İçeriğe atla

Bakara 269 ayeti Terzibaba çizgisinde nasıl şerh edilir?

Ayet-TasavvufOrta düzey4 görüntülenme4 kaynak
Kısa cevap

Bakara Suresi'nin 269. ayeti olan "Kime dilerse hikmeti ona verir; şüphesiz kendisine hikmet verilene büyük bir hayır da verilmiştir. Temiz akıl sahiplerinden başkası öğüt alıp-düşünmez" ifadesi, Terzibaba çizgisinde hikmetin ilâhî bir lütuf ve büyük bir hayır olarak anlaşılmasına dayanır. Bu ayet, hikmetin Allah tarafından seçilen kullara verildiğini ve bu hikmetin sahibine çok hayır getirdiğini vurgular¹·². Terzibaba'nın öğretisinde hikmet, sadece teorik bilgi değil, aynı zamanda Hakk'ın hükmü mîzânına uygun bir yaşayış ve mârifet hâli olarak tezahür eder. Bu bağlamda, hikmet verilen kişinin, Hak'tan başka kimse olmadığını ayân eden bir halîfe vasfına erişmesi ve her hâlinde dengeyi (mîzânı) gözetmesi beklenir.

Detaylı cevap

Bakara 269. ayet, Terzibaba'nın tasavvufî irfan geleneğinde önemli bir yer tutar ve hikmet kavramının derinlemesine anlaşılmasına ışık tutar. Ayet, hikmetin Allah tarafından dilediği kimseye verildiğini ve bu hikmetin sahibine "hayr-ı kesîr" yani çok hayır bahşettiğini belirtir¹. Terzibaba, bu ayeti şerh ederken, hikmetin sadece kuru bir bilgi olmadığını, aksine kulun ilâhî ahlâkla ahlâklanması ve Hakk'ın nûruyla renklenmesi olan sıbgatullah ile ilişkilendirir³. Hikmet verilen kişi, Hakk'ın tecellîlerine ayna olan bir halîfe vasfını taşır; bu halîfelik, nefsin hilâfet iddiâsından soyutlanarak Hak'ın emânetini izhâra mahal olmasıyla tahakkuk eder.

Terzibaba'nın öğretisinde hikmet, aynı zamanda mîzân kavramıyla da yakından ilişkilidir. Hikmet sahibi kişi, kalbinin Hak ile halk arasındaki dengesini (bâtınî mîzân) korur ve her amelinde kendisini Hak'ın hükmü mîzânına çeker. Bu, kâinatın bizzat bir denge üzerinde kurulu olduğu vücudî mîzânın idrâkiyle de pekişir. Hikmet, sâlikin kalbinin Hak'la perdesizleştiği mârifet mîzânına ulaşmasını sağlar; burada her hâl ve zuhûr, Hak'ın bir 'tartı' tecellîsi olarak görülür. Terzibaba'nın eserleri, İbn Arabî'nin Fusûsu'l-Hikem'i ve Mevlânâ'nın Mesnevî'si gibi tasavvufî metinlerin şerhleri aracılığıyla bu hikmet anlayışını günümüz insanına aktarmayı hedefler⁴. Bu şerhler, hikmetin sadece teorik bir bilgi değil, aynı zamanda yaşanılan bir hâl ve Hak'la perdesiz bir ilişki olduğunu vurgular.

Kaynaklar

Cevap metnindeki ¹ ² ³ numaraları aşağıdaki kaynaklara karşılıktır — her biri kitabın tam sayfasına götürür.

  1. 1Kelime-i Lokmâniyye · s.2كَثِيــر(Bakara, 2/269) ya’ni “Biz Lokmân’a hikmet verdik”; “Ve hikmet verilen kimseye, hayr-ı kesîr verildi” âyet-i kerîmesinin şehâdeti vech ile Hz. &10024; كOku
  2. 2Dur Rabbın Namazda (Cilt 1) · s.185---------- Bakara Suresi, 269. ayet: Kime dilerse hikmet i ona verir; şüphesiz kendisine hikmet verilene büyük bir hayır da verilmiştir. Temiz akıl sahiplerindeOku
  3. 3Sıbgatullah
  4. 4Secde Sûresi · s.154Bugün İz-Terzibaba Uşşâki geleneğinden yetişen bir Pir olmasına karşın sadece Uşşâki yolunu yaşatmıyor. İbni Arabi nin Fusüs-ül Hikem eserini, Mevlana’nın MesneOku
Bu cevap yardımcı oldu mu?

İlgili sorular

Bu cevap, adı geçen eserlerden derlenmiş yapay zekâ destekli bir özettir; dinî hüküm veya fetva değildir. İlim için kaynaklara başvurarak doğrulamanız tavsiye edilir.