İçeriğe atla
A'lâ 1Cüz 30 · Sayfa 591

A'lâ Sûresi 1. Âyet

الأعلى

Sohbete sor

Sebbihi-sme rabbike-l-a'lâ

Yüce Rabbinin adını tespih et.

A'lâ ve Gâşiye Sûreleri

Terzibaba - Necdet Ardıç

KÛR’ÂN-ı KERÎM’de YOLCULUK

(219-87-88-18)

A’LÂ-GÂŞİYE SÛRELERİ

Yazan ve Düzenleyen

MURAT DERÛNİ (18) İRFAN SOFRASI

NECDET ARDIÇ

TASAVVUF SERİSİ (219-87-88-18) NECDET ARDIÇ

TERZİ BABA

“İz- -T-B- “Es Selâm En Necat” Adres Büro: Ertuğrul Mahallesi Hüseyin Pehlivan Caddesi No: 29/5

Servet Apt. 59 100

Tekirdağ

Ev: 100 yıl Mahallesi Uğur Mumcu Caddesi Ata Kent Sitesi A Blok Kat 3, D. 13.

Tekirdağ (0533) 7743937

www.terzibaba13.com

[email protected]

SAYFA NO

İÇİDEKİLER ……………………………………………………………………… (3)

ÖNSÖZ …………………………………………………………………………….. (5)

A’LÂ SÛRESİ GİRİŞ …………………………………………………………. (7)

1. ÂYET ………………………………………………………………………….. (11)

“TESBiH” kelimesi hakkında ………………………………………… (16)

SECDE ……………………………………………………………………………. (23)

Teşrik Tekbiri …………………………………………………………………. (24)

2. ÂYET …………………………………………………………………………… (31)

3. ÂYET …………………………………………………………………………. (33)

Kaza ve Kader bahsi, Fususu’l Hikem İsmail Fassı ………. (34)

4. ÂYET …………………………………………………………………………… (45)

Ahrace'l-mer'â ………………………………………………………………. (45)

5. ÂYET ………………………………………………………………………….. (47)

6. ÂYET …………………………………………………………………………… (48)

7. ÂYET ……………………………….…………………………………………. (41)

Meşiyet yâni dileme ………………………………………………………. (52)

8. ÂYET ………………………………………………………………………….. (62)

9. ÂYET …………………………………………………………………………… (65)

ZİKR ………………………………………………………………………………. (65)

10. ÂYET ………………………………………………………………………… (70)

11. ÂYET ………………………………………………………………………… (71)

12. ÂYET ………………………………………………………………………… (72)

13. ÂYET ………………………………………………………………………… (72)

14. ÂYET ………………………………………………………………………… (73)

NEFSİ ZEKİYYE ………………………………………………………………. (74)

15. ÂYET ………………………………………………………………………… (75)

16. ÂYET ………………………………………………………………………… (76)

17. ÂYET ……………………………………………………………………….. (76)

18. ÂYET ………………………………………………………………………… (77)

19. ÂYET ………………………………………………………………………… (78)

19. ÂYET ………………………………………………………………………… (78)

A’lâ Suresi ……………………………………………………………………… (78)

GÂŞİYE SÛRESİ GİRİŞ …………………………………………………… (89)

1. ÂYET …………………………………………………………………………… (93)

2. ÂYET …………………………………………………………………………… (96)

3. ÂYET …………………………………………………………………………… (97)

4. ÂYET …………………………………………………………………………… (98)

5. ÂYET ………………………………………………………………………… (101)

6. ÂYET ………………………………………………………………………… (103)

7. ÂYET ………………………………………………………………………… (103)

8. ÂYET ………………………………………………………………………… (103)

9. ÂYET ………………………………………………………………………… (106)

10. ÂYET ………………………………………………………………………. (106)

11. ÂYET ………………………………………………………………………. (112)

12. ÂYET ………………………………………………………………………. (114)

13. ÂYET ………………………………………………………………………. (114)

Makam-ı Sıdk ………………………………………………………………. (114)

14. ÂYET ………………………………………………………………………. (115)

(1)(2)(3) şişe ………………………………………………………………. (117)

15. ÂYET ………………………………………………………………………. (122)

16. ÂYET ………………………………………………………………………. (123)

17. ÂYET ………………………………………………………………………. (123)

18. ÂYET ………………………………………………………………………. (127)

19. ÂYET ………………………………………………………………………. (129)

20. ÂYET ………………………………………………………………………. (129)

21. ÂYET ………………………………………………………………………. (129)

22. ÂYET ………………………………………………………………………. (130)

23. ÂYET ………………………………………………………………………. (132)

24. ÂYET ………………………………………………………………………. (133)

25. ÂYET ………………………………………………………………………. (134)

26. ÂYET ………………………………………………………………………. (135)

TERZİ BABA KİTABLARI LİSTESİ ………………………………… (136)

ÖN SÖZ

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِ

BİSMİLLÂHİR RAHMÂNİR RAHÎM

Muhterem okuyucularım; her ne vesile ile elinize geçmiş olan bu kitabımızdan, İnşeallah Cenâb-ı Hakk’ın idrak vermesi ile en geniş şekilde faydalanmanızı temen-ni ederim.

Bu vesile ile evvelâ bütün okuyuculara bir ömür boyu sağlık, sıhhat ve gönül muhabbetleri ve gerçek ma’nâ da tasavvufî idrakler niyaz ederim. Bu dünya da en büyük kazanç burasını, bu âlemi şehâdet-i, gerçekten müşahede ederek yaşayıp geçirmek ve kendini tanımayı bilmek olacaktır. Kûr’ân-ı Kerîm’de (yolculuk) adlı İz-Terzi Baba sohbetleri ve kitaplarının bu hususta faydalı olabileceğini düşünüyorum, Bunlardan biri de konumuz olan “A’LÂ - GÂŞİYE” Sûreleridir. İçinde bir hayli mevzular olan bu Sûre-i şeriflerin zâhir bâtın nûrundan bu dünyada iken yararlanmaya gayret edelim. Cenâb-ı Hakk’tan bu hususta her kez için başarılar niyaz ederim.

“Memur mâzûrdur” düstûruyla üstlendiğim bu vazîfeyi, Terzi Baba’nın feyiz pınarından gönlüme akan ilhâmlarla yerine getirmeye çalıştım. Bu süreçte, âyetlerin hem zâhirî hem de bâtınî mânâlarını bir bütün olarak ele almaya özen gösterdim. Bununla birlikte, zâhirî tefsirler hâlihazırda çokça mevcût olduğundan, çalışmamın odak noktasını âyetlerin iç, derûnî, enfüsî ve bâtınî mânâları oluşturdu.

Ana metinlerin altına, numaraldırılmış dipnotlar şeklinde, konu, kelime sözlük açıklamaları ve kaynaklar gerektiği yerlerde müracaat ve bilgi için belirtilmiştir İrfâniyet yolunda maddi ve manevi desteğini esirgemeyen İz-Efendi Babam, Nüket Annem ve Eşim Serpil hanıma teşekkür ederim. Cenâb-ı Hak razı olduklarından eylesin, inşallah.

Sevgili okuyucum, bu kitabın yazılışında, düzenle-nişinde, basılışında, bastırılışında, tüm oluşumunda emeği ve hizmeti geçenleri saygı ile yadet, geçmişlerine de hayır dua et, ALLAH (c.c.) gönlünde feyz kapıları açsın. Yarabbi; bu kitaptan meydana gelecek manevi hasılayı, evvelâ acizane, efendimiz Muhammed Mustafa, (s.a.v.) in ve Ehl-i Beyt Hazaratı’nın rûhlarına, Nusret babamın ve Rahmiye annemin de ruhlarına, Nüket annemin ve İz-Efendi babamın ruhaniyetlerine, ceddinin geçmişlerinin de ruhlarına hediye eyledim kabul eyle, haberdar eyle, ya Rabbi.

Muhterem okuyucularım; yine bu kitabı da okumaya başlarken, nefs’in hevasından, zan ve hayalden, gafletten soyunmaya çalışarak, saf bir gönül ve Besmele ile okumaya başlamanızı tavsiye edeceğim; çünkü kafamız ve gönlümüz, vehim ve hayalin tesiri altında iken gerçek ma’nâ da bu ve benzeri kitaplardan yararlanmamız mümkün olamayacaktır.

Gayret bizden muvaffakiyyet Hakk’tandır.

“Murat DERÛNİ EN-NÛR” ÜSKÜDAR/İSTANBUL

25-05-2024

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِ

EUZÛ BİLLÂHİ MİNEŞ ŞEYTANİR RACÎM

BİSMİLLÂHİR RAHMÂNİR RAHÎM

(سورة الأعلى)

87 - A’LÂ SÛRESİ GİRİŞ…


[1]

Sûre adını, ilk ayetteki “A’lâ” kelimesinden almıştır. “A’lâ”, “yüce” anlamına gelmektedir. Allah’ın yüceliğini ifade etmektedir. Sûre, "Sebbih" adlarıyla da anılmaktadır.

19 ayetten oluşan sûre, Mekke’de inmiştir.

Mushaftaki sıralamada 87., nüzul sırasına göre ise 8. sûredir.

Bu sûrenin temel konuları şunlardır:

Allah’ın adının tesbih edilmesi, Allah’ın âlemi yaratışındaki (halk edişindeki) düzen, Peygamberimizin hafızasının gücü, Tesbih ve namaz ile temizlenme, İlk kutsal kitaplar.

Sûrenin temel mesajları şunlardır:

- Yüce Allah, adının yüceltilerek tesbih edilmesini istemektedir. Burada iki anlamın ortaya çıktığı söylenebilir. Birincisi, Allah’ın adını anarken daima yüce bir varlıktan bahsedildiğinin farkında olunması ve ondan yüce sıfatlarıyla beraber bahsedilmesidir (Yüce Allah gibi). İkincisi, Allah’ın isimlerinin zikredilerek tesbih edilmesi ve onun bu şekilde yüceltilmesidir.

- Allah’ın âlemi yaratışında gelişigüzellik olmayıp, tam bir düzen söz konusudur. Allah yaratan ve yaratmayı düzenli yapandır. Yaratmayı bir plana/ölçüye göre yapmış, âlemde düzeni sağlamıştır.

- Allah, peygamberimize bir şeyin okunacağını ve peygamberimizin asla unutmayacağını ifade etmektedir. Buradaki okumanın, Kur’an’ın vahyi olduğu söylenmiştir. Bununla beraber, peygamberimizin hafızasının gücünün de tam olduğu ve bu gücün Allah tarafından sağlandığı anlaşılmaktadır.

- Yüce Allah, temizlenenin, arınanın kurtuluşa erdiğini söylemektedir. Burada ifade edildiğine göre, bu arınma tesbih/zikir ve namazla olmaktadır. Vakit namazları ve nafile namazları kılarak, Allah’ın adını tesbih ederek, kişi arınmakta ve insan olmanın zirvelerine yolculuk etmektedir.

- Allah, açığı da gizleneni de bilir.

- Kur’an bir öğüttür. Allah'tan korkan bu öğütten yararlanacaktır. En büyük ateşe girecek olan kötü kimse ise öğütten, yani Kur’an’dan kaçınır. O kimse, ateşte ne ölür ne de yaşar.

- Ahiret yurdu daha hayırlı ve daha devamlıdır. Geçici dünya hayatını tercih etmek akılsızlıktır.

- Bu öğütler önceki kitaplarda, Hz. İbrahim ve Musa’ya verilen Sahifelerde (Suhuf) de geçmektedir.[2]


Sûre-i şerifin, kısaca sayı değerlerine bir göz atalım.

(87) Mushaf sıra numarası.

(8) Nüzul sıra numarası.

(5) Alfabetik sırası.

(30) Cüz sırası.

(19) Âyet sayısı.

(19) Fasıla harfleri.

(168) Genel toplamdır.

Bu sayı değerlerinin birçok bağlantıları vardır. Ancak fazla vaktinizi almamak için genel sayıları ve bağlantısını vermekle yetinelim.


Fâsıla harfi  ى  harfidir.

(Ye) harfi 19 Adettir. 19 adet insân-ı kâmilin şifre rahamıdır. “Ye” ile ilm’el yakîn, ayn’el yakîn, hakk’el yakîn mertebeleridir.


Sûre-i şerifin sayı değerlerine bakalım;

(أعلى) Â’la sûre ismi “Elif: 1” “Hemze: 1” “Ayın: 70” “Lam: 30” “Ye: 10” harf değerlerinden oluşmaktadır.

1+1+70+30+10= 112 dir. 12+1= 13 şifre rakamını verir. Aynı zamanda (1+1+2=4) tür Mushaf sıralamasında (87) (8+7=15) nüzul sıralamasında (8) dir. 19 âyettir. (1+9=10) dur. Genel sayı toplamı 168 idi. (1+6+8=15) dir. (4+15+8+10+15=52) dir.

(13) Hazreti-i Muhammed (s.a.v.) şifre rakamı, (4) İslam’ın Şifre Rakamı, (8) Tevhid-i Ef’âl ve 8 cennet, (10) Tevhid-i Sıfât ve Fenafillah (52) “حمد” sayısal değeri ve Nusret TURA r.a e yolumuzdan verilen şifre sayısıdır.

Sayısal değerler ile bu kadar yetinerek yolumuza devam edelim.

Tesbih et Rabbinin Â’LÂ ismini, Halk edip düzene koyan Rabbini, İbrâhîm, Mûsâ sahifelerini, Rahman Rahiym olan Allâh'ın adıyla[3],


Bu girişten sonra, ilgili mevzuun ve sûre-i şerîfin varlığında, yolculuğumuza çıkmaya başlayalım. Cenâb-ı Hakk bu idrak yolculuğumuzda anla-ma kolaylıkları nasib etsin İnşeallah… Murat Derûni…

Mealen;


Bismillâhirrahmânirrahîm.

1 - Rabbinin yüce adını tesbih et.

2 - Yaratıp (halk edip) düzene koyan O'dur.

3 - Takdir edip hidayeti gösteren O'dur.

4 - Otlağı çıkaran,

5 - Sonra da onları çürüyüp kararmış çer çöpe çevirendir.

6 - Bundan böyle sana Kur'ân'ı okutacağız da unutmayacaksın.

7 - Yalnız Allah'ın dilediği başkadır. Çünkü o açığı da bilir, gizliyi de.

8 - Seni en kolay yola muvaffak kılacağız.

9 - Onun için öğüt ver, eğer öğüt fayda verirse.

10 - Saygısı olan öğüt alacaktır.

11 - Pek bedbaht olan da ondan kaçınacaktır.

12 - O ki, en büyük ateşe girecektir.

13 - Sonra ne ölecek onda, ne de hayat bulacaktır.

14 - Doğrusu felah buldu (günahtan) temizlenen. 

15 - Rabbinin adını anıp namaz kılan.

16 - Fakat siz dünya hayatını tercih ediyorsunuz.

17 - Oysa ahiret daha hayırlı ve daha kalıcıdır.

18 - Kuşkusuz bu ilk sahifelerde vardır,

19 - İbrahim ve Musa'nın sahifelerinde.[4]


Bismillâhirrahmânirrahîm.

“Rabbi zidniy ilmâ.” “Ya rabb-i ilmimizi ziyadeleştir.”


سَبِّحِ اسْمَ رَبِّكَ الْأَعْلَى {الأعلى/1}

“Sebbihi-sme rabbike-l-a’lâ” Rabbinin yüce adını tesbih et. (87/1)


(رَبِّكَ) Bu âyette yine “Ke” senin ifadesi kullanılmakta ve kişiye özel tahsis tapılmaktadır. Efendimiz (s.a.v.) in Rabbi Allah cc. dür. Allah cc. nün adını yücelt denilmiştir ki zaten en güzel ve en mükemmel şekilde Allah cc. ismini yüceltmiş. Günde beş vakit dünyanın her yerinden Ezân-ı Muhammediler ile 7/24 nida edilmektedir.

Kelime-i Tevhid kitabında;

[Hz. Ali (k.a.v.) birgün Allah’ın rasulüne bir şeyler sordu. (hepimizini duyabileceği bir şekilde) “Ey Allah’ın rasulü Allah katında fazileti en büyük, tatbikatı en kolay ve kendisine giden yolların en yakını olanını bana göster/öğret,” deyince, Efendimiz (sav), “benim ve benden evvel gelen peygamberlerin hepsinin söyledikleri en faziletli şey (اللَّهَُلَا إِلَهَ إِلَّا) “lâ ilâhe illâ allah” zikridir” buyurdular.

“Ya Ali bütün gökler ve yerler (kainat) terazinin bir kefesine ve (اللَّهَُلَا إِلَهَ إِلَّا) “lâ ilâhe illâ allah” da diğer kefesine konsa “kelime-i tevhid” onlardan ağır gelirdi,” buyurdular.

(yani bu kelimenin Allah katında ki değeri kainattan üstündür, demektir.) Şöyle devam ettiler, “Ya Ali yeryüzünde (الله) “allah” diyen bulunduğu müddetçe kıyamet kopmaz.

Hz. Ali (K.A.V.) buyurdular ki, “Ey Allah’ın rasulü Allah-u Teala Hazretlerini nasıl zikredeyim.” Allah’ın rasulü, “Ya Ali gözlerini kapa şimdi benim nasıl zikrettiğimi üç (3) defa dinle ve üç (3) defa aynı şekilde sen de tekrar et, ben de senin zikrini işiteyim,” buyurdular.

Evvela Allah’ın rasulü gözleri kapalı olarak arka arkaya üç (3) defa (اللَّهَُلَا إِلَهَ إِلَّا) “lâ ilâhe illâ allah” diye zikrettiler.

Yüksek sesle yapılan bu zikri, orada bulunan sahabi ile birlikte Hz. Ali dinledi. Bu sefer de aynı şekilde Hz. Ali (k.a.v.) yüksek sesle aynı kelimeyi üç (3) defa zikretti, Allah’ın rasulü dinlediler.” ] diye rivayet etmişlerdir.

İşte bu hareket Hz. Ali (k.a.v.)’ın Allah’ın rasulünden aldığı zikir ve talimi oldu ve böylece Rasulü Ekrem’e gönülden de biat etmiş oldu.

“Kelime-i Tevhid” Allah (cc.)’den peygamberlerine böylece son peygamberi Efendimize, ondan da Hz. Ali (k.a.v.) Efendimiz ve sahabilerine, onlardan daha sonra gelenlere intikal etmiştir.

“Uluhiyyet mertebesi”nden - nübüvvet mertebesine, nübüvvet mertebesinden – velayet mertebesine oradan da seyrü süluk mertebesine lutfedilerek “Kelime-i Tevhid” belirli kollar halinde beşeriyyet âlemine yayılmış, zahir ve batın bütün müslümanların baş tacı, ilk şartı ve şiarı olmuştur.

Bu kollardan birisi de “Veliyyi Mutlak” Hz. Ali (k.a.v.) den Hz. Hasan Basri, Habib-i Acemi, Davud-u Ta’i, Maruf-u Kerhi, Sırr-ı Sakati, Cüneyd-i Bağdağdi, ..........Pir Hasan Hüsamettin Uşşaki, .......yoluyla .... Mustafa Safi, Hazmi Tura ve Nusret Tura Uşşaki kanalıyle bizlere kadar ulaşan koldur. Sonsuz hamdederiz.

Hz. Rasulüllah’tan Hz. Ali (k.a.v.)’ye talim ve telkin edilen “Kelime-i Tevhid” elden ele, gönülden gönüle aktarılarak nihayet bu günlere “el fakiyr” bizlere kadar ulaştı; biz de, bizden sonraki halkaları teşkil edecek gönüllere, onu tam kemaliyle aktarmaya elden geldiği, gücümüzün yettiği kadarıyle gayret göstermeye çalışıyoruz.

Böyle bir lutfun şükründen aciziz, bu yükü taşımaktan da aciziz, inşaellallah indeallah’ta kusurlarımız hoş görülür.

Seyr-i Sülukun üstadım Hazmi Tura Uşşaki Hazretlerine intisabım ile başlamakta idi. O zamanlar ben oldukça genç ve o da oldukça ileri yaşlarında idi. Bir müddet onun telkin ve sohbetleriyle geçtikten sonra nihayet gittiği Hacc farizasını ifadan geldikten kısa bir müddet sonra Hakk’a yürüdü. Böylece kendinden sonra yerine Nusret Tura Uşşaki halifesini vekil bırakarak, görevlerini ve emanetlerini oraya devrederek, bizleri de oraya göndermişlerdi.

Böylece zahirde de yakın akrabam olan Nusret Tura Uşşaki Hazretleri, batında da üstadım olmuştu. Kendisine ulaştığımda “Kelime-i Tevhid”i ve bulunduğum dersin de esmasını talim ve telkin ettikten sonra bundan böyle batıni yolculuğumuz, kendisinin dünyamızı terk ettiği zamana kadar devam etti gitti.

Benim için söylediği birçok sözlerinin içinde, “oğlum benim sebebi vücudum (yani varlık sebebim) sen imişsin,” demesi fakiri çok duygulandırmıştır. (15)

(Not: (15) Bu mevzularda daha geniş bilgi “Terzi Baba” isimli kitabımızda mevcuttur.) Her iki zevat-ı ali’den aldığım “Kelime-i Tevhid”in zahir batın manalarıyle pirlerimizin himmetleriyle, ayrıca kendi bünyemde oluşan tecellilerle bu satırları Hakk’ın lutfuyle oluşturmaya çalıştım.

Şurada küçük bir hatıramı da kısaca belirtmek isterim; Hazmi Babamın vefatı günlerinde idi, bir gün iş yerimde, duvarın önünde duran makinede çalışıyorken, işe dalmış olduğum bir anda önümdeki duvarın içinden Hazmi Babamın silüeti zuhur edip, “Kelime-i Tevhid”i yine talim ve telkin eder gibi elini sallayarak, “hadi oğlum, hadi oğlum gayret, gayret,” diye teşvik ettiğini de hiç unutmam.[5]

İz-Efendi Babamızdan biz de bir hatıramızı buraya alalım;

Bu âyet-i kerimeyi buraya yazıp Kurb’an bayramın 2. Günü İz-Efendi Babamız ile telefonda bayrâmlaştık. (86/Târık) sûresi kitap kapağını ayarlayalım çalışmayı tamamlarız dedi. Ne yapıyorsunuz diyince havalar sıcak şimdilik evdeyiz dedim. Gülümseyerek bir gün Nusret Babamı ziyarete gitmiştim havalarda sıcaktı. İçerisi sıcak, dışarı sıcak dedi. Fakirde sizinde işiniz (ütü işini kastederek) zor olduğunu ifade etti. Aslında Efendi Babamın anlatmak istediği, Nusret Babamızın ifade ettiği dışarısı zâhiri Hakk’ın muhabbetti ile yaz mevsiminin vermiş olduğu sıcaklıktan kaynaklanır. Bizim bedenizin içi gönül âlemimiz Allah c.c. muhabbeti, Hakk’ın muhabbeti, rabbimizin muhabbeti sıcak yani bize hep yaz sıcaklığı diyordu.[6] Burada bir diğer ifade de Nusret Babamız r.a. in İz-Efendi Babamızın eğitim-terbiyecisi olması ve bu yönden rabliğidir. Her fırsatta da İz-Efendi Babamız “NUSRET” ismini anıp yüceltmektedir.

Peki biz ümmeti olarak “Rabbike” bize neyi ifade etmektedir. Bir yönden rabbi haslarımız olan özel esmâlardır. Çünkü Alalh cc. izmi Resülullah efendimize tahsis edilmiş hususi esmâdır. Vekalet, yönünden Allah cc. ismi tesbih edilip yüceltilebilir. Ama asaleten bu bir ömür süremez. Uzun eğitim süreci sonucu kişi Rabbi Hassına ulaşalabilir. Bu konu hakkında geniş bilgi (91) Biismi Selâm kitabında mevcuttur.

Tesbih ve Zikir kitabı ile yolumuza devam edersek;

“TESBiH” kelimesi hakkında.


“Tesbîh” kelimesi “havada ve suda hareket etmek, geçip gitmek, yüzerek uzaklara gitmek” demek olan   "sebh" kökünden türemiş bir kelimedir.
SEBEHA: (Sülâsî/üçlü fiildir ancak tesbîh etmek anlamında kullanılmaz) SEBBEHA: Tesbîh etti.

YÜSEBBİHU: Tesbîh eder/ediyor.

TESBİH: Tesbîh etmek.

SEBBİH: Tesbîh et/emir.

Kûr’ân’daki anlamı, Allah-ı O’na yakışmayan şeylerden uzak tutmak, Allah-ı yüceltmek.

"Tesbîh" Allah'a ibadet etmede hızlı ol­mak anlamında da kullanılır.

Sübhân, Yüce Allah'ın zâtı­nın temizlik ve kutsallığını ifade eder. Buna "sübhâniyet" veya "subhiyet" diyebiliriz. Sübhân esmâ-i husnâdandır.

Bu çalışmada, “sebbeha” fiilinin türevleri sebbaha / yüsebbihu / tüsebbihu / yüsebbihune / sebbih vb.) ile “Sübhan” kelimesinin geçtiği Âyetlere yer verilmiştir.

Bunların dışında, “çok zikretmek, tesbih etmek” anlamında tercüme edilen diğer 3 Âyet de en sonda belirtilmiştir. İslâm gelmezden önce de "tesbih" sözcüğü biliniyor ve kullanılıyordu.

"Tesbîh" kavramının İslâmî dönemde kapsadığı mânâ­ları ise şöyle sıralayabiliriz:

Zemahşeri’ye göre "salât" farz namazları, "tesbîh" ise nafile ibadetleri ihtiva etmektedir.

Kurtubî ise, lügat mânâsından hareket ederek, "tesbîh"in, akmak, gitmek, anlamına geldiğini ve Allah'ın noksan sıfatlardan tenzîh edilmesi mânâsına alındığını söyler.

Bu yorumdan hareketle şöyle denebilir, "tesbîh"; suya dalıp akıp gitmek ve gözden kaybolmak mânâsına geldiğine göre, Allah (c.c.) da noksan sıfatlardan münezzehtir. Beş duyu ile ihata edilemez.

Nitekim şu yorum bunu te’yid etmektedir: "Tesbîh" in lügat mânâsı olan "suya dalmak", yüzen kişiyi gözlerden kaybeder ve uzaklaştırır. Belki de bu uzaklaşmanın mânâsı gelişerek gözlerin ihata edemediği bir varlığı kapsa­mıştır. İnsan düşüncesinde bunun en açık örneği Allah'dır. Zira O, insanların kendisini “Zât-ı yönünden” idrâk etmelerinden uzak olduğu gibi, kendisine yakışmayan sıfatlardan da uzaktır.


Diğer lügat ifadelerini de görmeye devam edelim.

Tesbîh: Sübhânellah: Demek, Cenâb-ı Hakk’ı (c.c.) şanına lâyık ifadelerle yâdetmek. Yâni: Allah’ın zâtında, sıfâtında, ef’âlinde cem’i noksanlıktan münezzeh olduğunu ifade etmektir. (Bak: Sübhan) Sübhan: (Allah c.c.)

(Tesbîh) “Sübha” çekilen tesbîh, tesbîh tanesi.

(Sübha-î) Zâkir, zikredenin tesbîh-i.

(Sübha-keş) Tesbîh çeken.

Osmanlıca Türkçe sözlük:

Sübhânellah: Cenâb-ı Hakk’ın mahlûkatı ve eserleri karşısında duyulan hayret ve teaccübü ifade etmek için söylenir. Cenâb-ı Hakk’ın zâtında, sıfâtında ve ef’âlinde bütün kusurlardan münezzehiyetini ifade eder. (Sübhanallah ve Elhamdülillâh) cümleleri Cenâb-ı Hakk’ı (Celâl ve Cemâl) sıfatları ile imâ yoluyla içinde olarak, vasıflandırılıyor. Celâl sıfatını içine alan Sübhanallah, abdin ve mahlûkun Allah’dan uzak oldukları, bakışına göredir.

Cemâl sıfatını içini alan (Elhamdülillâh) Cenâb-ı Hakk’ın rahmetiyle abde ve mahlûkata yakın olduğuna işarettir. Meselâ: Güneşin, biri yakın, diğeri uzak, olmak üzere bize dönük iki yönü vardır. Yakınlık yönüyle sıcaklık ve ışık veriyor, uzaklık yönüyle de insânların zarar ve ziyanlarından temiz ve sâfî kalıyor. Bu itibarla insân, güneşe karşı yalnız ve kabul edici olabilir. Fâil ve müessir olamaz. Kezâlik bilâteşbîh, Cenâb-ı Hakk rahmetiyle bize yakın olduğu cihetle ona hamd ediyoruz.

Biz ondan uzak olduğumuz cihetle Onu (Tesbîh) ediyoruz, binâenaleyh, rahmetiyle yakınlığına bakarken hamdet. Ondan uzak olduğuna bakarken (Tesbîh) et ve her iki makâmı karıştırma. Ve her iki görüşü birleştirme ki, Hakk ve istikamet “mültebis-karışmış olmasın.” Lâkin karışma ve birbirinin içine girme olmadığı takdirde her iki mâkâmı ve her iki görüşü hem değiştirip hem de cem edebilirsin. Evet “Sübhanallâhi ve bihamdihi” her iki mâkâmı cem eden bir cümledir. M.N.

Cenâb-ı Hakk’ı şerikten, kusurdan, noksaniyet’ten, zulümden, acizden, merhametsizlikten, ihtiyaçtan ve aldatmaktan ve Kemâl ve Cemâl ve Celâline muhalif olan bütün kusurlardan takdis ve tenzîh etmek mânâsı ile saadet-i ebediyyeyi ve Celâl ve Cemâl ve Kemâl ve saltanatının haşmetine “medar-sebeb” olan dar-ı âhireti ve ondaki Cenneti haber verip buna delâlet ve işaret eder. (Ş) (Bak: Bakıyat-ı sâlihat)


Yukarıda belirtilen hususlar, genelde, zâhirî olarak kullanılan (tenzîh) anlayışına göre belirtilmiştir. Bütün mânâlarını ifade etmemektedirler. Bulundukları ve düşünüldükleri yerde “şeriat ve tarikat” mertebeleri itibarı ile geçerlidir, “hakikat ve marifet” mertebelerinde ki anlayışları ise daha başkadır. Yukarıda ifade edilen, “her noksanlık,” kendi mertebesi itibarı ile, “kendinin kemâlidir.” Evvelâ bu hakikatin anlaşılması lâzımdır.

“Tesbîh” in, (teşbîh) ve (tevhîd) mertebeleri itibarı ile de anlayışları vardır, yeri geldikçe bakacağız, İnşeallah.

Bu kısa bilgileri verdikten sonra, bir de “tesbîh” kelimesini harfleri ve ebced hesâbı yönünden özetle incelemeye çalışalım.

(تَسْبِيح) (Tesbîh) Yukarıda bu kelimenin (se, be, ha,) (س ب ح) kökünden-harflerinden meydana geldiği ifade edilmişti. (س) “sin” (60) (ب) “be” (2) (ح) “ha” ise (8) dir. Toplarsak, (60+2+8=70) tir. Diğer yönleriyle bakarsak, (6+2+8=16) (1) (6) (16-2=14) (1+6=7) (6+8=14) (1+4=5) tir.

Çıkan değerler, (6) (2) (8) (1) (6) iki adet (7) iki adet (14) ve (5) tir. Bu sayısal değerleri sırasıyla şöyle dizebiliriz. (1) (2) (5) (6) (7) (8) (14) tür.

(تَسْبِيح) (Tesbîh) Şimdi de bu kelimenin sayısal değerine bakalım. (ت) (te) (400) (س) “sin” (60) (ب) “be” (2) (ى) (10) (ح) “ha” ise (8) dir. Toplarsak, (400+60+2+10+8=480) dir. Diğer yönleriyle bakarsak, (4+8=12) (8+1=9)dur. Çıkan değerleri sırasıyla şöyle dizebiliriz. (1) (2) (4) (6) (8) (9) (10)(12) dir.

(se, be, ha,) (1) (2) (5) (6) (7) (8) (14) tür.

(Tesbîh) (1) (2) (4) (6) (8) (9) (10)(12) dir.

Bunların ifadelerini:

(1) Tevhid hakikatlerini.

(2) Zâhir ve bâtın, hakikatlerini.

(4) Şeriat, tarikat, hakikat ve marifet, hakikatlerini (5) Hazarât-ı Hamse. Beş hazret mertebesi, hakikat-lerini.

(6) Cihetten tesirli olma, hakikatlerini.

(7) Ettur-u seb’a, yedi nefis turu, hakikatlerini.

(8) Sekiz cennet mertebesi, hakikatlerini.

(9) Mûseviyyet mertebesi, hakikatlerini.

(10) İseviyyet mertebesi, hakikatlerini.

(12) Hakikat-i Muhammediyye mertebesi, hakikatlerini ifade etmektedirler diyebiliriz.

(14) ise bilindiği gibi bütün bu mertebelerde geçerli olan ve oralarda, Nûr-î mânâ da faaliyette olan Hakikat-i Muhammediyye’nin Nûr-î hakikatlerini, Nûr-u Muhammed-î deryasını ifade etmektedir diyebiliriz.

Yukarıda da görüldüğü gibi (Tesbîh) hakikatinin bütün mertebelerle ilgili olduğu açık olarak görülmektedir.

Bir başka yönden de baktığımızda, (س ب ح) (SEBEHA) da “sin” İnsân-ı kâmil-i, “be” “ile” birlikteliği, “ha” ise hayatı, ifade etmektedir.

Hâl böyle olunca çıkan netice, sıfat, İnsân-ı kâmil mertebesi itibarı ile bütün âleme “Hay” ismi ile hayat verilmesidir. İşte bu yüzden tesbîh, (kudsiyyet) ifade etmektedir diyebiliriz.[7]

Namaz içindeki Tesbihlerin sayı değerine gelince bunlar “Namaz-Salât” kitabında incelenmiştir.

TESBİHLER

- Sübhanellah 165 (33x5)

- Elhamdülillah 165 (33x5)

- Allahu Ekber 165 (33x5)

- Lailahe illallahu vahdehula... 5

- Allahümmahşurna veya benzeri 5

- El açıp dua 5

- Duadan sonra Fatiha 5

1494 toplam (1494) 1

4

9

+4

18

18 bin âlem namaz içinde Toplam, yaklaşık olarak bir günlük beş vakit na­mazda, tekli veya gurup halinde bin dört yüz doksan dört (1494) defa ağzımızdan yukarıdaki kelime ve cümleleri çıkarıyoruz:

Ne kadar muhteşem bir sistem ve düzenleme!....

Her oluşum da, Ulül elbab Kamil akıl sahipleri için birçok ibretler vardır.[8]

Ahmed, Ebu Davud, İbn Mâce ve daha başkaları Ukbe b. Âmiri Cühenî'nin şöyle dediğini rivayet etmişlerdir: "O halde Rabb'ını yüce ismi ile tesbih et." (Vâkıa, 56/74, 96) âyeti indiğinde Resulullah (s. a.v.) bize buyurdu ki: "bunu rükularınızda yapın". Sonra âyeti inince de "onu secdelerinizde yapın" buyurdu. Bilindiği gibi rükûda secdede denir.

Yine İmam Ahmed, Ebu Davud, Taberanî ve Sünen'de Beyhakî İbnü Abbas'tan şöyle rivayet etmişlerdir:

Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(4)