Tebârake-smu rabbike żî-lcelâli vel-ikrâm(i)
Azamet ve ikram sahibi Rabbinin adı yücedir.
Büyüklük ve ikram sahibi Rabbinin adı ne yücedir!
Rahmân Suresi'nin 78. ayeti, Allah'ın yüceliğini ve cömertliğini vurgulayan temel kavramlar etrafında şekillenmektedir. Ayet, 'tebârake' fiiliyle Allah'ın isminin bereketini ve yüceliğini ifade ederken, 'celâl' ve 'ikrâm' sıfatlarıyla O'nun azametini ve lütfunu bir araya getirmektedir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Bereket kelimesinin aslı, bir şeyin sabit ve devamlı olmasıdır. 'Tebârake' fiili ise, Allah'a nispet edildiğinde, O'nun hayrının çokluğunu, devamlılığını ve yüceliğini ifade eder. Ayetteki kullanımı, Rabbin isminin her türlü noksanlıktan münezzeh, yüce ve feyiz kaynağı olduğunu belirtir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Tebârake, 'te'âlâ' (yüce oldu) ve 'tekaddese' (mukaddes oldu) anlamlarına gelir. Bu ayette, Rabbin isminin her türlü eksiklikten arınmış, ulvi ve mübarek olduğunu mecazi bir anlatımla ortaya koyar.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Tebârake fiili, Allah'ın zatına mahsus bir yücelik ve bereket ifade eder. Bu ayette, 'Rabbinin ismi' ile birlikte kullanılması, O'nun zatının ve sıfatlarının yüceliğinin, isminde tecelli ettiğini ve bu ismin anılmasının dahi bereket vesilesi olduğunu gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İsim, bir şeyi diğerlerinden ayıran ve ona delalet eden lafızdır. Allah'ın ismi ise, O'nun zatına ve sıfatlarına işaret eder. Ayetteki 'Rabbinin ismi' ifadesi, Allah'ın zatının ve sıfatlarının yüceliğinin, O'nun isminde tecelli ettiğini ve bu ismin anılmasının dahi bereket vesilesi olduğunu vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): İsim, müsemmaya delalet eden şeydir. Allah'ın ismi, O'nun zatına ve kemal sıfatlarına delalet eder. Bu ayette, 'tebârake' fiiliyle birlikte kullanılması, Allah'ın isminin sadece bir lafız olmadığını, aynı zamanda O'nun azametini, kudretini ve bereketini temsil ettiğini gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Rab kelimesi, terbiye eden, sahip olan, efendi ve ıslah eden anlamlarına gelir. Allah'a nispet edildiğinde ise, her şeyi yaratan, besleyen, büyüten, yöneten ve kemale erdiren anlamını taşır. Ayetteki 'Rabbinin' ifadesi, Allah'ın kulları üzerindeki mutlak otoritesini, merhametini ve gözetimini vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Kur'an'da 'Rab' kavramı, sadece yaratıcı değil, aynı zamanda sürekli olarak varlıkları besleyen, koruyan ve yönlendiren bir Tanrı imajını çizer. Bu ayette, 'Rabbinin ismi' ifadesi, Allah'ın bu evrensel Rabliğinin, O'nun isminde tecelli ettiğini ve bu ismin anılmasının dahi O'nun bu sıfatlarını hatırlattığını belirtir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Rab, mülkün sahibi, işleri idare eden, terbiye eden demektir. Allah'a nispet edildiğinde, O'nun mutlak hâkimiyetini, her şeyin dizginlerinin elinde olduğunu ve her şeyi hikmetle yönettiğini ifade eder. Ayetteki kullanımı, Allah'ın yüceliğinin ve bereketinin, O'nun Rab oluş sıfatıyla ayrılmaz bir bütün olduğunu gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Celâl, büyüklük ve azamet anlamına gelir. Allah'a nispet edildiğinde, O'nun zatının ve sıfatlarının her türlü noksanlıktan münezzeh, mutlak yüceliğini ve büyüklüğünü ifade eder. Ayetteki 'zî'l-celâl' ifadesi, Allah'ın azamet sahibi olduğunu ve bu azametin O'nun isminde tecelli ettiğini vurgular.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Celâl, Allah'ın yüceliğini ve azametini ifade eden bir sıfattır. Bu, O'nun kudretinin, ilminin ve diğer kemal sıfatlarının büyüklüğünü kapsar. Ayetteki 'zî'l-celâl' ifadesi, Allah'ın zatının ve sıfatlarının büyüklüğünü, haşmetini ve ululuğunu tasvir eder.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Celâl, Allah'ın kemal sıfatlarının bir bütün olarak ifade ettiği azamet ve yüceliktir. Bu, O'nun kudretinin sınırsızlığını, ilminin kuşatıcılığını ve iradesinin mutlaklığını içerir. Ayetteki 'celâl' kavramı, Allah'ın isminin yüceliğinin, O'nun bu azametli sıfatlarından kaynaklandığını gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Kerem, cömertlik, lütuf ve şeref anlamına gelir. Allah'a nispet edildiğinde, O'nun kullarına karşı olan sınırsız cömertliğini, lütfunu ve ihsanını ifade eder. Ayetteki 've'l-ikrâm' ifadesi, Allah'ın hem azamet sahibi hem de lütufkâr olduğunu, bu iki sıfatın bir arada bulunduğunu gösterir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İkrâm, Allah'ın kullarına verdiği nimetler, lütuflar ve ihsanlardır. Bu, O'nun cömertliğini ve merhametini gösterir. Ayetteki 'zî'l-celâl ve'l-ikrâm' terkibi, Allah'ın hem korkulan azamet sahibi hem de sevilen lütuf sahibi olduğunu, bu iki zıt gibi görünen sıfatın O'nun zatında mükemmel bir şekilde birleştiğini anlatır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Kur'an'da 'kerem' ve 'ikrâm' kavramları, Allah'ın insanlara karşı olan cömertliğini, lütfunu ve onlara değer vermesini ifade eder. Bu ayette 'celâl' ile birlikte kullanılması, Allah'ın sadece azametli ve yüce olmadığını, aynı zamanda kullarına karşı son derece cömert ve lütufkâr olduğunu, bu iki sıfatın O'nun kemalini tamamladığını gösterir.
Er-Rahmân
Terzibaba - Necdet Ardıç
Ne kadar da gaflet ehli olduğumuz meydandır. Nüzulünden bu günlere kadar okumaya çalıştığımız “Zat-ı Mutlak”ın kelamı olan Kur’an-ı Azimüşşan’daki gerçekleri acaba öldükten sonra mı anlayacağız? Heyhat! O zaman iş işten geçmiş olacaktır. Bu kadar ihtardan sonra daha neyi bekler durursun ey gafleti bol insan (55/78) تَبَارَكَ اسْمُ رَبِّكَ ذِي الْحَلَالِ وَالْإِكْرَامِ
tebarekesmü rabbike zü’l celali vel ikrami zü’l celali ve’l ikrami/celal ve ikram sahibi rabbinin ismi tebarek/pek yüce “Büyüklük ve ikram sahibi Rabbinin adı ne yücedir.” Aynı surenin 27. ayetinde geçen ifade “yebka vechü rabbike zül celali vel ikram” burada ise “tebarekesmü rabbike zül celali vel ikram” şekliyledir.
Birinci “celal ve ikram” ise, varlığındaki Rahmaniyyetinin ne kadar bereketli ve yüce olduğunu; bunun “celal ve ikram” dan geçtiğini anlatmak içindir Burada yine küçük bir hesap yapmamız yerinde olacakın Sure : 55
Ayet : 78
Toplam : 133
(133) sondaki (3)ü ayırırsak, (13) ve (3) olur ve geriye (13) kalır.
Ayırdığımız (3)ü ön tarafa aldığımızda (313) olur.
Yani hem (13) ü hem de (31)i bünyesinde toplamış olur.
“Rahman” sayıları itibariyle 298’dir. Toplarsak; 2 + 9 + 8 = 19 eder.
(19 dan 1 i çıkanrsak), (19 - 1 = 18) kalır ki; bu da (18) on sekiz bin alem demektir.
Ayrılan (1) ise; “Rahman” tecellisinde olan “İnsan-ı Kamil”dir.
Daha evvel yukarıda da belirttiğimizden, burada sadece hatırlatma babında ifade etmek istedim.
“tebarekesmü rabbike”; seyr-i sülükun başlangıcından sonuna ve vuslata erinceye kadar “Rab” ismiyle tecelli ve terbiye eden Allah (c.c.) ne bereketli ve ne mübarektir.
“zül celali vel ikram”; Celalinden cemali; cemalinden celali zuhura gelmekte; ikramını “celal”inden yapmaktadır.
Annenin çocuğunu dünyaya getirirken çektiği sıkıntı celal; çocuğun dünyaya gelmesi cemal ve ikramdır.
Salikin, “veled-i kalb”ini dünyaya getirirken geçirdiği nefs mücadelesi celal; belirli bir idrake ulaşması cemal ve ikramdır.
Rahmani bir hayat yaşamak için yapılan mücahede ve riyazatlar celal; bunun neticesi olarak kazanılan “Nefes-i Rahmani” cemal ve ikramıdır.
Sure-i şerifin basından beri anlatılanlar ve içindeki zorluklar celal tecellisi, hakkıyla tatbik edip hakikatlerini anlayarak yaşamak ise cemal ve ikramıdır.
Bu ikramın en yücesi “Rahman” ismiyle belirtilen “Nefes-i Rahmani”dir. Rahman’ın nefesiyle diri ve hay olanlar ancak Allah’ın “hayat” esmasıyla karşılarında olanlara hayat-ı ebediyyeyi nefh ederler ve yaşatırlar.
Bunlardan başkalarının nefesi hayat bahşetmez. Sözleri sadece kelamda kalır. Çünkü kendilerinde hayat iksiri yoktur.
Bir kimse bu hakikatleri takip ede ede “cem’’ül cem”e geldiğinde, bütün “esma-i ilahiye”nin eser ve zuhurları oradan zahir olduğunda;
o hakikatiyle Hak;
sûret olarak ve zahiriyle Halk olur.
Hakk’ın bütün mertebelerinin ahkamı onda toplanmış olmakla;
o “suret-i ılahiye” üzere olmakla halka “Rahman” olmuş olur.
Zira “insan-ı Kamil”, zahiri ve batını ile halka rahmettir.
İşte bu da evvela celali yönünden “insan-ı Kamil”e ikramı;
cemali yönünden de “insan-ı Kamil”i Zat mertebesinden halkına ikram etmesidir.
Konyalı Mehmed Vehbi bu ayet hakkında şöyle diyor:
[Başkalarınm isimleri gibi zail olucu değildir. Binaenaleyh, Cenab-ı Hakk’ın ismi zikrolunan yerde bereket feyezan eder. Hatta ehl-i cennetten tekalif sakıt olduğu halde, zikrullah bakidir. Binaenaleyh ehl-i cennet daima Allah’ı zikrederler.] ‘
Bu lütufları bahşeden, Rahman olan Allah’a “Hamid” ismiyle hamd eder, her birerlerimize “Arif” ismiyle tecelli etmesini, “Şehiyd” ismiyle müşahede ehli olmamızı niyaz ederiz.
Allah Hak söyler, Hakk’a yöneltir.
30/03/2001
Necdet Ardıç
Terzi Baba
Tekirdağ
İ K İ N C İ B Ö L Ü M
Kur’an-ı Keriym’de, içinde Rahman ismi geçen ayetlerin meal ve kısa kısa yorumları.
113 - Besmelede süre başlarında 113 defa
حِيمءحمن الرءبِسْمِ اللهِ الرّ
“bismillahirrahmanirrahiymi” .
“Rahman Rahiym Allah ismi/adıyla”.
“Rahman Rahiym olan Allah’ın adıyla”.
Bir hadis-i şerifte; “Besmele her kitabın anahtarıdır” buyuruldu.
Kur’an-ı Kerim’de her sürenin başında olduğundan, onun da anahtarı besmeledir.
Şurada bir şeye daha dikkat çekmemiz gerekmektedir. Bilindiği gibi Tevbe Süresinin başında besmele yoktur.
Hal böyle olunca sure başlarındaki besmele sayısı 113 olur. Baştaki “1” sayısını alırsak, geriye “13” (113 - 113) kalır ki; bu da bütün sürelerin özünde “Hakikat-i Muhammedi”, “İnsan-ı Kamil”in özü olduğunu anlatmaktadır.
Geriye kalan tek besmele ise; Kur’anı Keriym Neml Suresi 27. sure 30. ayette
تَانِعحمن الرعهُ بِسْمِ اللَّهِ الرَّعهُ مِن سُلَيْمَنَ وَإِنَّهُعإِذْ ﴿٣٠﴾
innehü min süleymane ve innehü bismillahirrahmanirrahıymi “innehü/kesin o Süleyman’dan ve innehü/kesin o Rahman, Rahiym Allah ismi/adıyla.”
“Rahman, Rahiym olan Allah’ın adıyla, diye Süleyman’dan bir haber geldi.” Görüldüğü gibi ayet numarası 30’dur. Yukarıda çıkardığımız “1” sayısını “30”a ilave edersek “31” olur, tersi “13” eder.
Bu dahi “Hakikat-i Muhammedî”nin “Hakikat-i Süleymaniye”deki tesiratını açık olarak göstermektedir. Yeri gelince bu ayeti de sıraya alacağız.
Besmeledeki anahtar, içinde bulunan “Allah, Rahman, Rahiym” isimleridir.
Allah zat, Rahman sıfat, Rahiym esma, Bunların zuhura çıktığı yer de, “beden-i insan” “ef’al mertebesi”dir.
Böylece bütün mertebeleri kendinde toplamıştır ve insan, “besmele-i şerife”nin sureti üzeredir.
Besmele, Allah kelamının anahtarı olduğu gibi insan da kainat kitabinin anahtarıdır.
Varlığında bütün mertebeleri toplamış olduğundan suret-i Rahman üzeredir.
Kur’an’ın kapısını, Allah’ın kapısını, Alemin kapısını ancak süret-i Rahman üzere olan, besmele (“İnsan-ı Kamil”) açabilir.
İnsan-ı Kamile ulaşamayan, beşeri varlığında kendi var ettiği hayal aleminde yaşar. Marifete ulaşamaz.
114 - Kur’anı Keriym Fatiha Suresi 7. sure 2, 3, 4. ayette
الْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ
حيمءحَمَنَ الرَّءالرُّ ﴿٣﴾
مَالِكِ يَوْمِ الدِّينِ
el hamdü lillahi rabbil alemiyne (2)
errahmanirrahiymi (3) maliki yevmüddiyni (4)
“hamd rabbil alemiyne/alemlerin rabbi Allah içindir (2) rahman/rahmetli/rahmet eden rahıym/merhametli (3) yevmüddiyn/din günü malikidir (4)
“Hamd alemlerin Rabbi, merhametli olan, merhamet eden ve din gününün sahibi olan Allah ‘a mahsustur,” denilerek bu makam sırdan açığa çıkarıldı.
Hamd, “Hakikat-i Muhammedî”nin kaynağı olan “Makam-ı Mahmud”a, “İsm-i A’zam” olan “İnsan-ı Kamil”in “Nefes-i Rahmani”si ile bütün alemler düzeyinden yönelerek, “Allah” esması ile yüceltmesidir.
Ayrıca her bireyin kendi mertebesinden Rabb’ına hamdı vardır.
115 - Kur’anı Keriym Bakara Suresi 2. sure 163. ayette;
وَإِلَهُكُمْ إِلَهٌ وَاحِدٌ
حِيمٍعحَمَن الرّعهُوَ الرَّلا اله الا
ve ilahüküm ilahün vahidün la ilahe illa hüverrahmanürrahıymü ve sizin ilahınız ilahün vahidün/vahid/ilah olandır la ilahe illa hüve/yok ilah illa hüve/o rahman/rahmetli/rahmet eden rahıym/merhametli “O, merhamet eden merhametli olandan başka tanrı yoktur.” Sizin ilahınız zannınızda var ettiğiniz hayali ilahlar değil, bütün alemde sureti (dışı) Rahman, sıreti (içi) Rahiym, Vahid (tek) ve “hüviyet-i mutlaka” olan “Allah”tır.
116 - Kur’anı Keriym Ra’d Suresi 13. sure 30. ayette
حمنعأَوْحَيْنَا إِلَيْكَ وَهُمْ يَكْفُرُونَ بِالرّ
evhayna ileyke ve hüm yekfürune birrahmani ileyke/üzerine değin (sana) vahyettik ki ve hu/onlar rahman ile (Rahmanı) küfür/tekfir ediyorlardı
“Sana vahyettik ki; onlar Rahmanı inkar ediyorlardı”
Ey habibim, sana bildirdiğim Rahmanî ilim ve hakikatleri onlara ilettiğin zaman, akl-ı cüzlerinin darlığı sebebiyle bu ilim ve hakikatleri inkar ediyorlardı.
117 - Kur’anı Keriym İsra Suresi 17. sure 110. ayette
حَمَنعقُلِ ادْعُوا اللَّهَ أَوِ ادْعُوا الرَّ
أَيًّا مَا تَدْعُوا فَلَهُ الْأَسْمَاءُ الْحُسْنَى
kulid’ullahe evid’urrahmane eyyen mated’u felehul esmaül husna de ki, id’ullahe/Allah duıy/davet/dua edin, çağırın veya id’urrahmane/rahman duıy/davet/dua edin, çağırın eyyen/hangisini duıy/davet/dua ederseniz, çağırırsanız bu halde esmaül husna/hüsna/güzel isimler lehu/onun için/ona “De ki; gerek Allah deyin, gerek Rahman deyin; hangisini derseniz deyin en güzel isimler O’nundur” Ey habibim, bütün mertebelere cami olan “Allah”ı talep edin.
İsimlerin ve sıfatların gerçek yüzleriyle meydana geldiği “Rahmaniyyeti” talep edin.
Çünkü bu iki mertebede birimselliğe ve gayrıya yol yoktur, “zati tecelli”dir. Kendinizden fani olup, bu mertebeler ile diri ve zinde olun.
Diğer isimler bu iki mertebeden meydana gelmiştir.
Hepsi O’nun isimleridir ve Zatına giden birer kapıdır.
“Ulül elbab”lar bu kapıların nöbetçileridir.
Nöbetçilerden izin alarak;
- evvela “esmaül hüsna” güzel isimleriyle başlayıp,
- sonra “Rahman” isminde fani,
- “Allah” isminde gerçek hakikatinizle baki olunuz, de.
118 - Kur’anı Keriym Meryem Suresi 19. sure 18. ayette
حْمَنِ مِنْكَ إِنْ كُنْتَ تَقِيًّاعقَالَتْ إِنِّي أَعُوذُ بِالرَّ
kale inniy e’uzü birrahmani minke in künte tekıyyen dedi ki, eğer isen tekıy/takva eden, sakınan ise inniy/muhakkak ben senden rahman ile (rahmana) istiaze/sığınırım “Meryem; eğer sakınan bir kimse isen, senden Rahmana sığınırım, dedi.”
“Ruhul kudüs” (Cebrail a.s.) Meryem’e insan suretinde gözüktüğünde, Meryem “senden Rahman’a sığınırım” demekle, büyük bir irfaniyet göstererek kaderine rıza gösterdiğini bildirmiştir.
Çünkü kendisine “üflenen” sığındığı “Rahman”ın nefesi idi.
119 - Kur’anı Keriym Meryem Suresi 19. sure 26. ayette
فَكُلِي وَاشْرَبِي وَقَرِّي عَيْنًا
مِنَ الْبَشَرِ أَحَدًاأمَا تَرَيْنُعفَأَمَّ
حمن صوماعفَقُولَى إِنِّي نَذَرْتُ لِلرِّ
فَلَنْ أُكَلَّمَ الْيَوْمَ انْسِيَا
feküliy veşrebiy ve karriy aynen feimma tereyinne minel beşeri ehaden fekuliy inniy nezertü lirrahmani savmen felen ükellimel yevme insiyyen artık ekl/ye ve şurup et/iç ve karriy aynen/ayn/göz aydınlansın (karar bulsun/sevin, sürur bul) bu halde ki, amma/gelince eğer beşerden ehad/birini, kimseyi üyet eder/görürsen bu halde inniy/muhakkak ben rahman için savm/oruç nezrettim/adadım bu halde asla yevm/gün ki, ins/insan olana kelime etmeyeceğim/konuşmayacağım de “Ye, iç; gözün aydın olsun, insanlardan birini görecek olursan, ““ben Rahman’a oruç adadım, bu gün hiçbir insanla konuşmayacağım”, de.”
- Yukarıdan gelen, sıfat mertebesinin gıdası olan “hurma”dan ye.
- Aşağıdan gelen “hayat” suyundan iç.
- Karşılaştığın beşeri insanlarla beşeri manada konuşma.
“Ben Rahman’a oruç adadım” yani “Rahmaniyyet mertebesinden başka bütün mertebelerden ilgimi kestim” de.
Çünkü Rahmaniyyet mertebesi kendisini ihata etmişti.
120 - Kur’anı Keriym Meryem Suresi 19. sure 44. ayette
شَيْطَانُعيَا أَبَتِ لَا تَعْبُدِ الشَّيْطَانَ
حَمَنَ عَصِيًّاعيْطَانَ كَانَ لِلرَّعالشَّدُّأإِنْ
ya ebeti la ta’büdişşeytane
inneşşeytane kane lirrahmani asıyyen
ya ebeti/ey babacığım abd/kulluk/ibadet etme şeytana
inne/muhakkak şeytan rahman için asi/isyankar olmuştu “Babacığım, şeytana tapma. Çünkü şeytan Rahman’a baş kaldırmıştır.” Adem’e secde etmeyen şeytan, aslında “suret-i Rahman” üzere olan Adem’in şahsında, “Rahman”a secde etmemiştir.
121- Kur’anı Keriym Meryem Suresi 19. sure 45. ayette
﴿٤٥﴾ يَا أَبَتِ إِنِّي
حَمْنٍعلَكَ عَذَابٌ مِنَ الرَّحْمَنِ فَتَكُونَ لِلشَّيْطَانِ وَلِيًّاعأَخَافُ أَنْ يَمَسَّ
شَيْطَانًا وَلِيًّاعفَتَكُونُ لِلشَّ
ya ebeti inniy ehafü en yemesseke azabun minerrahmani fetekune lişşeytani veliyyen ya ebeti/ey babacığım inniy/muhakkak ben rahmandan azab sana messe/dokunmasına havf ediyor/korkuyorum bu halde şeytan için veli/dost olursun “Babacığım! Doğrusu sana Rahman katından bir azabın gelmesinden korkuyorum ki; böylece şeytanın dostu olarak kalırsın.”“
Şeytanın dostu olarak kalana, “Rahman” tarafından bir azabın gelmesi mukadder olmaktadır. Çünkü kendinde var olan “nefes-i Rahman”ı nefsiyle perdelemiş olmaktadır.
122 - Kur’anı Keriym Meryem Suresi 19. sure 58. ayette
مُدًّا وَبُكِيًّاأوَاسْجُدْوحَمَنَ خَرَّعإِذَا تُتْلَى عَلَيْهِمْ أَيَاتُ الرّ
iza tütla aleyhim ayatürrahmani harru sücceden ve bükiyyen
ayatürrahman/rahman ayetleri üzerlerine tilavet edildiğinde/okunduğunda
sücceden ve bükiyyen/secde edenler ve büky/ağlayanlar, ağlayıcılar olarak
harr/yere/secdeye kapanırlar “Rahman’ın ayetleri onlara okunduğu zaman, ağlayarak secdeye kapanırlardı.”
“Rahman”ın ayetleri, yani işaretleri onlara açıldığı, sırları zuhura çıkıp anlaşıldığı vakit, kendi varlıklarının “Hakk”ın varlığı olduğunu anladıklannda, bu lütuf ve güzelliğin şükranesi ve kendilerini aşmış olmanın özelliği içinde ağlayarak secdeye kapanırlar.
123 - Kur’anı Keriym Meryem Suresi 19. sure 61. ayette
حمن عِبَادَهُ بِالْغَيْبِعتَىٰ وَعْدُ الرَّعات عدن العجُنْدُ
cennati adninilletiy ve’aderrahmanü ‘ıbadehü bil gaybı gayb ile ıbadehü/onun/kendisinin ibad/kullarına ve’aderrahmanü/rahmanın vaad ettiği adn cennetleri “Rahmanın kullarına gaybde vaad ettiği cennete, adn çenetlerine gireceklerdir.” Gaybî olarak bildirilen Rahmanî hakikatler, cennetlerde Rahman’ın kulları tarafından şuhudi olarak yaşanacaktır.
124 - Kur’anı Keriym Meryem Suresi 19. sure 69. ayette
مِنْ كُلِّ شِيعَةٍعلَنَنْزِعَنعثُمَّ ﴿٦٩﴾
حمن عتياععَلَى الرُّوهُمْ أَشَدُّوآي
sümme lenenzi’anne min külli şiy’atin eyyühüm eşeddü alerrahmani ıtiyyen sonra külli/her şıa’dan/grup, cemaattan ıtıy/itaat etmeyen, serkeş olarak rahman üzerine eyyü/hangisi onların eşedd/şedid/daha şiddetli, çetin elbette kesin niza edeceğiz/çekip çıkartacağız, ayıracağız “Sonra her toplumdan Rahman’a en çok kimin baş kaldırdığım ortaya koyacağız” Rahman’ı idrake yönelik mertebeler olduğu gibi, O’na olan cehlin de mertebeleri vardır.
Rahman’a en çok baş kaldıran, ona en uzak mertebede o mertebenin en cahilleridir. Ahirette bunların hepsi ortaya çıkarılacaktır.
125 - Kur’anı Keriym Meryem Suresi 19. sure 75. ayette
مدا حمنألالَة فَلْيَمْدُدْ لَهُ الرّعقُلْ مَنْ كَانَ فِي الضّ
kul men kane fiyddalaleti fel yemdüd lehürrahmanü medden “de ki, dalalet/sapıklık içinde olan kimseye bu halde rahman müddetleyerek/temdid ederek lehü/onun için/ona müddet/süre verir “De ki; kim dalalet içerisinde ise, Rahman onu uzatmak suretiyle dalalette bırakır.”
“Hadi” isminin tesirinde bulunan insanlar olduğu gibi, “Mudil” isminin de tesirinde olanlar vardır.
Bu ismin tesirinden kurtulmak için ibadet ve bazı çalışmalar yapmak gerekir. Bunlarda ihmallik, dalalette daha uzun süre kalmaya yol açar. Bu gafletinden dolayı da Rahman onu dalalette bırakır.
126 - Kur’anı Keriym Meryem Suresi 19. sure 78. ayette
حمن عهداعخُذْ عِندَ الرَّعمَعَ الْغَيْبَ أَمِ الَّعأَطْ ٧٨
ettale’al ğaybe emittehaze ınderrahmani ahden gaybe tuluğ etmiş/yükselmiş iç yüzüne vakıf mı olmuş veya inderrahman/rahmanın indi/katı ahid/sözü mü ittihaz etmiş/edinmiş “O, görülmeyeni mi biliyor? Yoksa Rahman katından bir söz mü almıştır?” Akl-ı cüz sahibi kimse bu küçük ve hayali aklı ile gaybı idrak edeceğini mi zannediyor? Yoksa “hakikat-i Rahmaniyye”den bir söz ve ilim mi almıştır?
127 - Kur’anı Keriym Meryem Suresi 19. sure 85. ayette ;
حَمْن وَفَدًاأقِينَ إِلَى الرَّأيَوْمَ نَحْشُرُ الْمُتَ
yevme næhşürül müttekıyne ilerrahmani vefden yevm/gün ki vefd (delegeler, heyet, elçiler, temsiciler) olarak ilerrahmani/ rahmana değin/ üzre müttakileri/takva edenleri haşreder/toplayarız “Sakınanları, o gün Rahman’ın huzurunda O’na gelmiş konuklar olarak toplarız” Her mertebenin muttekileri olduğu gibi Rahmaniyyet mertebesinin de muttekileri yani hakikatini idrak edenleri vardır.
İşte onlar “Rahman”ın konuklarıdır ve O’nun huzurunda toplanırlar.
128 - Kur’anı Keriym Meryem Suresi 19. sure 87. ayette
فَاعَةع٨٧ لا يَمْلِكُونَ الشَّ
حَمَنَ عَهْدًاعخُذْ عِندَ الرَّعمَنْ اَتَْإِلَّا
la yemlikuneşşefa’ate illa menittehaze inderrahmani ahden illa/ancak/istisna inderrahman/rahman indi/katı ahid/söz olanı ittihaz eden/edinen şefaata mülk edinir/sahib olurlar “Rahman’m yanında, ahid almış olandan başka, hiçbir kimse şefeate sahip olamaz.” Belirli aşamalar neticesinde kendisinde “mertebe-i Rahmaniyyet”in zuhuru oluşan kimseye “şefaat ruhsatı” verilir.
Bu hakikatleri hangi kabiliyetli gönüllere nefh etmişse, o gönüllerde “Rahmani” hayat zuhura çıkmağa başlar, bu günkü şefeati budur.
Ahiretteki şefeati ise; dünyada iken kendisine iyi niyetle yaklaşmış olanların, kısmen de olsa, cezalarının hafifletilmelerine yardımcı olmasıdır.
129 - Kur’anı Keriym Meryem Suresi 19. sure 88. ayette
حْمَنُ وَلَدًاعخُذِ الرُّعوَقَالُوا اتِ ﴿٨٨﴾
ve kaluttehazerrahmanü veleden ve dediler ittihaz etti/edindi rahman veled/çocuk “Bazı kimseler Rahman çocuk edindi, dediler.” Bazı kimselerin “İsa (a.s) Allah’ın oğlu”dur dedikleri gibi, bazı kimseler de “Rahman çocuk” edindi, dediler.
Bu sözleri ile Rahman’ı hiç tanımadıklarım ifade etmiş oldular.
Rahman; baş tarafta da belirtildiği gibi,
- “Halakal insan” (55/3) insanı halk, icad, zahir ve batın “mevcud” etti.
- “Nefes-i Rahmani” ile de bütün alemleri “mevcud” etti.
130 - Kur’anı Keriym Meryem Suresi 19. sure 91. ayette
حَمَنَ وَلَدًاعأَنْ دَعَوْا لِلرّ
en de’av lirrahmani veleden rahman için veled/çocuk davet/iddia ettiler, çağırdılar diye Kur’anı Keriym Meryem Suresi 19. sure 90.. ayette
رَنَّ مِنْهُعمَوَاتِ يَتَفَطَّعتَكَادُ السَّ
الْجِبَالُ هَداوالْأَرْضِ وَتَخَرَّ٩وَتَنشَقُّ
tekadüssemavatü yetefettarne minhü ve tenşakkul ardu ve tehırrül cibalü hedden az kalsın/neredeyse semavat minhü/ondan fettar/edecek/çatlayacak ve arz inşikak edecek/yarılacak ve hedd/gürültü ile yıkılarak cibal/dağlar tehar/kapaklanacak “Rahman’a çocuk isnad etmelerinden ötürü Neredeyse gökler paralanacak, yer yarılacak, dağlar göçecekti.”
131 - Kur’anı Keriym Meryem Suresi 19. sure 92. ayette
خُذْ وَلَدًاعحَمْنُ أَنْ يَتَعوَمَا يَنبَغِي لِلرّ
ve ma yenbeğıy lirrahmani en yettehıze veleden ve veled/çocuk ittihaz etmesi/edinmesi rahman için enbega/uygun/yakışık düşmez, gerekmez
“Oysa Rahman’a çocuk edinmek yaraşmaz”
Çünkü analık, babalık ve çocukluğu oluşturan “Rahmaniyet” mertebesidir.
132 - Kur’anı Keriym Meryem Suresi 19. sure 93. ayette
مَوَاتِ وَالْأَرْضِعمَن فِي السَّمَ٩إِنْ كُلٌّ ﴿٩٣﴾
حَمَنَ عَبْدًاعآتَى الرَُّإِلَّا
in küllü men fiys semavati vel ardı illa atirrahmani abden semavat ve arz içinde küllü/her kişi/herkes illa/ancak rahman abd/kul olarak ate/gelir “Gökte ve yerde olan her kimse Rahman’a baş eğmiş kul olarak gelecektir.” Kimse; kimlik demektir.
Kimlik sahibi olmak için evvela şuur gerekmektedir.
Yerde ve gökte olan fakat gaflet içinde yaşayan şuurlu varlıklar, öldükleri zaman hayatlarının hiç de zannettikleri gibi olmadığını ve kendilerine ait hiçbir şeyleri bulunmadığını anlarlar.
Böylece ahirette Rahman’ıin önüne iflas etmiş ve boyun eğmek zorunda olarak gelirler.
Diğer taraftan ölmeden evvel ölerek, kendi hakikatlerini anlayarak şuurlanan kimseler, Rahmaniyyet mertebesini zuhura çıkararak gerçek kul olarak geleceklerdir.