İçeriğe atla
Saf 8Cüz 28 · Sayfa 552

Saf Sûresi 8. Âyet

الصف

Sohbete sor

Yurîdûne liyutfi-û nûra(A)llâhi bi-efvâhihim va(A)llâhu mutimmu nûrihi velev kerihe-lkâfirûn(e)

Onlar ağızlarıyla Allah'ın nurunu söndürmek istiyorlar. Halbuki kafirler istemeseler de Allah nurunu tamamlayacaktır.

Saff Sûresi

Terzibaba - Necdet Ardıç

Yurîdûne liyutfi-û nûra(A)llâhi bi-efvâhihim va(A)llâhu mutimmu nûrihi velev kerihe-lkâfirûn(e) Onlar ağızlarıyla Allah'ın nurunu söndürmek istiyorlar. Halbuki kafirler istemeseler de Allah nûrunu tamamlayacaktır.(61/8)


Hz. Ebu Zer’in “Rabbinizi gördünüz mü?” şeklindeki bir soruya, Efendimiz (s.a.v): “O bir Nûr’dur, nasıl görebilirim ki...” şeklinde cevap vermiştir. Yani, onun mahiyeti bilinmez, o şekilde görülemez. Diğer bir rivayette  Efendimiz “Bir Nûr gördüm.” demiştir.[54]

(nun) harfi “Nûr-u İlâhiyye” dir.

(nur) ise, ebcedde (nun) 50

(vav) 6

(rı) 200 = 256 elde edilir. Aslı (2 + 5 + 6) = 13 çıkar.

“Nûr” eşyayı içinden aydınlatan şeydir. Eşyanın zuhura çıkma ve görünme sebebidir.

Kişinin hakiki varlığınıda aydınlatan Allah’ın nûrundan başka bir şey değildir.

Bunu efendimiz (s.a.v.) şöyle ifade etmiştir.

- Aclûnî, Cabir (r.a)'dan şöyle bir hadis nakletmektedir: "Babam anam sana feda olsun ya Resulullah, Allah'ın eşyadan önce yarattığı[55] ilk şeyin ne olduğunu bana haber ver." dedim. Resûlullah (s.a.s) şöyle dedi:

- Ey Cabir! Allah Teâlâ, eşyayı yaratmadan evvel kendi nûrundan senin nebînin nûrunu yarattı" Bu nûr, Allah'ın dilediği şekilde onun kudretiyle deveran ediyordu. Bu vakitte, Levh, Kalem, Cennet, Cehennem, Mülk, Sema, Yer, Güneş, Ay, Cin ve İnsan ortalarda yoktu. Ne zaman ki Allah, mahlukâtı yaratmayı diledi; bu nûru dört parçaya böldü. Birinci bölümden kalemi, ikincisinden levh'i, üçüncüsünden de Arş'ı yarattı. Sonra da dördüncü bölümü tekrar dört parçaya ayırdı.[56]

Bir başka bir hadisi şerifte efendimiz (s.a.v.) “Ben Allah’ın nurûndanım, müminlerde benim nûrumdandır” buyurmuşlardır.

Kişinin gönlünde necm-heva yıldızının[57] bulunması nefsi benlik yıldızı nûrû, kevkeb yıldızı[58] bulunması izâfi-hayali benlik nûru, şı’ra yıldızının[59] nûru bulunması ilâhi benlik ve Târık yıldızının[60] nûru bulunması ise bu mertebelerin tamamını kapsayan nûrun bulunmasıdır.

Aynı zamanda gönülde Kamerin (Ay) bulunması Nûru Muhammediye nûrunun bulunması ve Güneşin bulunması Hakikat-i ilahiyye nurunun bulunmasıdır.

Kafirler neyi örteceklerdir ki? Allah nûrunu tamamlamıştır.

Bu risalet nûru Hz. Ali keremullahi veche efendimizden silsile yolu ile Hazreti pir Hasan Hüsamettin Uşşaki Kaddesallahi Sırrah’ul Aziz hazretlerinden günümüze Efendibabamız Necdet ARDIÇ uşşakiye kadar ulaşmıştır.

Nusret Babamız evlatlarına nazar ettiği için gözümün nûru diye hitap edermiş ve bir gün efendibabama bu dünyaya geliş sebebim sen imişsin demek suretiyle bu nûr onda kemaliyle vücud bulduğu açıktır.

Sohbetlerde alıcı olan salike verici olan irfan ehlinden söz, öz, rûh ve nûr intikâk ettirilir. Nûr’unda zâhir ve bâtın olmak üzere iki yönü vardır.

(Necdet) in ilk harfi olan (nun) dur. Nun ise Nûru İlâhiyyedir.

Tekrar “Necm sûresi” seyrine dönelim.

Harflerden açılmışken bir hususu daha belirtelim.

(Necm), → (nun) ile başlar, (mim) ile biter.

Aslında (Necm) (seyr-i ilâhi) (ilâhi seyir)

(nun) dan → (mim) e yolculuktur.

Biz Necm mevzumuza daha sonra yine döneceğiz.

Az yukarıda harflerle Kûr’ân’ın bütününde (Necdet) yazdık.

ve 40131 çıkmış idi.

Nasıl ki, Kûr’ân, → Fatiha’da,

Ve Fatiha, → Besmele’de,

Ve Besmele, → (be) de gizlendiyse;

53 de → 40131 in içinde ve → Kûr’ân’da öyle gizlenmiştir.

“Necdet” de, → “Necat”ta gizlenmiştir.

(nun) harfi için, “Nûr-u İlâhi”dir demiştik.

Kûr’ânda “Nûr” ile ilgili çok âyetler vardır.

Bunlardan birisi de 61. Saf sûresinin 8. âyetinde

  • نُورَهووَاللَّهُ مُتَمّ

“vallahü mütimmü nûrihî”

“ve Allah nûrunu tamamlayacaktır,” şeklindedir.

Bu meâldeki sûre ve âyet numaralarının sayısal değerlerini bilmeden, acaba “Terzi Babam” ile bir ilgisinin olup olmadığını düşünmüştüm.

Daha sonra açtığımda 61. sûre 8. âyet ile karşılaştım.

(61 – 8) = 53 çıkar. Hülâsa “Terzi Baba” ile yolculuk, “Nûr”un bilinmesi, görülmesi ve o kişinin nûrlanmasıdır.

Bu Âyet bir başka yönüyle de, O’nun “bâtıni velâyetine” işaret etmektedir diyeiliriz.

1960’lı yıllarda Terzi Babam mürşidi Nûsret Tura Uşşâki Efendimizle günün şartlarına ve imkânlarına göre zaman, zaman mektuplar göndererek görüşüyorlarmış; Nûsret babamız o dönemde Necdet Bey’e yazdığı her mektubuna “Gözümün Nûr’u” diye başladığını hâlen saklanan o mektuplara bakarak görmüştüm.

Onun bu sözleri (nun) daki “Nûr-u İlâhiye”ye nispettir.

Bugün için bu çalışmamıza ise, delil niteliğinde olup, o gün için söylenen bu sözlerinde hayat bulmasıdır.[61]

Bu Nûr dan fakirininde hissesine pay düştüğü için Cenâb-ı Hakk’ın lütundan ve şükründen aciziz. Efendi Babamızın da bu taltifinden minnettarız.

İsmi hasın, "Bâtın"ın "Nûr" olduğuda bu istişarelerden sonra oluşmuş oldu.  Gerçi  bu ismi kendi kendisine  abartılı olarak "Nûrullah" deyip verenlerde vardır ama  bu ismi verenlerin bilmem sonları ne olur.

"Terzi Oğlu Murat Deruni"  "T.O.M.D."seni daha güzel anlatıyor gibi duruyor. İsmi hassın ise gene Bâtın kaynaklı "Nur"  veya "Nur'eddin"  dir bu şekilde hem Nureddin ismi kullanılmış ancak bâtında kalmış olur. 

Ancak gene bak sen karar ver neticede sana da hangi isim gönlüne uygun gelirse bundan sonra onu kullanırız, inşeallah. 

Tekrar Dünya ahret işlerin kolay gelsin bizlerden sizlere herkese selâmlar hoşça kalın Efendi Babanız.[62]


هُوَ الَّذِي أَرْسَلَ رَسُولَهُ بِالْهُدَى وَدِينِ الْحَقِّ لِيُظْهِرَهُ عَلَى الدِّينِ كُلِّهِ وَلَوْ كَرِهَ الْمُشْرِكُونَ {الصف/9}

“Huve-llezî ersele rasûlehu bilhudâ vedîni-lhakki liyuzhirahu ‘alâ-ddîni kullihi velev kerihe-lmuşrikûn(e)”

Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(7)