Abdülkerîm Cîlî'nin Sahv kavramına yaklaşımı nasıldır?
Abdülkerîm Cîlî'nin sahv kavramına yaklaşımı, sâlikin manevî sarhoşluk (sekr) hâlinden sonra ulaştığı ayıklık ve kemâl mertebesi olarak öne çıkar. Cîlî, bu hâli değişime açık kullara mahsus görür ve Hakk'a bakan bir velînin ne sekr ne de sahv hâlinde bulunduğunu, her iki hâlden de istiğfar ederek ilahî kabzada olduğunu belirtir¹. Bu yaklaşım, sahvın sülûkun kemâl noktası olduğu genel tasavvufî anlayışla örtüşmekle birlikte, Cîlî'nin eserlerinde insan-ı kâmil ve Hakk'ın isimlerinin âlemdeki zuhuru gibi konulara yaptığı vurguyla derinleşir²·³.
Detaylı cevap
Abdülkerîm Cîlî, tasavvuf tarihinde insan-ı kâmil kavramını İbnü'l-Arabî'den sonra farklı bir noktaya taşımış önemli bir mutasavvıftır²·³. Onun "İnsân-ı Kâmil" adlı eseri, tasavvuf ehli tarafından Kur'ân ve hadîs-i şerîflerden sonra gelen en değerli kitaplardan biri olarak kabul edilir⁴. Cîlî'nin sahv kavramına yaklaşımı, bu genel çerçeve içinde değerlendirilmelidir.
Cîlî'ye göre sekir (manevi sarhoşluk) ve sahv (ayıklık) hâlleri, değişime açık olan kullara mahsustur¹. Bu, sâlikin sülûk esnasında yaşadığı bir dizi hâlin parçasıdır. Tasavvufta sahv, sâlikin sekrden sonraki ayıklık hâli olup, Hak'la birlikte ama ayık olma mertebesidir; sülûkun kemâli olarak kabul edilir. Cîlî, bu hâllerin ötesinde bir mertebeye işaret eder: Hakk'a bakan bir velî için ne sekir ne de sahv vardır. Böyle bir velî, her iki hâlden de istiğfar edip ilahî kabzada bulunur¹. Bu durum, Cîlî'nin tenzih anlayışıyla da ilişkilidir; âlemde eksik bir şey görülmediğinde tenzîhe de ihtiyaç duyulmaz, zira her varlıkta Hakk'ın bir isminin zuhur ettiği düşüncesi hâkimdir⁵·⁶.
Cîlî'nin bu yaklaşımı, sahvın sadece bir hâl olmaktan öte, daha yüksek bir idrâk ve kemâl mertebesine geçişi ifade ettiğini gösterir. Bu mertebede sâlik, sekrin getirdiği kendinden geçme ve sahvın getirdiği ayıklık ikiliğini aşarak, Hakk'ın mutlak birliğinde erir ve her iki hâlden de müstağni olur. Bu, sülûkun zirvesi olan "sahv-i ba'de's-sekr"in ötesinde, Hakk'ın varlığında tamamen fani olma ve O'nunla beka bulma hâlini çağrıştırır.
Kaynaklar
Cevap metnindeki ¹ ² ³ numaraları aşağıdaki kaynaklara karşılıktır — her biri kitabın tam sayfasına götürür.
- 1Kelime-i Dâvûdiyye · s.57“Ve sekir (manevi sarhoşluk) ve sahv (ayıklık) ise değişime açık olan kullara mahsustur. O hazrete nispetle ne sekir ne de sahv vardır. Şimdi mademki Hakk'a bakı”Oku
- 2DVT-C001 (Ses Kaydı) · s.172“Abdülkerîm el-Cîlî’nin “Hakk’ı tenzîh, tenzîh’ten tenzîh ile olur.” 412 Sözü, tenzih-i kadîmdir. Âlemde bulunan varlıkların hepsinde Hakk’ın bir isminin zuhûr e”Oku
- 3Aşk ve İrfân Yolunda · s.172“Abdülkerîm el-Cîlî’nin “Hakk’ı tenzîh, tenzîh’ten tenzîh ile olur.” 412 Sözü, tenzih-i kadîmdir. Âlemde bulunan varlıkların hepsinde Hakk’ın bir isminin zuhûr e”Oku
- 4Rüyâ ve Mânâ Âlemi — Tuzak, Mekr, Hileli Zuhûrât (6) · s.289“Ehl-i tasavvufun göz bebeği Terzi Baba diye maruf Necdet Ardıç da, yakın zamanlarda Abdülkerim Cîlî'nin bu müstesna eserine bir şerh kaleme aldı. Necdet Ardıç, ”Oku
- 5DVT-C001 (Ses Kaydı) · s.210“Abdülkerîm el-Cîlî’nin “Hakk’ı tenzîh, tenzîh’ten tenzîh ile olur.” 412 Sözü, tenzih-i kadîmdir. Âlemde bulunan varlıkların hepsinde Hakk’ın bir isminin zuhûr e”Oku
- 6Aşk ve İrfân Yolunda · s.210“Abdülkerîm el-Cîlî’nin “Hakk’ı tenzîh, tenzîh’ten tenzîh ile olur.” 412 Sözü, tenzih-i kadîmdir. Âlemde bulunan varlıkların hepsinde Hakk’ın bir isminin zuhûr e”Oku
İlgili sorular
Bu cevap, adı geçen eserlerden derlenmiş yapay zekâ destekli bir özettir; dinî hüküm veya fetva değildir. İlim için kaynaklara başvurarak doğrulamanız tavsiye edilir.