Yâ eyyuhâ-lmuzzemmil(u)
Ey örtünüp bürünen (Peygamber)!
Ey örtünen! (Peygamber)
Müzzemmil Suresi'nin ilk ayeti, Hz. Peygamber'e hitaben 'örtünüp bürünen' anlamındaki 'el-Müzzemmil' kelimesiyle başlar. Bu hitap, hem fiziksel bir durumu hem de manevi bir hazırlığı ifade ederek, sonraki ayetlerde gelecek olan gece ibadeti ve Kur'an tilaveti emrine bir giriş niteliğindedir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): el-Kefevî, 'eyy' kelimesinin nida için kullanıldığını ve muhatabı doğrudan çağırma işlevi gördüğünü belirtir. Ayetteki 'Yâ eyyuhâ' ifadesi, Allah'ın Hz. Peygamber'e özel bir hitabını ve dikkatini çekmesini vurgular.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'eyy' kelimesinin nida harfi 'yâ' ile birlikte kullanıldığında, muhataba yönelik bir vurgu ve tekit anlamı taşıdığını açıklar. Bu, hitabın önemini ve ciddiyetini pekiştirir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'zemele' fiilinin 'bir şeyi örtmek, sarmak' anlamına geldiğini belirtir. 'Müzzemmil' ise, tefa'ul babından ism-i fail olup, 'kendi kendine örtünen, elbisesine bürünen' demektir. Ayette, Hz. Peygamber'in gece ibadetine kalkmadan önceki halini, belki de soğuktan korunmak için örtüsüne sarınmış durumunu ifade eder.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'el-Müzzemmil' kelimesini 'elbisesine bürünen' olarak açıklar. Bu ifade, Hz. Peygamber'in vahyin ağırlığı veya gece ibadetine hazırlanırkenki halini tasvir eder. Aynı zamanda, bu hitapla ona özel bir yakınlık ve samimiyet gösterildiği yorumu da yapılabilir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'el-Müzzemmil' kelimesinin mecazi olarak 'kendini bir şeye hazırlayan, bir işe soyunan' anlamında da kullanılabileceğini ima eder. Ayetteki bağlamda, gece ibadeti ve Kur'an tilaveti gibi büyük bir göreve hazırlanan Hz. Peygamber'e bir hitap olarak anlaşılabilir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'daki hitap şekillerinin sadece literal anlamlar taşımadığını, aynı zamanda muhatabın ruh haline veya içinde bulunduğu duruma gönderme yaptığını belirtir. 'el-Müzzemmil' hitabı, Hz. Peygamber'in o anki fiziksel durumunu yansıtırken, aynı zamanda ona yüklenen büyük sorumluluğa bir hazırlık ve başlangıç noktası olarak da görülebilir.
Müzzemmil Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
Müzemmil, tefe'ul bâbından etken ism-i fail (ortaç) olup aslı "mütezemmil"dir. Tâ harfi zâ harfine çevrilmiştir. "Örtüsüne bürünüp örtünen" demektir ki kendisi örtünmüş veya başkası tarafından örtülmüş olabilir. Bunun büyük bir olay karşısında başını içine çekmek, gizlenmek, kaçınmak, rahata meyletmek gibi kinaye mânâları da olabilir. Nitekim Râgıb, istiare yoluyla, işe pek önem vermeyen, kısa davranan mânâsına kinaye ve taşlama olduğunu söylemiştir.
Tezemmül mastarının üç harfli kökü olan "zeml" kelimesinin birçok anlamı vardır. Mesela, zeml ve zemelân; at, davar gibi hayvanların neşe ve cünbüşle bir tür yürüyüşü demektir. Yine zeml, atın terkisine birisini almak, yük yüklemek mânâsına gelir. Zemîl ve ziml, binicinin arkasına oturan, arkadaş; zümle de çok yoldaş topluluğu demektir. Bu bakımdan "tezemmül" kelimesi bunların herhangi birinden türetilerek bu bâba nakledilmiş olabilir. Fakat özellikle bilinen ve duyulan mânâsının, "elbiseye bürünüp örtünmek" olduğu açıklanıyor. Bir de müzzemmil, yük yüklemek mânâsına gelen zeml'den türetilerek "yükü yüklenen" mânâsına olduğu söylenmiştir.[5]
Haticetü’l-Kübra buyurmuştur ki:
“Bir kerre Fahr-i Kâinat heyecanlı bir halde yanıma gelmişti, heyecandan boynunun damarları vuruyor ve titriyordu.”
“Beni örtünüz,” buyurdu.
Ben o hazreti hastadır sandım, örttüm, bastırdım. Bu halde iken Hazret-i (Cibril) gelip “Ya eyyühel müzemmil” (ey örtüsüne bürünen) diye seslendi.[6]
Allah’ın zâtı mutlak gaybdır ve isim ve sıfatlarıyla tecelli eder (zuhur). İnsan-ı kâmil (Hz. Peygamber), bu ilâhî tecellilerin en mükemmel aynasıdır. Ancak bu aynanın vahyi almaya hazır hale gelmesi için bir “hazırlık” süreci gerekir. “Muzzemmil” (örtünen) hali, “insan-ı kâmilin, vahyin/ilâhî tecellinin şiddetine dayanabilmesi için beşerî varlığının (nefsânî yönünün) bir örtü gibi onu sarması” dır. Bu, ilâhî cemâlin zuhurundan önce gelen bir celâl tecrübesidir. Tıpkı Hz. Musa’nın Tur’da Allah’ı görmek istediğinde dağın parçalanması ve baygın düşmesi gibi, Hz. Muhammed de vahyin ağırlığı karşısında beşerî varlığının örtüsüne sığınmıştır. “Ey örtünen!” hitabı, bu örtünün kalkması, yani hakikatin zuhuru ve risalet görevinin başlangıcı için bir işarettir.
İbn-i Arabî’nin Fusûs’ül-Hikem’de temelini attığı insan-ı kâmil anlayışına göre, her peygamber, ilâhî bir hikmetin (kelime) tecellisidir. Hz. Muhammed (s.a.v.) ise tüm bu hikmetleri kendinde toplayan “ferdî hikmet”in sahibidir. Onun hayatındaki her hal (örtünme, korku, hüzün), insan-ı kâmilin tekâmül yolundaki merhaleleri temsil eder. Bu bakımdan “muzzemmil” olmak, “hakikatin ağırlığı taşıyamayacak kadar zayıf olan beşerîyetin, ilâhî kudret tarafından kuşatılıp (örme) güçlendirilmesi” anlamına gelir. Ayet, bu güçlendirme ve görevlendirme anının ifadesidir.
(81) “Hayal Vadisinin Çıkmaz” sokakları kitabında bu halin tehlikeli, vartaya düşürücü halinden bahsedilmiştir. Yazan kişi bu yazdıklarını ilk önce tarafıma göndermiş. Ve fakirde İz-Efendi Babama iletmiştim. Bu âyet ile ilgili ilk kısmını faydalı olur diye buraya alıyoruz. Daha fazlası için ilgili kitaba bakılabilir. (M.D.)
1. Örtün emri ile
Örtü - Küfür tatbikatında KAFİR oldum Elhamdülillah,
TEVHİD ÜZERE
Yukarıdaki ifadeye ise daha çok ihtiyatla yaklaşmak lâzımdır. Çünkü “Örtün” lâfzının ifadeleri çok değişiktir ve niyete bağlıdır. “KAFİR” Örf ve Nass olan genel Kûr’ân-ı Kerîm. İfadelerinde çok büyük şuç unsuru olarak bildirilmek te ve şer-i şerife ters düşen bir ifade kullanılmaktadır. (73/1/74/1) de ise (Ey örtüye bürünen açıl) hükmü bildirilmektedir. Gerçi Tevhid-î mânâ da bakılınca bunların tevili vardır o ise ayrı bir konudur. Telefonda da sorup daha yakından anlamaya çalıştığım hususu, yani bir nolu ifadeler açık olmadığından tam anlayamıyorum, belki yerlerine oturtamıyorum, ibareye dikkatle bakıldığında emreden bir makam ve birde emri alan tesir edilen yer vardır her nekadar alanda verende aynıdır, gibi teviller olur ise de, söz açıktır veya ifade yanlıştır. Yani her halü kârda bir ifrat veya tefrit vardır. Yukarıda da bahsedildiği gibi bu ifadeyi hemen kabul edip sahiplenmek “VAHY” sistemine aykırı düşmekte İLHAM: “Kuds-î, kevn-î ve mülki” hükmüne de uymamaktadır. Ayrıca FİRASET: “Firaset” haliyle de hiç ilgisi yoktur.
Yukarıdan beri izah edilmeye çalışılan hükümler sadece bunları yazanı ve yolunda olduğunu düşünen kimseleri bağlar.
Çünkü mes’uliyyetli bir sahadır. Kimsenin anlayışına sınır getirecek bir düşüncemiz yoktur ancak bizim yolumuz yukarıda izahına çalıştığımız yoldur. Bunun dışında bir anlayışın tabikatlarından da biz sorumlu olamayız, burası da çok hassas bir konudur.[7] “ İz- -T-B- ”
“Fenafillah” halinde kişi beşeriyyet örtüsünden soyunmaz ve bu halde kalırsa oluşak hadiseyi Hz. Ali (kvc) şöyle anlatmıştır.
“Cem’den farka gelmemek zındıklıkdır”
Yapılan çalışmalar ile salik “Cem” haline ulaşır. Ve yapılan İlm’el Yakin, Ayn’el Yak’in ve Hakk’el Yakin seyirden sonra dönüş tecellileri ile fark âlemine Hakk ile dönmesi gerekir. Tabii bulunduğu yerde bu seyri yaptırabilecek kişi ve kendinde bu kabiliyetin olması lazımdır. (M.D.)