İçeriğe atla

A'yân-ı Sâbite hâli nasıl başlar, nasıl yerleşir?

Kavram MekanizmasıOrta düzey4 görüntülenme7 kaynak
Kısa cevap

A'yân-ı Sâbite, tasavvuf metafiziğinde eşyanın Hakk'ın ilminde ezelî olarak sâbit olan asıl mahiyetleri ve kâinatın taslağıdır. Bu kavram, sâlikin kalbinde zuhur eden geçici bir hâl veya nefs mertebelerini aşarak ulaşılan bir makam olarak değil, Hakk'ın ilminde ezelden beri var olan ve değişmeyen bir hakikat olarak anlaşılır. A'yân-ı Sâbite, Hakk'ın ilminde mevcut olan ilâhî programlar ve fıtrî yapılar olup¹·², varlıkların Allah'ın kelâmı ve O'nun ilminde bulunan mânâlarıdır³·⁴. Dolayısıyla, A'yân-ı Sâbite'nin bir hâl gibi başlayıp yerleşmesi söz konusu değildir; zira o, ezelî ve sâbit bir hakikattir.

Detaylı cevap

A'yân-ı Sâbite, tasavvufî terminolojide "sâbit ayinler" veya "ezelî mahiyetler" anlamına gelir ve vahdet-i vücud doktrininin anahtar kavramlarından biridir. Bu kavram, eşyanın henüz haricî vücuda gelmeden önce, Hakk'ın ilminde ezelî olarak sâbit olan hakikatleridir. Klasik tâbirle, A'yân-ı Sâbite, vâhidiyyet mertebesinde Hakk'ın ilminde sâbit olan "suver-i ilâhiyye"dir (ilâhî sûretler). Bu ilâhî sûretler, her bir haricî eşyanın hakikati ve onu terbiye eden Rabb-ı hassıdır⁵.

A'yân-ı Sâbite, "mec'ul değildir" yani sonradan yaratılmış değildir¹·². Onlar, Hakk'ın ilminde ezelden beri mevcut olan, kayda geçmiş programlarımızdır; âlemde ne varsa, başta insan olmak üzere, her bir varlığın programı Hakk'ın ilminde toplu olarak mevcuttur¹·². Bu sebeple, A'yân-ı Sâbite, sâlikin kalbine gelen geçici bir "hâl" veya mücâhede ile kazanılan "makam" değildir. Hâl, sâlikin kalbine ilâhî bir lütuf olarak gelen geçici bir nûr veya inkişâftır; makam ise sâlikin gayretiyle kazanılan yerleşmiş bir durumdur. A'yân-ı Sâbite ise, varlıkların Allah'ın kelâmı ve O'nun ilminde bulunan mânâlarıdır³·⁴.

A'yân-ı Sâbite, ilm-i ilâhîde peydâ olan esmâ sûretleri olup, Hakk'ın ilmi zâtının "ayn"ı olduğundan, bu A'yân-ı Sâbite Hakk'ın "ayn"ı olur⁶. Onlar, haricî vücud kokusunu koklamamışlardır; kendi aslî yoklukları üzerindedirler⁵·⁶. Bu nedenle, A'yân-ı Sâbite'nin bir hâl gibi "başlaması" veya "yerleşmesi" söz konusu değildir, zira o, ezelî bir hakikattir. Ancak, bir A'yân-ı Sâbite'nin somut olarak var olan bir şeyde kuvveden fiile çıkması, yani zamana bağlı olarak taayyün etmesi "kader" olarak adlandırılır⁷. Bu durum, A'yân-ı Sâbite'nin dış âlemdeki tecellîsi olup, kendisinin bir hâl olarak zuhur etmesi değildir.

Kaynaklar

Cevap metnindeki ¹ ² ³ numaraları aşağıdaki kaynaklara karşılıktır — her biri kitabın tam sayfasına götürür.

  1. 1A'yân-ı Sâbite · s.126A’yân-i sâbite mec’ul değildir A’yân-ı sâbite mec’ul değildir , sözünden biz ne anlıyoruz,? evvelâ a’yân-ı sâbite nedir, a’yân-ı sâbite; sâbit olan ayn, sabit oOku
  2. 2Şu'arâ Sûresi · s.102A’yân-i sâbite mec’ul değildir A’yân-ı sâbite mec’ul değildir , sözünden biz ne anlıyoruz,? evvelâ a’yân-ı sâbite nedir, a’yân-ı sâbite; sâbit olan ayn, sabit oOku
  3. 3Enbiyâ Sûresi · s.233A’yân-ı Sâbite (Değişmez ayn’lar, hakikatler, özler, asıllar.) Varlıklar, Allah’ın kelâmıdır. O’nun ilminde bulunan bu mânâlar ise, “a’yân-ı sabite” tabiri ile Oku
  4. 4Gökyüzü İnsanları Araştırması (Cilt 2) · s.16A’yân-ı Sâbite : İnsânın hakikatleridir. A’yân-ı Sâbite : Ulûhiyyetin bir düzenidir. A’yân-ı Sâbite : Vahdet’in yaygın halidir. A’yân-ı Sâbite : Gayb âleminin tOku
  5. 5Terzi Baba Necdet Ardıç — Biyografi · s.152Bu mertebede açığa çıkan her bir ilmi sûret, harici eşyadan her birinin hakikati ve onu terbiye eden Rabb-ı hassıdır. Sufi deyiminde her bir ilmi sûrete “ayn-ı Oku
  6. 6Kelime-i Yûsufiyye · s.129Ve a’yân-ı sâbite, ilm-i ilâhîde peydâ olan esmâ sûretleri olup; Hakk’ın ilmi ise zâtının “ayn”ı olduğundan, bu a’yân-ı sâbite Hakk’ın “ayn”ı olur. Ve hazret-i Oku
  7. 7Bir Ressam Hikâyesi · s.36A’yân-ı sâbite zaman ötesinde bir tümeldir. Eğer bir tümel zamana bağlı bir varlık haline geçecekse önce zamanın belirli bir anıyla irtibatlandırılır. Zamana baOku
Bu cevap yardımcı oldu mu?

İlgili sorular

Bu cevap, adı geçen eserlerden derlenmiş yapay zekâ destekli bir özettir; dinî hüküm veya fetva değildir. İlim için kaynaklara başvurarak doğrulamanız tavsiye edilir.