İçeriğe atla

Îseviyye Fassı ile anlatılmak istenen temel hakîkat nedir?

Fass İçeriği0 görüntülenme3 kaynak
Kısa cevap

Îseviyye Fassı, Hz. İsa'nın hakikati üzerinden, ilâhî nefes ve ihyâ-yı mevtâ (ölüleri diriltme) sırrını, bu sırrın Hak'tan geldiğini ve sûret-i İseviyye'nin hadd-i zâtîsinden olmadığını anlatır. Bu fass, aynı zamanda Hakikat-i Meryem'in Hakikat-i İseviyye'nin rahmi olduğunu ve İsa'nın ölüyü diriltme mucizesinin belirli bir zaman sonra gerçekleştiğini vurgulayarak, bu kudretin İsa'nın özünden, yani hakikatinden kaynaklandığını beyan eder¹·². Bu durum, velînin kendi kendisinden konuşmadığı, konuşanın Hak olduğu fenâ fillâh ehlinin hâliyle de ilişkilendirilebilir (Risâle-i Gavsiyye, K1-12).

Detaylı cevap

Îseviyye Fassı, Hz. İsa'nın şahsında tecellî eden ilâhî hakikatleri ele alır. Bu fassın temelinde, "Hakikat-i Meryem"in, "Hakikat-i İseviyye"nin "rahmi" olduğu fikri yatar². Bu ifade, Meryem'in hakikatinin, İsa'nın hakikatinin zuhuruna bir zemin teşkil ettiğini gösterir. Îseviyye Fassı'nın odak noktalarından biri, Hz. İsa'ya atfedilen ihyâ-yı mevtâ (ölüleri diriltme) mucizesidir. Ancak kaynak, bu mucizenin sûret-i İseviyye'nin hadd-i zâtîsinden olmadığını, yani İsa'nın fiziksel varlığının veya beşerî özelliklerinin doğrudan bir sonucu olmadığını belirtir¹. Aksine, bu kudretin İsa'nın özünden, yani onun hakikatinden geldiği vurgulanır. Bu durum, ilâhî nefesin bir tecellîsi olarak anlaşılmalıdır. Nitekim, "ölüyü diriltme"nin İsa'nın zuhurundan hemen sonra değil, belirli bir zaman sonra gerçekleşmesi, bu kudretin ilâhî bir irade ve zamanlamayla tezahür ettiğini gösterir¹. Bu bağlamda, Risâle-i Gavsiyye'de bahsedilen "fenâ fillâh ehlinin" kendi kendisinden konuşmadığı, konuşanın Hak olduğu anlayışı (Risâle-i Gavsiyye, K1-12) ile bir paralellik kurulabilir. Yani, İsa'nın dilinden veya eliyle zuhur eden bu mucize, aslında Hak'tan gelen bir kudretin tecellîsidir. Bu fass, aynı zamanda, "insân-ı kâmil"in kendi nefsinden sıyrılıp Hakk'a ârif olması ve beşeriyetten kaynaklanan karanlık anlamların ötesine geçmesiyle de ilişkilendirilebilir³. Bu, Hak'ın esmâ ve sıfatlarının doğrudan tecellîsi olan zâtî mükâşefe (Mükâşefe, K1-50) ile de örtüşür; sâlikin "gören" değil "görülen" olduğu, yani Hak'ın onun aracılığıyla tecellî ettiği bir hâldir.

Kaynaklar

Cevap metnindeki ¹ ² ³ numaraları aşağıdaki kaynaklara karşılıktır — her biri kitabın tam sayfasına götürür.

  1. 1TB. Kelime-i Îseviyye · s.90Şu halde sûret-i İseviyye hüviyyet-i ilâhiyyenin hadd-i zatîsinden değildir. Ve keza sûret-i İseviyye mevcûd olduğu halde, bu suretin zuhurunu müteâkib ondan ihOku
  2. 2Kelime-i Tevhîd · s.662Bakın: "Hakikat-i Meryem" (Meryem'in hakikati), "Hakikat-i İseviyye"nin (İsa'nın hakikati) "rahmi"dir, ki bu durum sureye isim olmuştur. () “ya” 10 () “ayn” 40 Oku
  3. 3İsrâ Sûresi · s.70Zâlim ve câhil olan insân’a yüklenen bu hakikatlerde, bu ifadeler yerme gibi gözüküyorsa da aslı itibarıyla iltifattır. İnsân-ı Kâmil câhildir, kendi nefsinin cOku
Bu cevap yardımcı oldu mu?

İlgili sorular

Bu cevap, adı geçen eserlerden derlenmiş yapay zekâ destekli bir özettir; dinî hüküm veya fetva değildir. İlim için kaynaklara başvurarak doğrulamanız tavsiye edilir.