Ve akîmû-lvezne bilkisti velâ tuḣsirû-lmîzân(e)
Tartıyı adaletle yapın, teraziyi eksik tutmayın.
Tartıyı adaletle yapın, terazide eksiklik yapmayın.
Rahmân Suresi'nin 9. ayeti, toplumsal adaletin temelini oluşturan ölçü ve tartıda dürüstlüğü emretmektedir. Ayet, 'vezn' ve 'mîzân' kavramları üzerinden hem somut ölçü aletlerini hem de genel anlamda adalet ve dengeyi vurgulayarak, eksik tartmaktan sakınmayı emreder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Kavram, 'kıyâm' kökünden türemiş olup, bir şeyin tam ve eksiksiz olarak yerine getirilmesi, ayakta tutulması anlamını taşır. Ayetteki 'akîmû' emri, tartıyı sadece yapmak değil, onu adaletle, dosdoğru ve eksiksiz bir şekilde icra etmek gerektiğini ifade eder.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): İkame, bir şeyi tam ve kâmil bir şekilde yerine getirmektir. Namazı ikame etmek gibi, tartıyı ikame etmek de onu hakkıyla, hiçbir eksiklik ve haksızlık yapmadan uygulamak demektir. Bu, sadece fiili bir eylem değil, aynı zamanda ahlaki bir duruşu da içerir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): 'Vezn', bir şeyin ağırlığını belirlemek için yapılan ölçüm eylemidir. Ayetteki 'vezn' kelimesi, tartma işleminin kendisini ifade eder ve bu işlemin adaletle yapılmasının önemini vurgular.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Vezn, tartmak demektir. Burada mecazi olarak adaleti ve dengeyi de çağrıştırır. Ayet, sadece somut tartı aletleriyle yapılan ölçümü değil, aynı zamanda toplumsal ilişkilerdeki adalet ve dengeyi de kapsayan geniş bir anlam taşır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Kur'an'da 'vezn' kavramı, sadece fiziksel ağırlık ölçümünü değil, aynı zamanda ilahi adaletin ve kozmik düzenin bir sembolü olarak da kullanılır. Bu ayette, insanlara düşen görev, bu ilahi dengeyi kendi muamelelerinde de sürdürmektir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): 'Kıst', adalet ve hakkaniyet demektir. Bir şeyi adaletle yapmak, hakkını tam olarak vermektir. Ayetteki 'bil-kıst' ifadesi, tartma eyleminin temel prensibinin adalet olması gerektiğini açıkça belirtir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Kıst, adaletin ta kendisidir. Bir kimsenin hakkını tam olarak vermek ve ona zulmetmemektir. Bu ayette, tartıda adaletin sağlanması, yani ne eksik ne fazla tartılması emredilmektedir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Kıst, Kur'an'da sıkça geçen bir kavram olup, adaletin ve dengenin sağlanması anlamında kullanılır. Tartıda 'kıst' ile hareket etmek, hem ölçü birimlerine riayet etmek hem de ahlaki olarak dürüst ve tarafsız olmak demektir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): 'İhsâr', bir şeyi eksiltmek, noksanlaştırmak demektir. Ayetteki 'lâ tuhsirû' emri, tartıda eksiklik yapmaktan, yani başkasının hakkını çalmaktan sakınmayı ifade eder.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Husrân, kayıp ve zarara uğramaktır. Burada fiil olarak kullanıldığında, başkasına zarar verecek şekilde tartıyı eksik tutmak anlamına gelir. Bu, hem maddi bir kayıp hem de ahlaki bir kusurdur.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): 'Mîzân', vezn kökünden türemiş bir ism-i âlet olup, tartı aleti demektir. Ancak Kur'an'da sadece somut bir alet değil, aynı zamanda adalet ve denge prensibini de simgeler. Ayette, hem tartı aletinin doğru kullanılmasını hem de genel adaletin korunmasını ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Mîzân, Kur'an'da sadece bir tartı aleti olarak değil, aynı zamanda ilahi adaletin ve evrensel dengenin bir sembolü olarak da geçer. Bu ayette, insanlara düşen görev, bu ilahi dengeyi kendi muamelelerinde de sürdürmektir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Mîzân, tartı aleti olmasının yanı sıra, adalet ve hakkaniyetin ölçüsü olarak da anlaşılır. Ayet, bu ölçüyü eksik tutmamanın, yani adaletten sapmamanın önemini vurgular.
Er-Rahmân
Terzibaba - Necdet Ardıç
ve ekıymul vezne bil kıstı ve la tuhsirul miyzane “ve vezni/ölçüyü kıst/kıstas, adalet ile ikame/yerine getirin doğru yapın, ve miyzanı/tartıyı ahser/hasret, hüsran, eksik tutmayın.”
“Tartmayı doğru yapın, tartıyı eksik tutmayın.”
“Mizan”ın
- “adalet”,
- “tartı” veya
- “hak” olarak üç defa zikredilmesi, “İnsan-ı Kamil”in gayesi olan seyrini anlatmaktadır,
1 – “Ahsen-i Takvim” üzere gerçek değeri, özü, hakkı olan “Zat-ı İlahi”de var edilişidir.
2 – “Esfel-i Safilin”e inişidir.
Burası “insan” olarak hakkı olan alemleri en latifinden en kesifine kadar “hakkal yakıyn” müşahede etmesi, öğrenmesi ve “Zat-ı İlahi”nin ona “insan” olmanın hakkını vermesidir.
“Kulluk” mertebesine inerek bilinmekliğini en ince noktasına kadar öğretmesi, Hak olarak iyiyi ve kötüyü de göstermesidir, insan bunları kendinde bütünleştirmeli, birleyebilmelidir. Cenab-ı Hak kendini sevmenin hakkını burada vermektedir.
3 - Yeniden “Ahsen-i Takvim”e yükselişi.
Bütün bu bilgileri edindikten, talim ettikten sonra “Zat-ı İlahi”nin hakkını vermek; “Esfel-i Safilin”‘de kalmamak gerekir.
Tüm zıdları birlemiş olarak bu alemde Zat’ın hükmünü yerine getirmektir.
Diğer bir yönden, gaflette yaşayan insana bir uyarıdır, ilk var edilişinin (Hak üzere) “venefahtü” nün hakkını vermek için önce İslamiyete davettir.
Gafletten “şeriat”a geçiş için bir çağrıdır.
Allah-u Teala mizanı koydu:
Cennet ve cehennem de bir mizandır.
Bu ayet-i kerime şeriat mertebesinde yaşayanlara bir davettir.
Haksızlık ve taşkınlık edip “bütün İslam abidliktedir, bedenin ibadetindedir” deyip, ikinci bir gaflete düşmemek için bir uyarıdır.
Rahmani gaflete düşmemek için bir uyarıdır.
Seyr-i sülüka başladıktan sonra dünya ve ahiretten geçen salik “fenafillah”a ulaştıktan sonra tekrar (belki de en büyük gaflet olan) bu “fenafillah”ta kalma arzusunu yenmek için bir uyarıdır.
Muhammedîliğin hakkını vermek için bir çağrıdır, İnsan-ı Kamil olarak marifet ilmini hakkı olanlara hakkıyla vermek için bir çağrıdır.
1 - İlk mizan kelimesi “sema”lardan sonra zikredilmektedir.
Burada “sema”aynı zamanda aklın da “sema”sıdır.
İnsanın “aklı” başındadır. Baş ise yüksektedir.
Yani Allah (c.c) “onu yükseltti” ufkunu, idrakini yükseltti, açtı.
Yani “ey gaflette yaşayan kişi! Uyan! Bak, sana bu kadar akıl verdim. Kendi hakkını yeme! Bir seyrin var, yola soyun ve başla!” Denmek istenmiştir.
2 - Ve “mizan”ı koydu; bu ikinci mizan, artık iki mizan arasındaki mertebelere haksızlık etmeyin, taşkınlık yapıp orada oyalanmayın.
Aklı taşıyan baş semaya yükseltilmiş, ama onu taşıyan beden ise, yere basmaktadır. Her ikisinin de hakkını vererek seyrinize devam edin diye ayette uyarı vardır.
3 - Üçüncü mizan, artık seyri tamamlamak için bir uyarıdır. Tartıyı adaletle tutun, doğrultun ve eksik yapmayın, deniliyor.
Burada artık seyrini tamamlayan salike batın ve zahir;
dünya ve ahiret, şeriat ve marifet arasında dengeyi, hukuku sağlayın. Hiç birinin hakkını eksik vermeyin.
“Zülcenaheyn” iki kanadın da hakkını veren ancak yükselebilir.
Dışınız, sapasağlam, dosdoğru bu alemde;
içiniz Hak ile daim dolu olsun.
Bu mizanlardan sonra, bu hakkı da yerine getirdikten sonra bizi yine batınından zahirine göndermektedir. Bu husus hemen bir sonraki ayette gayet açık belirtilmektedir.
Elmalı’lı Hamdi Yazır bu ayet hakkında şöyle diyor:
[Ayarsız tartı kullanmayın, hem de tartarken insaf ve adaletle, dosdoğru tütün. İster söz ister fiil olsun, her hususta tartma işini adaletle yapın. Kendiniz için tartarken de diğer tarafı ağır tutmayınız. Hepsinde terazinin dilini doğru tütünüz ve tartıyı aksatmayın, eksiltmeyin. Teraziyi kötü niyetli kullanmak suretiyle ahirette mizanınıza yazık etmiyesiniz diye, O Rahman mizanı koydu ve göğe yükseklik verdi.]