İçeriğe atla
Tevbe 28Cüz 10 · Sayfa 191

Tevbe Sûresi 28. Âyet

التوبة

Sohbete sor

Yâ eyyuhâ-lleżîne âmenû innemâ-lmuşrikûne necesun felâ yakrabû-lmescide-lharâme ba'de ‘âmihim hâżâ(c) ve-in ḣiftum ‘ayleten fesevfe yuġnîkumu(A)llâhu min fadlihi in şâ-/(e)(c) inna(A)llâhe ‘alîmun hakîm(un)

Ey iman edenler! Allah'a ortak koşanlar ancak bir pislikten ibarettir. Artık bu yıllarından sonra, Mescid-i Haram'a yaklaşmasınlar. Eğer yoksulluktan korkarsanız, Allah dilerse lütfuyla sizi zengin kılar. Şüphesiz Allah hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.

Tevbe Sûresi

Terzibaba - Necdet Ardıç

Yâ eyyuhâ-llezîne âmenû innemâ-lmuşrikûne necesun felâ yakrabû-lmescide-lharâme ba’de âmihim hâzâ ve-in hiftum ayleten fesevfe yugnîkumu(A)llâhu min fadlihi in şâe inna(A)llâhe alîmun hakîm(un) Ey iman edenler! Allah’a ortak koşanlar ancak bir pislikten ibarettir. Artık bu yıllarından sonra, Mescid-i Haram’a yaklaşmasınlar. Eğer yoksulluktan korkarsanız, Allah dilerse lütfuyla sizi zengin kılar. Şüphesiz Allah hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. (9/28)


Pislik, Necasetin hakikati hakkında yine Mesnevi-i Şerif beyitlerine müracaat etmek uygun olacaktır.

2081. Körün pislikten sakınması olmaz; perhizin ve hazerin aslı göz olur.

Zîrâ göz, gördüğü şeyden sakınır ve korkar; binâenaleyh gözü görme­yen bir kimse, namaza mâni’ olan necâsetten sakınamıyacağı için, imâme­te sâlih değildir. Gerçi Resûl-i zîşân Efendimiz, ashâb-ı kirâmdan a’mâ olan Ümmü Mektûm hazretlerini istihlâf buyurdular; fakat Ümmü Mektûm haz­retlerinin her ne kadar zâhir gözü a’mâ idiyse de, bâtın gözü açık idi ve o göz ile âlem-i mülk ve melekûtu müşâhede buyurur idi; ve sohbet-i Risâlet-penâhînin berekâtiyle bu hâl o hazretten müsteb’ad değildir. Nitekim yukarıda bir a’mânın kırâat zamânında, kelimât-ı kur’âniyyeyi görüp ta’kîb etmesi kıssası geçti. Buna binâen (s.a.v.) Efendimiz hadîs-i şeriflerinde “Zâhirî gözü kör olan kör değildir; kör ancak kalb ve basîret gözü kör olan kimsedir” buyururlar.

2082. O ubûrda murdarlığı görmez; müminlerin gözü aslâ kör olmasın!

Kör, gelip geçtiği yerdeki pisliği göremez; câiz ki kendine bulaşmış olur. Binâenaleyh şerîatte ve hakikatte bu gibi murdarlıklardan masûn kalmak için mü’minlerin zâhir ve bâtın gözü aslâ kör olmasın!

2083. Zâhiri kör, zâhirî necâsettedir; bâtını kör, sır necâsetlerindedir.

Zâhirî gözü ve hiss-i basan göremeyen kimse, zâhirî necâset ve pislik için­dedir; fakat basar-ı basireti ve kalb gözü kör olan kimse sır necâsetleri ve zâ­hirî gözler ile görülemeyen ma'nevî pislikler içindedir.

2084. Bu zâhir necâset sudan gider; o bâtın necâseti ziyâde olur.

Bu zâhirî necâseti su ile yıkayıp temizlemek kolaydır; fakat o bâtını necâ­seti ve o ma’nevi pisliği su ile temizlemek ve zâhirî tedbîr ile izâle etmek mümkin değildir. O pislik gittikçe ziyâdeleşir.

2085. Onu göz suyunun gayriyle yıkamak mümkin değildir; vaktâki bâtınların necâsetleri ayân oldu.

Batındaki pislikler a’zâ ve cevârih vâsıtasıyla birtakım kötü ef’âl ve ahlâk sûretlerinde ayân olup, meydana çıktığı vakit, o murdarlıklan göz suyu ile ya’nı pişmân olup, ağlamak ile yıkamak mümkin olur.

2086. Çünkü Hudâ kâfire "neces” tabîr etti; o necâset onun zâhir i üzerinde değildir.

Ya’nî, Hak Teâlâ hazretleri sûre-i Tevbe’de (Tevbe, 9/28) “Ey mü’minler, müşrikler ancak necesdir” buyurdu. Fa­kat bakılırsa onların sûret-i zâhirelerinde necâset yoktur.

2087. Kâfirin zâhiri bundan mülevves değildir; o necâset ahlâkda ve dindedir.

Kâfirin zâhiri bu necâset-i zâhireden mülevves değildir. Kur’ân-ı Kerîm’de beyân buyrulan o necâset, onun ahlâkında ve dînindedir; zîrâ onların araz­dan ibâret olan ahlâkı ve dini, ma’nâ âleminde ayn-ı necestir.[28]

298. Hak ondan dolayı müşriklere "neces" okumuştur; zîrâ sehakdan püşk içinde doğdular.

Bu beyt-i şerîfde, sûre-i Tevbe’de olan (Tevbe, 9/28) “Müşrikler ancak necesdir” âyet-i kerîmesine işâret buyurulur. Zîrâ müşrikler şehevât-ı nefsâniyye ve huzûzât-ı dünyeviyyenin bendeleridir; halbuki cisme taalluk eden şehevât ve huzûzât-ı cisim de, kendi gibi pis ve murdardır. “Bundan dolayı Hak Teâlâ müşriklere “neces” ta’bîr buyurdu. Zîrâ onlar ezelden cisim gübresi içinde doğdular ve rûhâniyetten zevk almadılar.” “Püşk”, keçi ve koyun ve deve ve at vesâire gübrelerine derler.

299. Kurt ki, fenâ gübre içinde doğmuştur, anber ile kendi huyunu döndürmez.

“Nitekim pis olan gübre içinde doğup peydâ olan kurtcağız, zâhirî anber ile kendinin gübreden haz almak huyunu tebdîl etmez." Bunun gibi cisim gübresi içinde doğan o müşrikler dahi, anber mesâbesinde olan nasâyih-i enbiyâ ve evliyâ ile şehevât-ı nefsâniyye ve huzûzât-ı cismâniyyeye dalmak âdetlerini terk ve tebdil etmezler.[29]

2524. Ey kimse! Senin delilin lebibin önünde, hakikatte o tabibin delilinden da¬ha kokmuştur.

Ey âlim-i zâhirî! Veya feylesof efendi! Sen varlığı, birisi Hakk’ın ve diğeri halkın olmak üzere iki müstakil kısma taksîm ettin; ve Hakk’ın varlığını halkın varlığından uzaklaştırıp, Hak, eşyâyı zâtıyla değil, ilmi ile muhîttir, dedin. Halkın vücûdunu [Hakk’ın] varlığına perde yaptın. Sonra da Hakk’ın varlığına ortak ve şerik yaptığın bu halkın varlığını Hakk’ın varlığına delîl getirdin ve dedin ki: "Ben, eserden müessir olan Hakk’m vücûdunu isbât ettim. Bu senin delîlin âriflerin nazarında tabîbin teşhîs-i maraz husûsunda delîl olarak kullandığı hastanın idrârından ve necâsetinden ve kanından ve cerahatinden daha kokmuş oldu. Zîrâ zâhirî olan idrâr ve necâset ve kan ve cerahat su ile temizlenir ve kokusu da gider. Velâkin senin Hakk’ın zâtının varlığına şirk koşmak süreriyle getirdiğin delîl neces-i bâtınî olduğu için Bahr-i Muhît’in suyu ile bile temizlenemez. Görmez misin ki, âyet-i kerîmede Cenâb-ı (Tevbe, 9/28) ya’nî “Müşrikler ancak necestir” buyuruyor. Halbuki müşrikler cisimleri yıkanmış ve temiz ve elbiseleri de yepyeni ve süslüdür. Binâenaleyh âyet-i kerîmede neces-i bâtmîye işâret buyurulur; ve bu necislik müşriklerin açığına da gizlisine de geneldir.

2525. Ey oğul! Mâdemki senin bundan başka delilin yoktur, necâset ye ve sidiğe nazar et!

“Gûh”, b... ve neces; ve “gemîz", hayvânâtın sidiği. “Püser” ta’bîri ile âlim ve zekî geçinen böyle kimselerin çocuk mesâbesinde olduğuna işâret buyurulur. Ya’nî, ey oğul! Mâdemki senin ma’rifet-i Hak husûsunda bundan başka delîlin ve hünerin yoktur ve bu delîlin ise ancak neces-i bâtınîden ibâ- rettir, binâenaleyh var git rûhunun ağzıyla bu neces-i bâtınî olan şirki yemeye devâm et! Ve dâimâ da rûhunun ve aklının gözü bu neces-i bâtınîye bakıp dursun. Zîrâ bu deliline ve hünerine i’timâd edip insân-ı kâmil kapısına müracaattan kendini müstağni addetmektesin. Sana lâyık olan şey ancak budur. Bu beyt-i şerîfte bir incelik daha vardır. O da budur ki, ulemâ-i zâhire; “eşyâ- da necâset ve bevl ve şâir eşyâ-yı hasîse vardır, binâenaleyh Hakk’ın zâtı eşyaya sârî olmak lâzım gelse, hâşâ ki Hakk’ın bunlara da sereyânı lâzım gelir" deyip, muhakkıkların mu’tekadı olan vahdet-i vücûdu inkâr ederler; ve eser olan bu eşyâdan tenzîh ettikleri Hakk’ın zât-ı müessiresini isbât ederler. Hz. Pîr burada işâret buyururlar ki: “Ey âlim-i zâhirî! Mâdemki eser-i ilâhî olan bu eşyânın vücûdunu onun varlığına delîl ittihâz ediyorsun, âsâr arasında senin i’tikâdma göre necâset ve sidik gibi eşyâ-yı hasîse de vardır, binâenaleyh Hakk’ın varlığına bu gibi murdâr ve kokmuş şeyler dahi senin delîlin oluyor. Halbuki muhakkıkların nazarında eşyâ arasında hakikatte senin gördüğün neces yoktur. Binâenaleyh onlar sereyân-ı zâtîyi isbât ederlerse, edeb hâricine çıkmış olmazlar. Senin nazarında ise bu murdâr eşyâ sâbittir. Eğer sen onlan vücûd-i Hakk’a delîl getirir isen, edeb hâricine çıkmış olursun ve ârifler nazarında senin bu delîlin kokmuş bir şey olur.[30]

Kûr’ân zâttır. Onun zâhirine yaklaşmak için abdest almak gerekir. Bâtına yaklaşmak için ise gönül hamamına girip bâtın-ı gusül abdesti almak gerekir. Bâtınını taşıyan ise hamele-i kûr’ân olan insan-ı kamil-kamil insandır. Onun gönül kâ’besini ziyaret etmek için temiz olmak yani kendini eksiklikten tenzih etmek gerekir.

Gönül Kabesine gir ol mutabık. Devreyle ol Kabenin etrafını. Devrederler bir gün gelir şems-i zatını.

Diyen zât ne güzel söylemiştir.


Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(2)