İçeriğe atla

Bekâ'nın üç açılım dili (lugat / akâid / mârifet) nasıldır?

Kavram MekanizmasıOrta düzey5 görüntülenme12 kaynak
Kısa cevap

Bekâ kavramının üç açılım dili, tasavvufî metinlerde sırasıyla lugat, akâid ve mârifet mertebelerinde ele alınır. Lugat dilinde bekâ, "kalıcılık, devamlılık, sona ermeme" anlamlarına gelir. Akâid dilinde ise Hak Teâlâ'nın sıfât-ı zâtiyyesinden biri olarak, O'nun "sonsuz" olmasını ifade eder. Mârifet dilinde ise bekâ, sâlikin fenâdan sonra Hak ile kâim olması, yani "bekâ billâh" mertebesine ulaşmasıdır. Bu, sâlikin kendi vücud iddiâsından fânî olduktan sonra, Hak'ın vücuduyla bâkî kalması halidir ve Rahmân Sûresi 26-27. âyetlerinde geçen "yeryüzünde olan herkes fânîdir, Rabb'inin vechi bâkîdir" ifadesiyle desteklenir. Bu üç dilin bilinmesi, mârifet dilinin akâidi nakzetmeden aştığını idrak etmek için zaruridir.

Detaylı cevap

Bekâ kavramının üç dildeki açılımı, tasavvufî hermenötiğin temelini oluşturan çok katmanlı bir anlayışı yansıtır. Bu tertip, lugattan mârifete doğru yükselen bir tahkik sürecidir.

Lugat Dili: Bekâ'nın lugat anlamı, Arapça kökeninden gelerek "kalıcılık, devamlılık, sona ermeme" gibi zâhirî mânâları ifade eder. Bu dil, kelimenin etimolojik kökünü ve herkesin paylaştığı en geniş anlam zeminini oluşturur. Örneğin, bir şeyin varlığını sürdürmesi, sona ermemesi bu dildeki bekâdır.

Akâid Dili: İslâmî ilimler, özellikle kelâm ve fıkıh açısından bekâ, Hak Teâlâ'nın sıfât-ı zâtiyyesinden biri olarak kabul edilir. Bu mertebede bekâ, Allah'ın başlangıcı olmadığı gibi sonunun da olmaması, yani O'nun "sonsuz" olması anlamını taşır. Hak, kıdem (başlangıçsızlık) ve bekâ (sonsuzluk) sıfatlarıyla muttasıftır. Bu, ehl-i sünnet itikadında kavramın yerini belirler.

Mârifet Dili: Tasavvufta bekâ, irfân ve bâtınî hakikat mertebesiyle ele alınır. Bu, sâlikin fenâ makamından sonra ulaştığı, "Hak'la kâim olma" hali, yani bekâ billâh mertebesidir. Fenâ, sâlikin kendi vücud iddiâsından fânî olmasıyken, bekâ bu fenânın devamı niteliğindedir; sâlik Hak'ın vücuduyla bâkî kalır. Rahmân Sûresi'nin 26-27. âyetleri ("yeryüzünde olan herkes fânîdir, Rabb'inin vechi bâkîdir") hem Hak'ın bekâsını hem de sâlikin bu makama nasıl ulaşabileceğini işaret eder. Bekâ billâh, sülûkun kemâli ve vâsıllık makamıdır. Sâlik fenâdan sonra halka döner, ancak bu dönüşte artık "kendisi" değil, Hak'la kâim olarak döner. Bu durumda sâlik, zâhirde insanlarla muamele ederken, bâtınında Hak ile meşgul olur. Hz. Peygamber'in mîraçtan sonra halka dönmesi, bekâ billâh'ın kâmil bir örneği olarak gösterilir. Klasik tabirle "el-fenâ-u fenâ-u'l-fenâ" yani fenânın da fenâsı, kâmil bekâyı ifade eder; sâlik "fânîlik şuurundan" bile fânî olduğunda geriye sadece bekâ kalır.

Kaynaklar

Bu cevap kütüphanedeki 6 eserden derlendi — her biri kitabın tam sayfasına götürür.

  1. 1Mesnevî-i Şerîf Şerhi - Cilt 13 · s.4377Lügat: Dil, lisan. Lügavi: Lügatle ilgili; Ma'nâ-yı lügavi: Lügat mânâsı, mecâzi olmayan gerçek anlam. Mâ: (Farsça) Biz. Mö”: Su. Maa: Berâber, ile, birlikte.Oku
  2. 2Rüyâ ve Mânâ Âlemi — Terzi Baba'ya Dair Zuhûrât (3) · s.158Berk’in, lügat mânâları. Şimşek çakması. Parlama. Yıldırım. Zinetlenme, süslenme. Tas: Tecelli-i İlâhiye ile kurbiyyete mazhariyyet. Ahmak olmak. Bu tecelli zamOku
  3. 3Mesnevî-i Şerîf Şerhi - Cilt 13 · s.1127“Hiç şüphe yok ki, her bir kimsenin dili kalbinin perdesidir. Kalbe gelen hatıralar meydana çıkmak için dil perdesinin açılması lazımdır. Çünkü dil söylemeye baOku
  4. 4A'lâ ve Gâşiye Sûreleri · s.55Zikr ’in lügat mânâsı: Anmak, hatırlamak, anılmaktır. Allah-ı (c.c.) çok, çok anıp azametini düşünmektir. Kûr’ân-ı Kerîmin bir ismidir. Namazında bir ismidir. NOku
  5. 5Mesnevî-i Şerîf Şerhi - Cilt 12 · s.858Yani, o temiz ve iyi kimselere Yüce Allah öyle şeyler verir ki, o verilen ihsanları dil ile ve lügat ile tarif etmek mümkün değildir. Çünkü (32/17) yani “Amel eOku
  6. 6Mesnevî-i Şerîf Şerhi - Cilt 13 · s.1127Yani, bir et kebabı parçası gibi olan küçük perde, yani dil, arifin kalbinde olan birçok marifet güneşinin suretlerini örter. Yani bu dil söylemezse, arifin kalOku
  7. 7Mesnevî-i Şerîf Şerhi - Cilt 13 · s.1133Yâhud dil, dürüst bir çömlek kapağı gibidir. &10024; 4916. Ya da dil, dürüst bir çömlek kapağı gibidir. 4916. Yahut dil, dürüst bir çömlek kapağı gibidir. &1002Oku
  8. 8Mesnevî-i Şerîf Şerhi - Cilt 12 · s.808"La'l"den maksat, kırmızı olan dildir. "Yakut"tan maksat, ilahi marifetlerdir. "Risale"den maksat, İmam Kuşeyri'nin Risale-i Kuşeyriyye'sidir. Kütü'l-Kulüb, EbûOku
  9. 9Mesnevî-i Şerîf Şerhi - Cilt 12 · s.858Ya'ni, o tayyiblere ve temizlere Hak Teâlâ gözler görmedik şeyleri verir ki, o verilen ihsânları dil ile ve lügat ile ta” if etmek mümkin değildir. Çünkü 32/17)Oku
  10. 10Mesnevî-i Şerîf Şerhi - Cilt 13 · s.1126Yani, bir et kebabı parçası gibi olan küçük perde, yani dil, arifin kalbinde olan birçok marifet güneşinin suretlerini örter. Yani bu dil söylemezse, arifin kalOku
  11. 11Mesnevî-i Şerîf Şerhi - Cilt 1 · s.120Her kim ki dilinden anlayan bir arkadaştan ayrı kaldıysa, yüz nağme bulsa da nağmesiz oldu. "Hem-zebân" birinin dilinden anlayan arkadaş. "Nevâ" azık ve gıdâ deOku
  12. 12Tesbih ve Zikir · s.70Gerek Âyet-i Kerîmelerde, gerek Hadîs-i şeriflerde bahsedilen zikir ’lerin hepsinin “şeriat, tarikat, hakikat, ve marifet mertebelerinden birer açılım ve yaşantOku
Bu cevap yardımcı oldu mu?

İlgili sorular

Bu cevap, adı geçen eserlerden derlenmiş yapay zekâ destekli bir özettir; dinî hüküm veya fetva değildir. İlim için kaynaklara başvurarak doğrulamanız tavsiye edilir.