İçeriğe atla

Hased kavramının zuhûr ettiği mahaller nelerdir?

Kavram MekanizmasıOrta düzey5 görüntülenme4 kaynak
Kısa cevap

Hased kavramı, tasavvufta kalbin en tehlikeli hastalıklarından biri olarak kabul edilir ve farklı mertebelerde zuhûr eder. Bu zuhûr mahallerini anlamak, hasedin hem zâhirî hem de bâtınî mertebelerini idrâk etmeyi sağlar. Hased, öncelikle nâsût âleminde, yani dünya hayatında, fâni nimetlere karşı duyulan çekememezlik olarak ortaya çıkar¹. Sülûkî olarak ise, sâlikin bidâyet merhalesinde, nefs-i emmâre ile mücadele ettiği süreçte belirginleşir ve Hak yolunda aşılması gereken en zor geçitlerden biri olarak nitelendirilir². Ayrıca, Felâk Sûresi'ndeki "ve min şerri hâsidin izâ hased" (kıskançlık ettiği vakit kıskananın şerrinden Allah'a sığınırım) ayeti, hasedin şerrinin zuhûr ettiği bir mahal olarak Kur'ân'da işaret edilmiştir³.

Detaylı cevap

Zuhûr, tasavvufta Hakk'ın bir isim, sıfat veya eserle bir mahallde belirmesidir. Hased kavramının zuhûr ettiği mahaller de bu çerçevede değerlendirilir ve dört temel mertebede incelenebilir:

1. Mertebî Zuhûr (Hazerât-ı Hamse içinde): Hased, özellikle nâsût âleminde, yani dünya hayatında zuhûr eder. Bu mertebede, insanlar fâni dünya nimetlerine, mülke ve cesede ait hazlara karşı birbirlerine haset ederler¹. Bu durum, avâm-ı halkın cismânî arzularına bağlı olarak ortaya çıkan bir hâldir.

2. Sülûkî Zuhûr: Sâlikin mânevî yolculuğunda (sülûk) hased, bidâyet merhalesinde, yani yolun başlangıcında belirginleşir. Bu, nefsin terbiye edilmeye başlandığı, nefs-i emmâre ile mücadelenin yoğun olduğu bir dönemdir. Hak yolunda haset duygusundan daha güç bir geçit olmadığı ifade edilir². Hasedin kalbe siyahlıklar getirdiği ve hânedanı bulaşık ettiği belirtilir².

3. Latîfe-i Hamse İçindeki Latîfesi: Hased, kalbin hastalıklarından biri olarak kabul edilir. Kalp, tasavvufta mânevî idrâkin ve duyguların merkezi olduğundan, hasedin zuhûr ettiği temel latîfe kalptir. Hadis-i şerifte hasedin iyilikleri ateşin odunu yediği gibi yediği belirtilerek kalpteki tahrip edici etkisi vurgulanır.

4. Zâhir-Bâtın Eksenindeki Yansıması: Hasedin zâhirî yansıması, başkasındaki nimetin yok olmasını isteme şeklinde ortaya çıkar. Felâk Sûresi'ndeki "ve min şerri hâsidin izâ hased" ayeti, haset edenin şerrinden Allah'a sığınmayı emrederek, hasedin dışa vuran tehlikeli yönüne işaret eder³. Bâtınî olarak ise, kişinin kendi nefsinde bu sıfatın bâkî kalması durumunda, ehl-i kemâle karşı dahi şiddetli muamelelere yol açabileceği belirtilir¹. Karga örneğinde olduğu gibi, haset cihetinden gelen sözler, eğri ve fenâ olarak nitelendirilir⁴.

Kaynaklar

Cevap metnindeki ¹ ² ³ numaraları aşağıdaki kaynaklara karşılıktır — her biri kitabın tam sayfasına götürür.

  1. 1Mesnevî-i Şerîf Şerhi - Cilt 9 · s.1320Fâni olan bu dünyânın mülkünün ni'metleri ve cesede âid bulunan huzûzât ve telezzüzât hakkında, cismânî olan avâm-ı halk, birbirlerine karşı hasedlerinden nâşî Oku
  2. 2Mesnevî-i Şerîf Şerhi - Cilt 1 · s.309Yolda bundan daha güç bir geçit yoktur; ne mutlu o kimseye ki hasede yoldaş değildir. Hak yolunda bu haset duygusundan daha güç bir geçit yoktur. Kendisinde hasOku
  3. 3Namaz Sûreleri (Cilt 2) · s.137------------------- وَمِنْ شَرِّ حَاسِدٍ اِذَا حَسَدَ (113-5) min şerri hâsidin izâ hased. “ Ve haset ettiği zaman, haset edenin şerrinden .” ------------------Oku
  4. 4Mesnevî-i Şerîf Şerhi - Cilt 1 · s.593Karga işittiği vakit, hased cihetinden geldi. Süleyman'a dedi ki: O eğri ve fenâ söyledi. &10024; 1246. Karga işittiği vakit hased cihetinden geldi. Süleymân'a Oku
Bu cevap yardımcı oldu mu?

İlgili sorular

Bu cevap, adı geçen eserlerden derlenmiş yapay zekâ destekli bir özettir; dinî hüküm veya fetva değildir. İlim için kaynaklara başvurarak doğrulamanız tavsiye edilir.