İçeriğe atla
Rahmân 9Cüz 27 · Sayfa 531

Rahmân Sûresi 9. Âyet

الرحمن

Sohbete sor

Ve akîmû-lvezne bilkisti velâ tuḣsirû-lmîzân(e)

Tartıyı adaletle yapın, teraziyi eksik tutmayın.

Er-Rahmân

Terzibaba - Necdet Ardıç

ve ekıymul vezne bil kıstı ve la tuh­sirul miyzane “ve vezni/ölçüyü kıst/kıstas, adalet ile ikame/yerine getirin doğru yapın, ve miyzanı/tartıyı ahser/hasret, hüsran, eksik tutmayın.”

“Tartmayı doğru yapın, tartıyı eksik tutmayın.”

“Mizan”ın

- “adalet”,

- “tartı” veya

- “hak” olarak üç defa zikredilmesi, “İnsan-ı Kamil”in gayesi olan seyrini anlatmaktadır,

1 – “Ahsen-i Takvim” üzere gerçek değeri, özü, hakkı olan “Zat-ı İlahi”de var edilişidir.

2 – “Esfel-i Safilin”e inişidir.

Burası “insan” olarak hakkı olan alemleri en latifinden en kesifine kadar “hakkal yakıyn” müşahede etmesi, öğrenmesi ve “Zat-ı İlahi”nin ona “insan” olmanın hakkını vermesidir.

“Kulluk” mertebesine inerek bilinmekliğini en ince noktasına kadar öğretmesi, Hak olarak iyiyi ve kötüyü de göstermesidir, insan bunları kendinde bütünleştirmeli, birleyebilmelidir. Cenab-ı Hak kendini sevmenin hakkını burada vermektedir.

3 - Yeniden “Ahsen-i Takvim”e yükselişi.

Bütün bu bilgileri edindikten, talim ettikten sonra “Zat-ı İlahi”nin hakkını vermek; “Esfel-i Safilin”‘de kalmamak gerekir.

Tüm zıdları birlemiş olarak bu alemde Zat’ın hükmünü yerine getirmektir.

Diğer bir yönden, gaflette yaşayan insana bir uyarıdır, ilk var edilişinin (Hak üzere) “venefahtü” nün hakkını vermek için önce İslamiyete davettir.

Gafletten “şeriat”a geçiş için bir çağrıdır.

Allah-u Teala mizanı koydu:

Cennet ve cehennem de bir mizandır.

Bu ayet-i kerime şeriat mertebesinde yaşayanlara bir davettir.

Haksızlık ve taşkınlık edip “bütün İslam abidliktedir, bedenin ibadetindedir” deyip, ikinci bir gaflete düşmemek için bir uyarıdır.

Rahmani gaflete düşmemek için bir uyarıdır.

Seyr-i sülüka başladıktan sonra dünya ve ahiretten geçen salik “fenafillah”a ulaştıktan sonra tekrar (belki de en büyük gaflet olan) bu “fenafillah”ta kalma arzusunu yenmek için bir uyarıdır.

Muhammedîliğin hakkını vermek için bir çağrıdır, İnsan-ı Kamil olarak marifet ilmini hakkı olanlara hakkıyla vermek için bir çağrıdır.

1 - İlk mizan kelimesi “sema”lardan sonra zikredilmektedir.

Burada “sema”aynı zamanda aklın da “sema”sıdır.

İnsanın “aklı” başındadır. Baş ise yüksektedir.

Yani Allah (c.c) “onu yükseltti” ufkunu, idrakini yükseltti, açtı.

Yani “ey gaflette yaşayan kişi! Uyan! Bak, sana bu kadar akıl verdim. Kendi hakkını yeme! Bir seyrin var, yola soyun ve başla!” Denmek istenmiştir.

2 - Ve “mizan”ı koydu; bu ikinci mizan, artık iki mizan arasındaki mertebelere haksızlık etmeyin, taşkınlık yapıp orada oyalanmayın.

Aklı taşıyan baş semaya yükseltilmiş, ama onu taşıyan beden ise, yere basmaktadır. Her ikisinin de hakkını vererek seyrinize devam edin diye ayette uyarı vardır.

3 - Üçüncü mizan, artık seyri tamamlamak için bir uyarıdır. Tartıyı adaletle tutun, doğrultun ve eksik yapmayın, deniliyor.

Burada artık seyrini tamamlayan salike batın ve zahir;

dünya ve ahiret, şeriat ve marifet arasında dengeyi, hukuku sağlayın. Hiç birinin hakkını eksik vermeyin.

“Zülcenaheyn” iki kanadın da hakkını veren ancak yükselebilir.

Dışınız, sapasağlam, dosdoğru bu alemde;

içiniz Hak ile daim dolu olsun.

Bu mizanlardan sonra, bu hakkı da yerine getirdikten sonra bizi yine batınından zahirine göndermektedir. Bu husus hemen bir sonraki ayette gayet açık belirtilmektedir.

Elmalı’lı Hamdi Yazır bu ayet hakkında şöyle diyor:

[Ayarsız tartı kullanmayın, hem de tartarken insaf ve adaletle, dosdoğru tütün. İster söz ister fiil olsun, her hususta tartma işini adaletle yapın. Kendiniz için tartarken de diğer tarafı ağır tutmayınız. Hepsinde terazinin dilini doğru tütünüz ve tartıyı aksatmayın, eksiltmeyin. Teraziyi kötü niyetli kullanmak suretiyle ahirette mizanınıza yazık etmiyesiniz diye, O Rahman mizanı koydu ve göğe yükseklik verdi.]

Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(4)