Ulâ-ike-lleżîne heda(A)llâh(u)(s) febihudâhumu-ktedih(k) kul lâ es-elukum ‘aleyhi ecrâ(an)(c) in huve illâ żikrâ lil'âlemîn(e)
İşte, o peygamberler, Allah'ın doğru yola ilettiği kimselerdir. (Ey Muhammed!) Sen de onların tuttuğu yola uy. De ki: "Bu tebliğe karşı sizden bir ücret istemiyorum. O (Kur'an), bütün alemler için ancak bir uyarıdır."
Bunlar, Allah'ın hidayet ettiği kimselerdir. Sen de onların hidayetine uy. De ki: "Ben ona karşılık sizden bir ücret istemiyorum. O, sadece bütün âlemlere bir öğüttür.
En'âm Suresi 90. ayet, peygamberlerin hidayetine tabi olmayı emretmekte, tebliğin karşılıksız yapıldığını vurgulamakta ve Kur'an'ın evrensel bir öğüt olduğunu bildirmektedir. Ayet, hidayet, iktida, ecir ve zikra gibi temel kavramlar üzerinden ilahi rehberliğin ve peygamberlik misyonunun mahiyetini ortaya koymaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Hidayet (هدى), lütuf ve inayetle doğru yola ulaştırmak demektir. Allah'ın hidayeti, insanı doğruya yönlendirmesi ve ona doğru yolu göstermesidir. Ayetteki 'هَدَى اللَّهُ' ifadesi, Allah'ın peygamberleri seçip onlara doğru yolu ilham etmesini ve onları insanlara rehber kılması anlamındadır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Hidayet (hidāya) kavramı, Kur'an'da 'doğru yolu göstermek' veya 'doğru yola iletmek' anlamında kullanılır ve genellikle Allah'a atfedilir. Bu ayette, peygamberlerin Allah tarafından hidayete erdirilmiş kişiler olduğu ve bu hidayetin bir rehberlik niteliği taşıdığı vurgulanmaktadır.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): İktida (اقتداء), birinin izini takip etmek, onun arkasından gitmek ve onu örnek almak demektir. Ayetteki 'فَبِهُدَىٰهُمُ ٱقْتَدِهْ' emri, peygamberlerin hidayetini, yani onların getirdiği ilahi rehberliği ve yaşam tarzını örnek almayı ve ona tabi olmayı ifade eder.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): İktida, bir başkasının fiillerini veya sözlerini kendine rehber edinmek, ona uymak ve onu taklit etmek anlamına gelir. Bu ayette, Hz. Peygamber'e (s.a.v.) önceki peygamberlerin hidayetine uyması emredilerek, onların ortak ilahi mesajına ve örnekliğine vurgu yapılmaktadır.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Ecir (أجر), bir işin karşılığı olarak verilen bedeldir. Ayetteki 'لَا أَسْأَلُكُمْ عَلَيْهِ أَجْرًا' ifadesi, peygamberlerin tebliğ görevini yerine getirirken insanlardan dünyevi bir karşılık beklemediklerini, mükafatlarını yalnızca Allah'tan umduklarını belirtir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Ecir, bir fiilin veya hizmetin karşılığı olan mükafat veya ücret anlamına gelir. Kur'an'da peygamberlerin tebliğleri için ecir istememeleri, onların samimiyetini ve görevlerinin ilahi bir emir olduğunu vurgular. Bu ayette de peygamberin tebliğ karşılığında dünyevi bir menfaat gözetmediği açıkça ifade edilmektedir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Zikra (ذكرى), Kur'an'da 'öğüt' ve 'hatırlatma' anlamında kullanılır. Ayetteki 'إِلَّا ذِكْرَىٰ لِلْعَالَمِينَ' ifadesi, Kur'an'ın veya peygamberin getirdiği mesajın tüm insanlar için bir öğüt ve uyarı niteliğinde olduğunu, onların gafletten uyanmalarını sağlamayı amaçladığını belirtir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Zikra, unutulan bir şeyi hatırlatmak veya bir şeyi akılda tutmak için yapılan uyarıdır. Kur'an'ın 'zikra' olması, onun insanlara unuttukları hakikatleri hatırlatan, onları doğru yola sevk eden ve onlara öğüt veren bir kitap olduğunu gösterir. Bu ayette, peygamberin tebliğ ettiği mesajın evrensel bir hatırlatma olduğu vurgulanır.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Zikra kelimesi, Kur'an'da 'öğüt, ibret, hatırlatma' gibi anlamlarda sıkça geçer. Bu ayetteki kullanımı, peygamberin getirdiği mesajın, tüm âlemler için bir uyarı ve doğruyu hatırlatma işlevi gördüğünü, insanları gafletten uyandırmayı hedeflediğini ifade eder.
En'âm Sûresi
“Ulâ-ike-llezîne heda(A)llâh(u) febihudâhumu-ktedih kul lâ es-elukum ‘aleyhi ecrâ(an) in huve illâ zikrâ lil’âlemîn(e)” İşte, o peygamberler, Allah’ın doğru yola ilettiği kimselerdir. (Ey Muhammed!) Sen de onların tuttuğu yola uy. De ki: “Bu tebliğe karşı sizden bir ücret istemiyorum. O (Kur’an), bütün âlemler için ancak bir uyarıdır.” (6/90)
Kendisine verilen bu ilmî ve fizikî hakikatleri insanlık âlemine aktarmak için kimseden de bir ücret/karşılık beklememektedir. Çünkü O âlemleri anlatan bir tefekkür/düşünce/zikir/âlemlerin hakikati olan bir hatırlatma ilmidir.[61]
Hakk yolu Peygamber ocağı yoludur buradan şahsi menfeat sağlamak mümkün değildir. (En’âm-6/90) ve benzeri diğer âyetlerde!
“De ki, ben bunun karşılığında sizden bir ücret istemem) Eğer bu yolda bir ücret bekleniyorsa, o Peygamber ahlâkı ve Hakk yolu değildir.
Bu hususta küçük, ibretlik bir hatıramı anlatayım. Bir bayram ziyareti idi, zannediyorum, Nusret Babama küçük bir hediye almıştım. Elini öperken hediyeyi de kendisine takdim etmiştim. Hediyeye baktı baktı ve şöyle bir ilâh-î düstûr ile bana dönerek.
(Bu hediyeyi almasam sen küçük düşeceksin, alsam ben küçük düşeceğim. O halde alayımda ben küçük düşeyim.) İfadesi ile hediye kabul etmenin nasıl zor bir hal olduğunu ve kendisinin o asaletli hali içinde ne kadar mahviyetli hali olduğu bu kadar açık görülmekte idi. İşte bizlere de her hangi bir şekilde küçük bir hediye geldiği zaman onun kabulünü isteyen kardeş ve evlâtlarımızdan, gönülleri kırılmasın diye ancak, yukarıda belirtilen hal içinde kabul etmek zorunda kalıyoruz ki, bunların maddi değerleri, kimsenin bütçesine her hangi bir zarar verecek miktarda, (büyük altınlar veya benzeri başka değerli hediyeler,) değildir.[62]