İçeriğe atla
A'râf 11Cüz 8 · Sayfa 151

A'râf Sûresi 11. Âyet

الأعراف

Sohbete sor

Velekad ḣaleknâkum śümme savvernâkum śümme kulnâ lilmelâ-iketi-scudû li-âdeme fesecedû illâ iblîse lem yekun mine-ssâcidîn(e)

Andolsun, sizi yarattık. Sonra size şekil verdik. Sonra da meleklere, "Adem için saygı ile eğilin" dedik. İblis'ten başka hepsi saygı ile eğildiler. O, saygı ile eğilenlerden olmadı.

A’râf Sûresi

Terzibaba - Necdet Ardıç

(11) Ve lekad hâlaknâkum summe savvernâkum

summe kulnâ lil melâiketiscudû li âdeme fe secedû illâ iblîs, lem yekun mines sâcidîn.)

“Andolsun ki sizi halkettik, sonra size biçim verdik, sonra da meleklere: "Âdem'e secde edin" dedik; hepsi secde ettiler, yalnız İblis, secde edenlerden olmadı.”

“Sizi halkettik” hîtâbı şu andan bahsediyor ve toprak bedeninizi meydana getirdik ve sizi tasavvur ettik yâni iç bünyenizdeki oluşumu düzenledik. Madde olmayan ve varlığımızda mevcût her türlü hâllerimiz bizim iç bünyedeki yaşantımızdır. İnsânın diğer varlıklardan en önemli farklarından biride bu iç bünyedeki yaşantılardır, gerçi diğer mahlûkatta da bu vardır fakat insândaki gibi kemâlde değildir. Cenâb-ı Hakk üstelik bunu bizzât yaptığını belirtiyor.

Bu secdeyi gerektiren de işte bu iç bünyedeki yaşantıdır yâni halkedilen dış bedeni değil iç bünyedeki hâldir. Eğer bizler bunu nefsânî olarak kullanırsak nefsi emmâre ismini, Râhmani olarak kullanırsak nefsi sâfiye ismini alıyor ve daha da yukarılara çıkıyor.

Melâikeyi kirâm hemen secde etti çünkü Allah’ın îkazıyla Âdem (a.s.) da olan Hakîkati İlâhîyyeyi anladılar. Bizim kişisel bedenimiz yönü ile bu secde eden melekler bizim kendi ürettiğimiz kuvvetlerdir. Beş farzın yerine getirilmesi ve diğer ibâdetler kişide bir kuvvet yâni mânâ âleminden varlıklar oluşturuyor. Bizler şu anda yaptığımız fiillerin ifâde ettiği mânâların farkında değiliz eğer bunların hakîkatlerini bize göstermiş olsalar ölünceye kadar başımızı ibâdetten kaldıramayız ve bu da dünya düzenini bozar. İşte bizim bu ibâdetlerimizden meydana gelen melekler secde eden meleklerdir. İki melek vardır biri solda biri sağdadır denilen, soldaki günahları yâni eksi fiilleri, sağdaki sevapları yâni artı fiilleri yazarlar.

Kişisel olarak bizim iblisimiz nefsi emmâredir ve nefsi emmâre secde etmez çünkü işi isyan edip secde etmemektir. Nefsi emmârede secde etmiş olsa hiçbir zıt

kuvvet olmayacağı için insân melek olur. İblis ayrıca insânlara bu duruma göre mücâdeleyi öğretiyor, biz İblise hiç mücâdele etmeden hemen teslim olursak işte orada işimiz çok zordur. Önce bu nefsi emmârenin kontrol altına alınması gerekiyor ki levvâme, mülhîme ve sırayla diğer bütün nefs mertebelerine yükselelim. Efendimizin (s.a.v) de buyurduğu gibi “Herkesin bir şeytanı vardır ben kendi şeytanımı müslüman ettim” diyor, dikkât edersek öldürdüm demiyor, çünkü öldürme durumunda o bizim kendi varlığımız ın içinde olduğundan kendi varlığımızı öldürmüş olmamız gerekecektir.

Âdem (a.s.) hakkında belirtilen bütün hususlar bizim kendi varlığımız içindir. Kûr’ân-ı Kerîm bugüne de geldi bugünkü şartlarda da geçerli ve her an nâzil olmaktadır. Bırakalım melekleri dikkât ettiğimizde Kâbe-i Şerîfi namaz esnâsında bir vinç ile yukarı kaldırdığımızda insânların birbirlerine secde ettiklerini görürüz, hürmeten, karşılarındaki “ve nefahtü” ye (15/29) yâni oradaki Allah’ın varlığına olan bir secdedir bu, yoksa madde bedene yapılan bir secde değildir. Secdeden sonra kendi hakîkatini idrâk ettiği içinde oturarak Cenâb-ı Hakk’a şükranda bulunuyor. Secde bir hâldir ve geçicidir fakat tahiyyat bir makamdır ve kalıcıdır ve oturuş pozisyonunda aldığımız şekil ile “Muhammed” yazıyoruz.

Din kişinin kendisini anlayıp bilmesidir yoksa belirli fiilleri tekrar ederek ezberci olması değildir fakat ne yazık ki artık günümüzde bu hâle gelmiştir. Şeriat düzeyinde yapılan fiillerde kalınmış, iç bünyenin düzenlenmesine geçilememiştir. Din de zâten bizim bedenimize değil aklımıza, aslımıza, hakîkatimize gelmiştir, bizler bunları çalıştırıp duygu ve düşüncede yol almaz isek bu bedeni her gün kırk defa yıkayıp temizlesek beden değişmez ve değişecek bir şey de yoktur, sevap kazanılır sadece ve kartondan kule gibi olan bu sevaplarıda bir günah gelir bir gün götürür fakat ilim ebedi malıdır kişinin. Herşey kaybolur fakat ilim kaybolmaz ve Cenâb-ı Hakk’ın insânı diğer varlıklardan üstün kılmasının sebebi dahi budur,

kendi hakîkatini en geniş şekilde insânda zuhura çıkarmıştır. Bizler bu hâlin içine dalıp kaybolduğumuz için kıymetini bilemiyoruz ve beşeri, maddi duygularımızın ağırlığıyla hayâtımızı sürdürüyoruz.

Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(3)