Vemine-l-a'râbi men yu/minu bi(A)llâhi velyevmi-l-âḣiri veyetteḣiżu mâ yunfiku kurubâtin ‘inda(A)llâhi vesalevâti-rrasûl(i)(c) elâ innehâ kurbetun lehum(c) seyudḣiluhumu(A)llâhu fî rahmetih(i)(k) inna(A)llâhe ġafûrun rahîm(un)
Bedevilerden kimileri de vardır ki, Allah'a ve ahiret gününe inanır. Harcayacaklarını, Allah katında yakınlığa ve Peygamberin dualarını almağa vesile sayarlar. Bilesiniz ki bu, (Allah katında) onlar için yakınlıktır. Allah, onları rahmetine sokacaktır. Şüphesiz Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
Yine bedevilerden kimi de vardır ki, Allah'a ve ahiret gününe inanır ve harcadığını Allah katında yakınlıklara ve Peygamber'in dualarını almaya vesile sayar. Gerçekten de bu, onlar için bir yakınlıktır. Allah onları rahmeti içine koyacaktır. Şüphesizki, Allah bağışlayıcıdır ve rahmet edicidir.
Tevbe Suresi'nin 99. ayeti, bedevilerin imanını, infaklarını Allah katında bir yakınlık vesilesi görmelerini ve bunun Allah'ın rahmetine vesile olacağını dilbilimsel bir derinlikle ele almaktadır. Ayet, 'iman', 'infak', 'kurbet' ve 'rahmet' gibi temel kavramlar üzerinden ilahi lütuf ve bağışlayıcılığı vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İman (أمن), kalbin tasdiki ve güven duymasıdır. Ayetteki 'yü'minu billahi' ifadesi, bedevilerin Allah'ın varlığını, birliğini ve ahiret gününü şeksiz şüphesiz kabul etmeleri ve bu inançla hareket etmeleri anlamındadır. Bu, sadece dil ile ikrar değil, kalbin de mutmain olması halidir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): İzitsu, 'iman' kavramının Kur'an'da sadece bir inanç beyanı olmadığını, aynı zamanda bir güven ve teslimiyet eylemi olduğunu belirtir. Ayetteki 'yü'minu' fiili, bedevilerin Allah'a ve ahirete karşı duydukları bu derin güveni ve teslimiyeti ifade eder ki bu, onların infaklarını 'kurbet' olarak görmelerinin temelini oluşturur.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): İnfak (نفق), malı tüketmek, harcamak demektir. Ayetteki 'mâ yünfiku' ifadesi, bedevilerin sahip oldukları mallardan Allah rızası için harcadıkları şeyleri kasteder. Bu harcama, onların Allah'a yakınlaşma arayışlarının maddi bir tezahürüdür.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): İnfak, bir şeyi tüketmek, bitirmek anlamına gelir. Kur'anî bağlamda ise genellikle Allah yolunda harcamayı ifade eder. Buradaki 'yünfiku' fiili, bedevilerin gönüllü olarak yaptıkları harcamaları, yani sadakaları ve zekatları kapsar ve bu eylemin Allah katında bir değer taşıdığına işaret eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Kurbet (قربت), Allah'a yakınlaşmaya vesile olan her türlü ibadet ve taattır. Ayetteki 'kurubâtin' kelimesi, bedevilerin infak ettikleri şeyleri Allah katında kendilerini O'na yaklaştıracak ameller olarak görmelerini ifade eder. Bu, infakın sadece bir harcama değil, aynı zamanda manevi bir yatırım olduğunu gösterir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Kurbet, Allah'a yakınlaşma aracı olan her şeydir. Bu ayetteki 'kurubâtin' kelimesi, bedevilerin infaklarının, Allah'ın rızasını kazanma ve O'na manen yaklaşma amacı taşıdığını vurgular. Bu, onların infaklarına yükledikleri derin dini anlamı ortaya koyar.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Rahmet (رحمة), Allah'ın kullarına olan şefkati ve ihsanıdır. Ayetteki 'fî rahmetihî' ifadesi, Allah'ın, iman eden ve infak eden bedevileri lütfuyla kuşatacağını, onlara mağfiret ve cennet ihsan edeceğini belirtir. Bu, onların amellerinin karşılığında elde edecekleri ilahi mükafattır.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Rahmet, Allah'ın kullarına olan lütfu, ihsanı ve merhametidir. Ayetteki 'seyüdhiluhumu'llahu fî rahmetihî' ifadesi, Allah'ın bu bedevileri, imanları ve infakları sebebiyle cennetine koyacağını, onlara sonsuz nimetler vereceğini ve günahlarını bağışlayacağını ifade eder. Bu, Allah'ın affediciliğinin ve merhametinin bir tecellisidir.
Tevbe Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
Vemine-l-a’râbi men yu/minu bi(A)llâhi velyevmi-l-âhiri veyettehizu mâ yunfiku kurubâtin inda(A)llâhi vesalevâti-rrasûl(i) elâ innehâ kurbetun lehum seyudhiluhumu(A)llâhu fî rahmetih(i) inna(A)llâhe gafûrun rahîm(un) Bedevîlerden kimileri de vardır ki, Allah’a ve ahiret gününe inanır. Harcayacaklarını, Allah katında yakınlığa ve Peygamberin dualarını almağa vesile sayarlar. Bilesiniz ki bu, (Allah katında) onlar için yakınlıktır. Allah, onları rahmetine sokacaktır. Şüphesiz Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir. (9/99)
Talha İbnu Ubeydillah haber veriyor:
Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'e Necid ahâlisinden bir adam geldi. Saçları karışıktı. Kulağımıza sesinin mırıltısı geliyordu, ancak ne dediğini anlayamıyorduk. Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'e iyice yaklaşınca gördük ki, İslâm'dan soruyormuş.
Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm):
"Gece ve gündüzde beş vakit namaz" demişti ki adam tekrar sordu:
"Bu beş dışında bir borcum var mı?" Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm):
"Hayır ancak istersen nâfile kılarsın." dedi. Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm):
"Ramazan orucu da var." deyince adam:
"Bunun dışında oruç var mı?" diye sordu. Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm):
"Hayır! Ancak dilersen nâfile tutarsın." dedi. Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) ona zekâtı hatırlattı. Adam:
"Zekât dışında borcum var mı?" dedi. Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm):
"Hayır, ama nâfile verirsen o başka!" dedi. Adam geri döndü ve gider ayak:
"Bunlara ilâve yapmayacağım gibi noksan da tutmayacağım." dedi. Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) da:
"Sözünde durursa kurtuluşa ermiştir." buyurdu. Veya "Sözünde durursa cennetliktir." buyurdu.
Ebu Dâvud'da "Kasem olsun kurtuluşa erer, yeter ki sözünde dursun." şeklinde te'kidli olarak gelmiştir.[99]