Vemen azlemu mimmeni-fterâ ‘ala(A)llâhi keżiben ev kâle ûhiye ileyye velem yûha ileyhi şey-un vemen kâle seunzilu miśle mâ enzela(A)llâh(u)(k) velev terâ iżi-zzâlimûne fî ġamerâti-lmevti velmelâ-iketu bâsitû eydîhim eḣricû enfusekum(u)(s) elyevme tuczevne ‘ażâbe-lhûni bimâ kuntum tekûlûne ‘ala(A)llâhi ġayra-lhakki vekuntum ‘an âyâtihi testekbirûn(e)
Allah'a karşı yalan uyduran veya kendine bir şey vahyedilmemişken, "Bana vahyolundu" diyen, ya da "Allah'ın indirdiğinin benzerini ben de indireceğim" diye laf eden kimseden daha zalim kimdir? Zalimlerin şiddetli ölüm sancıları içinde çırpındığı; meleklerin, ellerini uzatmış, "Haydi canlarınızı kurtarın! Allah'a karşı doğru olmayanı söylediğiniz, ve O'nun ayetlerinden kibirlenerek yüz çevirdiğiniz için bugün aşağılayıcı azap ile cezalandırılacaksınız" diyecekleri zaman hallerini bir görsen!
Allah'a karşı yalan uyduran, yahut kendisine hiçbir şey vahyolunmadığı halde: "bana vahyedildi" diyen ve: "Allah'ın indirdiği gibi bir kitap da ben indireceğim" diye iddiada bulunandan daha zalim kim olabilir? O zalimlerin halini ölüm şiddeti içindeyken bir görsen! Melekler onlara ellerini uzatırlar ve: " Ruhunuzu teslim edin. Bugün, Allah'a karşı haksız şeyler söylediğinizden ve O'nun âyetlerine karşı böbürlenmenizden dolayı alçaltıcı bir azapla cezalandıralacaksınız" derler.
En'âm Suresi 93. ayet, Allah'a iftira atanların ve vahiy iddiasında bulunanların en büyük zalimler olduğunu vurgular. Ayet, bu kişilerin ölüm anındaki dehşet verici durumunu ve alçaltıcı azapla karşılaşacaklarını tasvir ederek, ilahi hakikate karşı gelmenin ve büyüklük taslamanın sonuçlarını dilbilimsel bir derinlikle ortaya koyar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Zulüm (ظلم), bir şeyi ait olduğu yerin dışına koymak, haddi aşmak demektir. 'Ezlem' (أظلم) ise, zulümde en ileri giden, en büyük haksızlığı yapan anlamındadır. Ayette, Allah'a yalan isnat etmenin ve vahiy iddiasında bulunmanın, tüm zulümlerin en büyüğü olduğu vurgulanır.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Buradaki 'ezlem' (أظلم) kelimesi, 'hiç kimse ondan daha zalim değildir' anlamında bir istifham-ı inkârîdir. Yani, Allah'a karşı yalan uyduran veya vahiy iddiasında bulunan kişinin zulmünün eşsiz olduğunu ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Zulüm kavramı, Kur'an'da sadece haksızlık yapmakla kalmayıp, aynı zamanda ilahi düzene, hakikate ve adalete karşı gelmeyi de ifade eder. Ayetteki 'ezlem' (أظلم) kullanımı, Allah'a karşı yalan uydurmanın, ilahi hakikati tahrif etme ve dolayısıyla en büyük zulmü işleme anlamını taşır.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İftira (افتراء), bir şeyi asılsız olarak uydurmak, yalan isnat etmek demektir. Ayetteki 'iftara alallahi keziben' (افترى على الله كذبا) ifadesi, Allah adına yalan söylemek, O'na ait olmayan bir şeyi O'na isnat etmek anlamına gelir ki bu, en büyük günahlardandır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Fery (فري), bir şeyi kesmek, yarmak anlamındadır. 'İftera' (افترى) ise, bir şeyi uydurarak ortaya çıkarmak, asılsız bir iddiayı icat etmek demektir. Ayette, Allah'a karşı yalan uydurmanın, ilahi hakikati parçalamak ve tahrif etmek gibi bir eylem olduğu vurgulanır.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): İftira kelimesi, Kur'an'da genellikle Allah'a ortak koşma, O'na çocuk isnat etme veya O'nun adına yalan uydurma gibi büyük günahları ifade etmek için kullanılır. Bu ayette de, Allah'a karşı yalan uydurmanın, vahiy iddiasında bulunmanın, ilahi otoriteye karşı gelme ve hakikati çarpıtma anlamında kullanıldığı görülür.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Vahy (وحي), hızlı ve gizli bir şekilde işaret etmek veya bildirmek demektir. 'Uhiye' (أوحي) ise, kendisine vahiy gönderilmek, ilahi bir mesajın gizlice ve özel bir yolla iletilmesi anlamındadır. Ayette, kendisine vahiy gelmediği halde 'bana vahyolundu' diyenlerin yalanı ve zulmü vurgulanır.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Vahiy, Allah Teâlâ'nın peygamberlerine, kullarına bildirmek istediği hükümleri, bilgileri gizli ve süratli bir şekilde ulaştırmasıdır. Ayetteki 'uhiye ileyye' (أوحي إليّ) ifadesi, vahyin özel bir iletişim biçimi olduğunu ve bu iddianın, ilahi otoriteye karşı büyük bir cüret olduğunu gösterir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Gamerât (غمرات), suyun insanı boğacak kadar çok olması gibi, şiddetli sıkıntılar ve zorluklar anlamına gelir. Ayetteki 'ğamerâti'l-mevt' (غمرات الموت) ifadesi, ölüm anındaki şiddetli sıkıntıları, can çekişmenin boğucu halini tasvir eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Gamer (غمر), bir şeyi örtmek, kaplamak demektir. 'Gamerât' (غمرات) ise, insanı kuşatan, boğan ve aklını başından alan şiddetli sıkıntılar ve zorluklardır. Ölüm anındaki 'ğamerât', kişinin bilincini yitirdiği, büyük bir acı ve şaşkınlık içinde olduğu durumu ifade eder.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Gamerât, ölümün şiddetleri, zorlukları ve sıkıntılarıdır. Bu kelime, ölüm anında yaşanan ruhsal ve fiziksel acıların yoğunluğunu, kişinin adeta boğulurcasına bir hal içinde olduğunu anlatır. Ayette, zalimlerin bu dehşet verici anı yaşayacakları vurgulanır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Kibr (كبر), kişinin kendisini başkalarından üstün görmesi, büyüklük taslamasıdır. 'İstikbâr' (استكبار) ise, kibirlenmek, büyüklük taslamak ve hakkı kabul etmemek anlamındadır. Ayette, Allah'ın ayetlerine karşı büyüklük taslamanın, ilahi hakikati reddetme ve ona karşı direniş gösterme anlamını taşıdığı belirtilir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): İstikbâr, kişinin kendisini büyük görmesi ve bu nedenle başkalarının haklarını veya ilahi emirleri küçümsemesidir. Ayetteki 'testekbirûn' (تستكبرون) ifadesi, Allah'ın ayetlerini küçümseme, onları kabul etmeme ve onlara karşı kibirli bir tutum sergileme anlamında kullanılır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Kibir (istikbâr), Kur'an'da genellikle Allah'a karşı gelme, O'nun ayetlerini reddetme ve peygamberlere itaat etmeme şeklinde tezahür eden temel bir ahlaki kusurdur. Bu ayette, Allah'ın ayetlerine karşı büyüklük taslamanın, ilahi otoriteyi tanımama ve dolayısıyla en büyük günahlardan birini işleme anlamını taşıdığı görülür.
En'âm Sûresi
“Vemen azlemu mimmeni-fterâ ‘ala(A)llâhi keziben ev kâle ûhiye ileyye velem yûha ileyhi şey-un vemen kâle seunzilu misle mâ enzela(A)llâh(u) velev terâ izi-zzâlimûne fî ġamerâti-lmevti velmelâ-iketu bâsitû eydîhim ehricû enfusekum(u) elyevme tuczevne ‘azâbe-lhûni bimâ kuntum tekûlûne ‘ala(A)llâhi ġayra-lhakki vekuntum ‘an âyâtihi testekbirûn(e)” Allah’a karşı yalan uyduran veya kendine bir şey vahyedilmemişken, “Bana vahyolundu” diyen, ya da “Allah’ın indirdiğinin benzerini ben de indireceğim” diye laf eden kimseden daha zalim kimdir? Zalimlerin şiddetli ölüm sancıları içinde çırpındığı; meleklerin, ellerini uzâtmış, “Haydi canlarınızı kurtarın! Allah’a karşı doğru olmayanı söylediğiniz ve O’nun âyetlerinden kibirlenerek yüz çevirdiğiniz için bugün aşağılayıcı azap ile cezalandırılacaksınız” diyecekleri zaman hâllerini bir görsen! (6/93)
Allah’a karşı yalan iftira edenden, uydurandan, yahut kendisine hiç birşey vahiy edilmemişken, “Bana da vahyolundu” diyenden; “Allah’ın indirdiği gibi ben de indireceğim,” diyenden daha zâlim kimdir?
Geçmişte de, günümüzde de âyet-i kerimenin ifade ettiği türden bazı kimseler görülmüştür.
Bunlar gerek bilerek kasden veya ayırıcı özellikleri olmadıklarından ilham ve evham’ın vasıflarını bilemediklerinden, kendilerinde oluşan şiddetli hayâl gücü ve evham ile nefsi benliklerinden veya cinlerden aldıkları bir takım vesve-selerle (vesvas), kendilerinde bir varlık görmeğe başlamakta-dırlar.
İşte bu hayâli varlık öyle şişerek büyür ki kendi öz varlığını da sardığından, “ondan” habersiz kendisine hayâli, yeni bir dünya kurup, onun sahibi olduğunu sanarak, orada hükmettiğini zanneder.
Farkında olmadan gafletinden veya inkârından yuka-rıda bahsedilen hükmün altına girerek ve nefsini ilâh edinmiş olarak her iki dünyâsinı da harab etmiş olur.[68]
Vahiy kâtipleri gelen Âyet-i Kerîme’leri kayda alırlar iken içlerinden birisi gelen son kelimeyi Efendimiz (s.a.v) henüz söylemeden tekrar etmiş. Efendimiz (s.a.v) bunun üzerine doğru söyledin diyerek söyleneni tekrar eder ve kayıtlara geçer. Bunun sonrasında vahiy kâtibi kendisine vahiy geldiğini zannederek kibirlenmiş ve büyük iddialarda bulunmaya başlamış.
Bu hâdiseyi Mevlanâ hazretleri izâh ederken Efendimiz (s.a.v) gelen bu vahyin nûrunun yanındakileri yansımasının neticesi olarak izâh etmişlerdir.
Gerçektende öyle olur, Hakk ehlinin gönlüne ilâhî bir vâridat gelir bu vâridat yakınında olanların gönlüne de gelir o devrelerde. İşte bu anlarda yukarıda bahsettiğimiz vahiy kâtibinin yaptığı gibi davranılırsa çok yanlış bir davranış olur.[69]