Yurîdûne liyutfi-û nûra(A)llâhi bi-efvâhihim va(A)llâhu mutimmu nûrihi velev kerihe-lkâfirûn(e)
Onlar ağızlarıyla Allah'ın nurunu söndürmek istiyorlar. Halbuki kafirler istemeseler de Allah nurunu tamamlayacaktır.
Ağızlarıyla Allah'ın nurunu söndürmek istiyorlar. Halbuki kâfirler hoş görmese de Allah nurunu tamamlayacaktır.
Bu ayet, inkarcıların Allah'ın nurunu söndürme çabalarını ve Allah'ın nurunu tamamlayacağını ifade etmektedir. Anahtar kavramlar, bu çabanın niteliğini, nurun mahiyetini ve Allah'ın iradesinin üstünlüğünü dilbilimsel olarak ortaya koymaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'irâde' kelimesinin 'revd' kökünden geldiğini ve bir şeyi talep etmek, ona yönelmek anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'yürîdûne' ifadesi, inkarcıların Allah'ın nurunu ortadan kaldırmaya yönelik kasıtlı ve ısrarlı bir arzusunu, niyetini vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'irâde'yi, bir şeyi yapmaya veya terk etmeye yönelik kesin bir azim ve yöneliş olarak tanımlar. Ayetteki kullanımı, inkarcıların Allah'ın nurunu söndürme konusundaki kararlılıklarını ve bu yöndeki çabalarını gösterir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'itfâ'' kelimesinin bir şeyi yakıcı veya aydınlatıcı özelliğinden mahrum bırakmak, onu yok etmek anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'li-yutfi'û' ifadesi, inkarcıların Allah'ın dinini ve hidayetini ortadan kaldırma, etkisiz hale getirme niyetini açıklar.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'itfâ'' kelimesinin mecazi olarak bir şeyi zayıflatmak, etkisini azaltmak veya tamamen ortadan kaldırmak anlamına geldiğini ifade eder. Ayetteki bağlamda, inkarcıların Allah'ın nuru olan İslam'ın yayılmasını engelleme ve onu zayıflatma çabasını mecazi bir dille anlatır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'nûr' kelimesinin hem duyularla algılanan ışık hem de akıl ve basiret ile idrak edilen hidayet ve ilim anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'nûrallâh' ifadesi, Allah'ın gönderdiği hidayet, yani İslam dini ve Kur'an'ın aydınlığını ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'da 'nûr' kavramının genellikle Allah'ın hidayeti, vahyi ve doğru yolu temsil ettiğini vurgular. Ayetteki 'Allah'ın nuru', inkarcıların karşı çıktığı ilahi mesajın ve İslam'ın evrensel hakikatini simgeler.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'itmâm' kelimesinin bir şeyi eksiksiz hale getirmek, onu son noktasına ulaştırmak anlamına geldiğini açıklar. Ayetteki 'mutimmu nûrihî' ifadesi, Allah'ın dinini ve hidayetini tam olarak yayacağını, hiçbir eksiklik bırakmayacağını ve kemale erdireceğini vurgular.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'tamm' ve 'itmâm' kelimelerinin bir şeyin sonuna ulaşması, tamamlanması ve eksiksiz olması anlamlarını taşıdığını belirtir. Ayetteki 'mutimmu' kelimesi, Allah'ın nurunun (İslam'ın) yayılmasının ve zaferinin kaçınılmaz olduğunu, inkarcıların çabalarına rağmen tamamlanacağını ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'küfr' kelimesinin asıl anlamının bir şeyi örtmek olduğunu, mecazi olarak ise Allah'ın nimetlerini örtmek, yani nankörlük etmek ve hakikati inkâr etmek anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'el-kâfirûn' ifadesi, Allah'ın nuru olan İslam'ı ve hakikati inkâr eden, onu örtmeye çalışan kimseleri ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'da 'kâfir' kavramının sadece inanmayan değil, aynı zamanda Allah'ın ayetlerini ve peygamberlerini reddeden, hakikate karşı çıkan ve onu örtmeye çalışan kişileri ifade ettiğini açıklar. Ayetteki 'el-kâfirûn', Allah'ın nurunu söndürmeye çalışan, İslam'a karşı çıkan düşmanları temsil eder.
Saff Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
Yurîdûne liyutfi-û nûra(A)llâhi bi-efvâhihim va(A)llâhu mutimmu nûrihi velev kerihe-lkâfirûn(e) Onlar ağızlarıyla Allah'ın nurunu söndürmek istiyorlar. Halbuki kafirler istemeseler de Allah nûrunu tamamlayacaktır.(61/8)
Hz. Ebu Zer’in “Rabbinizi gördünüz mü?” şeklindeki bir soruya, Efendimiz (s.a.v): “O bir Nûr’dur, nasıl görebilirim ki...” şeklinde cevap vermiştir. Yani, onun mahiyeti bilinmez, o şekilde görülemez. Diğer bir rivayette Efendimiz “Bir Nûr gördüm.” demiştir.[54]
(nun) harfi “Nûr-u İlâhiyye” dir.
(nur) ise, ebcedde (nun) 50
(vav) 6
(rı) 200 = 256 elde edilir. Aslı (2 + 5 + 6) = 13 çıkar.
“Nûr” eşyayı içinden aydınlatan şeydir. Eşyanın zuhura çıkma ve görünme sebebidir.
Kişinin hakiki varlığınıda aydınlatan Allah’ın nûrundan başka bir şey değildir.
Bunu efendimiz (s.a.v.) şöyle ifade etmiştir.
- Aclûnî, Cabir (r.a)'dan şöyle bir hadis nakletmektedir: "Babam anam sana feda olsun ya Resulullah, Allah'ın eşyadan önce yarattığı[55] ilk şeyin ne olduğunu bana haber ver." dedim. Resûlullah (s.a.s) şöyle dedi:
- Ey Cabir! Allah Teâlâ, eşyayı yaratmadan evvel kendi nûrundan senin nebînin nûrunu yarattı" Bu nûr, Allah'ın dilediği şekilde onun kudretiyle deveran ediyordu. Bu vakitte, Levh, Kalem, Cennet, Cehennem, Mülk, Sema, Yer, Güneş, Ay, Cin ve İnsan ortalarda yoktu. Ne zaman ki Allah, mahlukâtı yaratmayı diledi; bu nûru dört parçaya böldü. Birinci bölümden kalemi, ikincisinden levh'i, üçüncüsünden de Arş'ı yarattı. Sonra da dördüncü bölümü tekrar dört parçaya ayırdı.[56]
Bir başka bir hadisi şerifte efendimiz (s.a.v.) “Ben Allah’ın nurûndanım, müminlerde benim nûrumdandır” buyurmuşlardır.
Kişinin gönlünde necm-heva yıldızının[57] bulunması nefsi benlik yıldızı nûrû, kevkeb yıldızı[58] bulunması izâfi-hayali benlik nûru, şı’ra yıldızının[59] nûru bulunması ilâhi benlik ve Târık yıldızının[60] nûru bulunması ise bu mertebelerin tamamını kapsayan nûrun bulunmasıdır.
Aynı zamanda gönülde Kamerin (Ay) bulunması Nûru Muhammediye nûrunun bulunması ve Güneşin bulunması Hakikat-i ilahiyye nurunun bulunmasıdır.
Kafirler neyi örteceklerdir ki? Allah nûrunu tamamlamıştır.
Bu risalet nûru Hz. Ali keremullahi veche efendimizden silsile yolu ile Hazreti pir Hasan Hüsamettin Uşşaki Kaddesallahi Sırrah’ul Aziz hazretlerinden günümüze Efendibabamız Necdet ARDIÇ uşşakiye kadar ulaşmıştır.
Nusret Babamız evlatlarına nazar ettiği için gözümün nûru diye hitap edermiş ve bir gün efendibabama bu dünyaya geliş sebebim sen imişsin demek suretiyle bu nûr onda kemaliyle vücud bulduğu açıktır.
Sohbetlerde alıcı olan salike verici olan irfan ehlinden söz, öz, rûh ve nûr intikâk ettirilir. Nûr’unda zâhir ve bâtın olmak üzere iki yönü vardır.
(Necdet) in ilk harfi olan (nun) dur. Nun ise Nûru İlâhiyyedir.
Tekrar “Necm sûresi” seyrine dönelim.
Harflerden açılmışken bir hususu daha belirtelim.
(Necm), → (nun) ile başlar, (mim) ile biter.
Aslında (Necm) (seyr-i ilâhi) (ilâhi seyir)
(nun) dan → (mim) e yolculuktur.
Biz Necm mevzumuza daha sonra yine döneceğiz.
Az yukarıda harflerle Kûr’ân’ın bütününde (Necdet) yazdık.
ve 40131 çıkmış idi.
Nasıl ki, Kûr’ân, → Fatiha’da,
Ve Fatiha, → Besmele’de,
Ve Besmele, → (be) de gizlendiyse;
53 de → 40131 in içinde ve → Kûr’ân’da öyle gizlenmiştir.
“Necdet” de, → “Necat”ta gizlenmiştir.
(nun) harfi için, “Nûr-u İlâhi”dir demiştik.
Kûr’ânda “Nûr” ile ilgili çok âyetler vardır.
Bunlardan birisi de 61. Saf sûresinin 8. âyetinde
- نُورَهووَاللَّهُ مُتَمّ
“vallahü mütimmü nûrihî”
“ve Allah nûrunu tamamlayacaktır,” şeklindedir.
Bu meâldeki sûre ve âyet numaralarının sayısal değerlerini bilmeden, acaba “Terzi Babam” ile bir ilgisinin olup olmadığını düşünmüştüm.
Daha sonra açtığımda 61. sûre 8. âyet ile karşılaştım.
(61 – 8) = 53 çıkar. Hülâsa “Terzi Baba” ile yolculuk, “Nûr”un bilinmesi, görülmesi ve o kişinin nûrlanmasıdır.
Bu Âyet bir başka yönüyle de, O’nun “bâtıni velâyetine” işaret etmektedir diyeiliriz.
1960’lı yıllarda Terzi Babam mürşidi Nûsret Tura Uşşâki Efendimizle günün şartlarına ve imkânlarına göre zaman, zaman mektuplar göndererek görüşüyorlarmış; Nûsret babamız o dönemde Necdet Bey’e yazdığı her mektubuna “Gözümün Nûr’u” diye başladığını hâlen saklanan o mektuplara bakarak görmüştüm.
Onun bu sözleri (nun) daki “Nûr-u İlâhiye”ye nispettir.
Bugün için bu çalışmamıza ise, delil niteliğinde olup, o gün için söylenen bu sözlerinde hayat bulmasıdır.[61]
Bu “Nûr” dan fakirininde hissesine pay düştüğü için Cenâb-ı Hakk’ın lütundan ve şükründen aciziz. Efendi Babamızın da bu taltifinden minnettarız.
İsmi hasın, "Bâtın"ın "Nûr" olduğuda bu istişarelerden sonra oluşmuş oldu. Gerçi bu ismi kendi kendisine abartılı olarak "Nûrullah" deyip verenlerde vardır ama bu ismi verenlerin bilmem sonları ne olur.
"Terzi Oğlu Murat Deruni" "T.O.M.D."seni daha güzel anlatıyor gibi duruyor. İsmi hassın ise gene Bâtın kaynaklı "Nur" veya "Nur'eddin" dir bu şekilde hem Nureddin ismi kullanılmış ancak bâtında kalmış olur.
Ancak gene bak sen karar ver neticede sana da hangi isim gönlüne uygun gelirse bundan sonra onu kullanırız, inşeallah.
Tekrar Dünya ahret işlerin kolay gelsin bizlerden sizlere herkese selâmlar hoşça kalın Efendi Babanız.[62]
هُوَ الَّذِي أَرْسَلَ رَسُولَهُ بِالْهُدَى وَدِينِ الْحَقِّ لِيُظْهِرَهُ عَلَى الدِّينِ كُلِّهِ وَلَوْ كَرِهَ الْمُشْرِكُونَ {الصف/9}
“Huve-llezî ersele rasûlehu bilhudâ vedîni-lhakki liyuzhirahu ‘alâ-ddîni kullihi velev kerihe-lmuşrikûn(e)”