.

115 - Kur’anı Keriym Bakara Suresi 2. sure 163. ayette;

وَإِلَهُكُمْ إِلَهٌ وَاحِدٌ

حِيمٍعحَمَن الرّعهُوَ الرَّلا اله الا

ve ilahüküm ilahün vahidün la ilahe illa hüverrahmanürrahıymü ve sizin ilahınız ilahün vahidün/vahid/ilah olandır la ilahe illa hüve/yok ilah illa hüve/o rahman/rahmetli/rahmet eden rahıym/merhametli “O, merhamet eden merhametli olandan başka tanrı yoktur.” Sizin ilahınız zannınızda var ettiğiniz hayali ilahlar değil, bütün alemde sureti (dışı) Rahman, sıreti (içi) Rahiym, Vahid (tek) ve “hüviyet-i mutlaka” olan “Allah”tır.

116 - Kur’anı Keriym Ra’d Suresi 13. sure 30. ayette

حمنعأَوْحَيْنَا إِلَيْكَ وَهُمْ يَكْفُرُونَ بِالرّ

evhayna ileyke ve hüm yek­fürune birrahmani ileyke/üzerine değin (sana) vahyettik ki ve hu/onlar rahman ile (Rahmanı) küfür/tekfir ediyorlardı

“Sana vahyettik ki; onlar Rahmanı inkar ediyorlardı”

Ey habibim, sana bildirdiğim Rahmanî ilim ve hakikatleri onlara ilettiğin zaman, akl-ı cüzlerinin darlığı sebebiyle bu ilim ve hakikatleri inkar ediyorlardı.

117 - Kur’anı Keriym İsra Suresi 17. sure 110. ayette

حَمَنعقُلِ ادْعُوا اللَّهَ أَوِ ادْعُوا الرَّ

أَيًّا مَا تَدْعُوا فَلَهُ الْأَسْمَاءُ الْحُسْنَى

kulid’ullahe evid’urrah­mane eyyen mated’u felehul esmaül­ husna de ki, id’ullahe/Allah duıy/davet/dua edin, çağırın veya id’urrah­mane/rahman duıy/davet/dua edin, çağırın eyyen/hangisini duıy/davet/dua ederseniz, çağırırsanız bu halde esmaül­ husna/hüsna/güzel isimler lehu/onun için/ona “De ki; gerek Allah deyin, gerek Rahman deyin; hangisini derseniz deyin en güzel isimler O’nundur” Ey habibim, bütün mertebelere cami olan “Allah”ı talep edin.

İsimlerin ve sıfatların gerçek yüzleriyle meydana geldiği “Rahmaniyyeti” talep edin.

Çünkü bu iki mertebede birimselliğe ve gayrıya yol yoktur, “zati tecelli”dir. Kendinizden fani olup, bu mertebeler ile diri ve zinde olun.

Diğer isimler bu iki mertebeden meydana gelmiştir.

Hepsi O’nun isimleridir ve Zatına giden birer kapıdır.

“Ulül elbab”lar bu kapıların nöbetçileridir.

Nöbetçilerden izin alarak;

- evvela “esmaül hüsna” güzel isimleriyle başlayıp,

- sonra “Rahman” isminde fani,

- “Allah” isminde gerçek hakikatinizle baki olunuz, de.

118 - Kur’anı Keriym Meryem Suresi 19. sure 18. ayette

حْمَنِ مِنْكَ إِنْ كُنْتَ تَقِيًّاعقَالَتْ إِنِّي أَعُوذُ بِالرَّ

kale inniy e’uzü birrahmani minke in künte tekıyyen dedi ki, eğer isen tekıy/takva eden, sakınan ise inniy/muhakkak ben senden rahman ile (rahmana) istiaze/sığınırım Meryem; eğer sakınan bir kimse isen, senden Rahmana sığınırım, dedi.”

“Ruhul kudüs” (Cebrail a.s.) Meryem’e insan suretinde gözüktüğünde, Meryem “senden Rahman’a sığınırım” demekle, büyük bir irfaniyet göstererek kaderine rıza gösterdiğini bildirmiştir.

Çünkü kendisine “üflenen” sığındığı “Rahman”ın nefesi idi.

119 - Kur’anı Keriym Meryem Suresi 19. sure 26. ayette

فَكُلِي وَاشْرَبِي وَقَرِّي عَيْنًا

مِنَ الْبَشَرِ أَحَدًاأمَا تَرَيْنُعفَأَمَّ

حمن صوماعفَقُولَى إِنِّي نَذَرْتُ لِلرِّ

فَلَنْ أُكَلَّمَ الْيَوْمَ انْسِيَا

feküliy veşrebiy ve karriy aynen feimma tereyinne minel beşeri ehaden fekuliy inniy nezertü lirrahmani savmen felen ükellimel yevme insiyyen artık ekl/ye ve şurup et/iç ve karriy aynen/ayn/göz aydınlansın (karar bulsun/sevin, sürur bul) bu halde ki, amma/gelince eğer beşerden ehad/birini, kimseyi üyet eder/görürsen bu halde inniy/muhakkak ben rahman için savm/oruç nezrettim/adadım bu halde asla yevm/gün ki, ins/insan olana kelime etmeyeceğim/konuşmayacağım de “Ye, iç; gözün aydın olsun, insanlardan birini görecek olursan, ““ben Rahman’a oruç adadım, bu gün hiçbir insanla konuşmayacağım”, de.”

- Yukarıdan gelen, sıfat mertebesinin gıdası olan “hurma”dan ye.

- Aşağıdan gelen “hayat” suyundan iç.

- Karşılaştığın beşeri insanlarla beşeri manada konuşma.

“Ben Rahman’a oruç adadım” yani “Rahmaniyyet mertebesinden başka bütün mertebelerden ilgimi kestim” de.

Çünkü Rahmaniyyet mertebesi kendisini ihata etmişti.

120 - Kur’anı Keriym Meryem Suresi 19. sure 44. ayette

شَيْطَانُعيَا أَبَتِ لَا تَعْبُدِ الشَّيْطَانَ

حَمَنَ عَصِيًّاعيْطَانَ كَانَ لِلرَّعالشَّدُّأإِنْ

ya ebeti la ta’büdişşeytane

inneşşeytane kane lirrahmani asıyyen

ya ebeti/ey babacığım abd/kulluk/ibadet etme şeytana

inne/muhakkak şeytan rahman için asi/isyankar olmuştu Babacığım, şeytana tapma. Çünkü şeytan Rahman’a baş kaldırmıştır.” Adem’e secde etmeyen şeytan, aslında “suret-i Rahman” üzere olan Adem’in şahsında, “Rahman”a secde etmemiştir.

121- Kur’anı Keriym Meryem Suresi 19. sure 45. ayette

﴿٤٥﴾ يَا أَبَتِ إِنِّي

حَمْنٍعلَكَ عَذَابٌ مِنَ الرَّحْمَنِ فَتَكُونَ لِلشَّيْطَانِ وَلِيًّاعأَخَافُ أَنْ يَمَسَّ

شَيْطَانًا وَلِيًّاعفَتَكُونُ لِلشَّ

ya ebeti inniy ehafü en yemesseke azabun mi­nerrahmani fetekune lişşeytani veliy­yen ya ebeti/ey babacığım inniy/muhakkak ben rahmandan azab sana messe/dokunmasına havf ediyor/korkuyorum bu halde şeytan için veli/dost olursun “Babacığım! Doğrusu sana Rahman katından bir azabın gelmesinden korkuyorum ki; böylece şeytanın dostu olarak kalırsın.”“

Şeytanın dostu olarak kalana, “Rahman” tarafından bir azabın gelmesi mukadder olmaktadır. Çünkü kendinde var olan “nefes-i Rahman”ı nefsiyle perdelemiş olmaktadır.

122 - Kur’anı Keriym Meryem Suresi 19. sure 58. ayette

مُدًّا وَبُكِيًّاأوَاسْجُدْوحَمَنَ خَرَّعإِذَا تُتْلَى عَلَيْهِمْ أَيَاتُ الرّ

iza tütla aleyhim aya­türrahmani harru sücceden ve bükiy­yen

aya­türrahman/rahman ayetleri üzerlerine tilavet edildiğinde/okunduğunda

sücceden ve bükiy­yen/secde edenler ve büky/ağlayanlar, ağlayıcılar olarak

harr/yere/secdeye kapanırlar “Rahman’ın ayetleri onlara okunduğu zaman, ağlayarak secdeye kapanırlardı.”

“Rahman”ın ayetleri, yani işaretleri onlara açıldığı, sırları zuhura çıkıp anlaşıldığı vakit, kendi varlıklarının “Hakk”ın varlığı olduğunu anladıklannda, bu lütuf ve güzelliğin şükranesi ve kendilerini aşmış olmanın özelliği içinde ağlayarak secdeye kapanırlar.

123 - Kur’anı Keriym Meryem Suresi 19. sure 61. ayette

حمن عِبَادَهُ بِالْغَيْبِعتَىٰ وَعْدُ الرَّعات عدن العجُنْدُ

cennati adninilletiy ve’aderrah­manü ‘ıbadehü bil gaybı gayb ile ıbadehü/onun/kendisinin ibad/kullarına ve’aderrah­manü/rahmanın vaad ettiği adn cennetleri Rahmanın kullarına gaybde vaad ettiği cennete, adn çenetlerine gireceklerdir.” Gaybî olarak bildirilen Rahmanî hakikatler, cennetlerde Rahman’ın kulları tarafından şuhudi olarak yaşanacaktır.

124 - Kur’anı Keriym Meryem Suresi 19. sure 69. ayette

مِنْ كُلِّ شِيعَةٍعلَنَنْزِعَنعثُمَّ ﴿٦٩﴾

حمن عتياععَلَى الرُّوهُمْ أَشَدُّوآي

sümme lenenzi’anne min külli şiy’atin eyyühüm eşeddü alerrahmani ıtiyyen sonra külli/her şıa’dan/grup, cemaattan ıtıy/itaat etmeyen, serkeş olarak rahman üzerine eyyü/hangisi onların eşedd/şedid/daha şiddetli, çetin elbette kesin niza edeceğiz/çekip çıkartacağız, ayıracağız “Sonra her toplumdan Rahman’a en çok kimin baş kaldırdığım ortaya koyacağız” Rahman’ı idrake yönelik mertebeler olduğu gibi, O’na olan cehlin de mertebeleri vardır.

Rahman’a en çok baş kaldıran, ona en uzak mertebede o mertebenin en cahilleridir. Ahirette bunların hepsi ortaya çıkarılacaktır.

125 - Kur’anı Keriym Meryem Suresi 19. sure 75. ayette

مدا حمنألالَة فَلْيَمْدُدْ لَهُ الرّعقُلْ مَنْ كَانَ فِي الضّ

kul men kane fiyddalale­ti fel yemdüd lehürrahmanü medden “de ki, dalalet/sapıklık içinde olan kimseye bu halde rahman müddetleyerek/temdid ederek lehü/onun için/ona müddet/süre verir “De ki; kim dalalet içerisinde ise, Rahman onu uzatmak suretiyle dalalette bırakır.”

“Hadi” isminin tesirinde bulunan insanlar olduğu gibi, “Mudil” isminin de tesirinde olanlar vardır.

Bu ismin tesirinden kurtulmak için ibadet ve bazı çalışmalar yapmak gerekir. Bunlarda ihmallik, dalalette daha uzun süre kalmaya yol açar. Bu gafletinden dolayı da Rahman onu dalalette bırakır.

126 - Kur’anı Keriym Meryem Suresi 19. sure 78. ayette

حمن عهداعخُذْ عِندَ الرَّعمَعَ الْغَيْبَ أَمِ الَّعأَطْ ٧٨

ettale’al ğaybe emittehaze ınderrahmani ahden gaybe tuluğ etmiş/yükselmiş iç yüzüne vakıf mı olmuş veya inderrahman/rahmanın indi/katı ahid/sözü mü ittihaz etmiş/edinmiş “O, görülmeyeni mi biliyor? Yoksa Rahman katından bir söz mü almıştır?” Akl-ı cüz sahibi kimse bu küçük ve hayali aklı ile gaybı idrak edeceğini mi zannediyor? Yoksa “hakikat-i Rahmaniyye”den bir söz ve ilim mi almıştır?

127 - Kur’anı Keriym Meryem Suresi 19. sure 85. ayette ;

حَمْن وَفَدًاأقِينَ إِلَى الرَّأيَوْمَ نَحْشُرُ الْمُتَ

yevme næhşürül müttekıyne ilerrahmani vefden yevm/gün ki vefd (delegeler, heyet, elçiler, temsiciler) olarak ilerrahmani/ rahmana değin/ üzre müttakileri/takva edenleri haşreder/toplayarız “Sakınanları, o gün Rahman’ın huzurunda O’na gelmiş konuklar olarak toplarız” Her mertebenin muttekileri olduğu gibi Rahmaniyyet mertebesinin de muttekileri yani hakikatini idrak edenleri vardır.

İşte onlar “Rahman”ın konuklarıdır ve O’nun huzurunda toplanırlar.

128 - Kur’anı Keriym Meryem Suresi 19. sure 87. ayette

فَاعَةع٨٧ لا يَمْلِكُونَ الشَّ

حَمَنَ عَهْدًاعخُذْ عِندَ الرَّعمَنْ اَتَْإِلَّا

la yemlikuneşşefa’ate illa menittehaze in­derrahmani ahden illa/ancak/istisna in­derrahman/rahman indi/katı ahid/söz olanı ittihaz eden/edinen şefaata mülk edinir/sahib olurlar “Rahman’m yanında, ahid almış olandan başka, hiçbir kimse şefeate sahip olamaz.” Belirli aşamalar neticesinde kendisinde “mertebe-i Rahmaniyyet”in zuhuru oluşan kimseye “şefaat ruhsatı” verilir.

Bu hakikatleri hangi kabiliyetli gönüllere nefh etmişse, o gönüllerde “Rahmani” hayat zuhura çıkmağa başlar, bu günkü şefeati budur.

Ahiretteki şefeati ise; dünyada iken kendisine iyi niyetle yaklaşmış olanların, kısmen de olsa, cezalarının hafifletilmelerine yardımcı olmasıdır.

129 - Kur’anı Keriym Meryem Suresi 19. sure 88. ayette

حْمَنُ وَلَدًاعخُذِ الرُّعوَقَالُوا اتِ ﴿٨٨﴾

ve kalutteha­zerrahmanü veleden ve dediler ittihaz etti/edindi rahman veled/çocuk “Bazı kimseler Rahman çocuk edindi, dediler.” Bazı kimselerin “İsa (a.s) Allah’ın oğlu”dur dedikleri gibi, bazı kimseler de “Rahman çocuk” edindi, dediler.

Bu sözleri ile Rahman’ı hiç tanımadıklarım ifade etmiş oldular.

Rahman; baş tarafta da belirtildiği gibi,

- “Halakal insan” (55/3) insanı halk, icad, zahir ve batın “mevcud” etti.

- “Nefes-i Rahmani” ile de bütün alemleri “mevcud” etti.

130 - Kur’anı Keriym Meryem Suresi 19. sure 91. ayette

حَمَنَ وَلَدًاعأَنْ دَعَوْا لِلرّ

en de’av lirrahmani veleden rahman için veled/çocuk davet/iddia ettiler, çağırdılar diye Kur’anı Keriym Meryem Suresi 19. sure 90.. ayette

رَنَّ مِنْهُعمَوَاتِ يَتَفَطَّعتَكَادُ السَّ

الْجِبَالُ هَداوالْأَرْضِ وَتَخَرَّ٩وَتَنشَقُّ

tekadüssemavatü ye­tefettarne minhü ve tenşakkul ardu ve tehırrül cibalü hedden az kalsın/neredeyse semavat minhü/ondan fettar/edecek/çatlayacak ve arz inşikak edecek/yarılacak ve hedd/gürültü ile yıkılarak cibal/dağlar tehar/kapaklanacak “Rahman’a çocuk isnad etmelerinden ötürü Neredeyse gökler paralanacak, yer yarılacak, dağlar göçecekti.”

131 - Kur’anı Keriym Meryem Suresi 19. sure 92. ayette

خُذْ وَلَدًاعحَمْنُ أَنْ يَتَعوَمَا يَنبَغِي لِلرّ

ve ma yenbe­ğıy lirrahmani en yettehıze veleden ve veled/çocuk ittihaz etmesi/edinmesi rahman için enbega/uygun/yakışık düşmez, gerekmez

“Oysa Rahman’a çocuk edinmek yaraşmaz”

Çünkü analık, babalık ve çocukluğu oluşturan “Rahmaniyet” mertebesidir.

132 - Kur’anı Keriym Meryem Suresi 19. sure 93. ayette

مَوَاتِ وَالْأَرْضِعمَن فِي السَّمَ٩إِنْ كُلٌّ ﴿٩٣﴾

حَمَنَ عَبْدًاعآتَى الرَُّإِلَّا

in küllü men fiys semavati vel ardı illa atirrahmani abden semavat ve arz içinde küllü/her kişi/herkes illa/ancak rahman abd/kul olarak ate/gelir “Gökte ve yerde olan her kimse Rahman’a baş eğmiş kul olarak gelecektir.” Kimse; kimlik demektir.

Kimlik sahibi olmak için evvela şuur gerekmektedir.

Yerde ve gökte olan fakat gaflet içinde yaşayan şuurlu varlıklar, öldükleri zaman hayatlarının hiç de zannettikleri gibi olmadığını ve kendilerine ait hiçbir şeyleri bulunmadığını anlarlar.

Böylece ahirette Rahman’ıin önüne iflas etmiş ve boyun eğmek zorunda olarak gelirler.

Diğer taraftan ölmeden evvel ölerek, kendi hakikatlerini anlayarak şuurlanan kimseler, Rahmaniyyet mertebesini zuhura çıkararak gerçek kul olarak geleceklerdir.

Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(3)