İçeriğe atla

İslâm, İmân, İkân ve Vahiy ve Cebrâîl'in tasavvufî dilleri arasındaki fark nedir?

Çaprazlama0 görüntülenme6 kaynak
Kısa cevap

Tasavvufta İslâm, İmân, İkân, Vahiy ve Cebrâîl kavramları, her birinin kendine özgü bir mertebesi ve işlevi olan, ancak birbirini tamamlayan mânevî hakikatleri ifade eder. İslâm, dil ile ikrar ve teslimiyetin zâhirî ifadesi olup, imanın altındaki bir mertebedir; İmân ise kalp ile tasdik ve Allah'a teslimiyetin bâtınî mertebesidir. İkân, bu iman ve teslimiyetin ötesinde, hakikatin kesin bilgisine ulaşma ve şüphelerden arınma hâlidir. Vahiy, Allah'ın peygamberlerine gizlice ve hızlıca bilgi indirmesi¹ ve nübüvvetin ilmî temeli iken², Cebrâîl (a.s.) bu vahyi getiren melektir ve kâmil insanlar için hâl diliyle davet eden bir resûl gibidir³. Bu kavramlar, sâlikin mânevî yolculuğundaki farklı idrak ve tecellî mertebelerini gösterir.

Detaylı cevap

Tasavvufî terminolojide her kavramın üç dili vardır: lugat, akâid ve mârifet. Bu çerçevede İslâm, İmân, İkân, Vahiy ve Cebrâîl'in tasavvufî dilleri arasındaki farkları şöyle açıklayabiliriz:

İslâm: Lugat anlamı "teslimiyet"tir. Akâidde, dil ile ikrar ve şeriatın zâhirî hükümlerine uymaktır. Bu, imanın altında bir mertebedir ve kanı korur; beraberinde itikat gerek olsun veya olmasın geçerlidir⁴. Tasavvufî mârifet dilinde ise İslâm, Allah'a tam bir teslimiyetle, O'nun kaza ve kaderine rıza gösterme hâlidir. Bu, dil ile ifade ile beraber kalben iman ve vefayı da içerir⁴.

İmân: Lugat anlamı "tasdik etmek, güvenmek"tir. Akâidde, Allah'a, peygamberlerine, kitaplarına, meleklere, ahiret gününe ve kadere kalp ile tasdik etmektir. İslâm'dan daha özeldir ve kalp ile gerçekleşir⁴. Tasavvufî mârifet dilinde İmân, sâlikin kalbinde Hak ile perdesizleştiği, her hâlin ve her zuhûrun Hak'ın bir tecellîsi olduğunu idrak ettiği derin bir teslimiyet ve yakin hâlidir. Bu, sadece bilgi değil, aynı zamanda zevk ve müşâhede ile elde edilen bir hakikattir.

İkân: Lugat anlamı "kesin bilgi, şüphesiz inanma"dır. Akâidde, imanın en yüksek mertebesi olup, şüphe ve tereddütten arınmış, kesin ve sarsılmaz bir inançtır. Tasavvufî mârifet dilinde İkân, sâlikin Hak'tan gelen her şeyi kendi kalbinde okuması, her niyetin ve yönelişin ilahî bir kitaba yazılmış bir satır gibi olduğunu fark etmesidir⁵. Bu, fiilin Hak'tan geldiğini, kulda zuhur ettiğini ve kelâmın Hakk'ın kelâmı olup kalpte dile geldiğini idrak etmektir⁵.

Vahiy: Lugat anlamı "gizlice ve hızlı bildirme"dir¹. Akâidde, Allah'ın peygamberlerine bilgi indirmesi, nübüvvet ve risâletin ilmî temelidir¹. Kur'ân-ı Kerîm, melek vasıtasıyla ve vahiy tavrıyla indirilen kelâm-ı nefsîdir². Tasavvufî mârifet dilinde vahiy, sadece yazılı Kur'an ile sınırlı değildir; kâinat da var oluşun diliyle yazılmış bir başka vahiydir⁶. Kâmil insanlar, dış duyularıyla idrak ettikleri her şeyde, kendilerine ilahi hazretten, özel suretlerde inen anlamları bulurlar³.

Cebrâîl: Lugat anlamı "Allah'ın kulu" veya "Allah'ın gücü"dür. Akâidde, Allah'ın peygamberlerine vahiy getiren melektir. Tasavvufî mârifet dilinde Cebrâîl (a.s.), Cenâb-ı Peygamber'e vahiy ile inen resûl gibidir. Kâmil insanlar için Cebrâîl, meleğin vahiy diliyle daveti gibi, hâl diliyle bizzat davet eden bir varlıktır³. O, ilahî hazretten özel suretlerde inen anlamları taşıyan bir aracıdır.

Kaynaklar

Cevap metnindeki ¹ ² ³ numaraları aşağıdaki kaynaklara karşılıktır — her biri kitabın tam sayfasına götürür.

  1. 1Vahiy,
  2. 2Mesnevî-i Şerîf Şerhi - Cilt 1 · s.76Buyurdular ki Kur'ân'dan başka bir fark olmadığı on yönden sâbit olabilir: Birincisi şudur: Kur'ân-ı Kerîm hangi dilde olursa olsun, beşer kalbine Hak Teâlâ HazOku
  3. 3Kelime-i Mûseviyye · s.79Buna göre yağmur, Cenâb-ı Peygamber'e vahiy ile inen resûl, yani Cibrîl (a.s.) gibiydi. Meleğin vahiy diliyle daveti gibi, yağmur da Cenâb-ı Peygamber'i hâl dilOku
  4. 4Hucurât Sûresi · s.89Nasıl olup da burada bu fark anlaşılabiliyor?" diye sorarak buna şöyle bir cevap verir: "Genel ile özel'in farkı vardır. İman ancak kalp ile olur. Bazan onunla Oku
  5. 5Câsiye Sûresi · s.70Tasavvufî açıdan ise bu sahne, insanın kalbinde olanı okumasıdır. Zira her niyet, her yöneliş, o kitaba yazılmış bir satır gibidir; sâlik, ne zaman kalbini okurOku
  6. 6Ra'd Sûresi · s.290Kur’an’da “Sünnetullah” (Allah’ın kanunu) olarak geçen bu düzen, her şeyin Allah’ın iradesi, ilmi ve hikmetiyle meydana geldiğini gösterir. Yerçekimi kanunu, suOku
Bu cevap yardımcı oldu mu?

İlgili sorular

Bu cevap, adı geçen eserlerden derlenmiş yapay zekâ destekli bir özettir; dinî hüküm veya fetva değildir. İlim için kaynaklara başvurarak doğrulamanız tavsiye edilir.