İçeriğe atla

Kelîmullâh kavramının zâhir-bâtın mertebeleri nelerdir?

Kavram TanımıTemel düzey6 görüntülenme6 kaynak
Kısa cevap

Kelîmullâh, Hz. Mûsâ'nın özel lakabı olup, "Allah'ın kelâm söylediği" anlamına gelir ve tasavvufta sâlikin Hak ile vasıtasız hitâbet ilişkisinin remzidir. Bu makâmın zâhir mertebesi, Hz. Mûsâ'nın Tûr-i Sînâ'da Allah ile doğrudan konuşması, yani "duyuş mertebesi"dir¹. Bâtınî mertebesi ise, bu duyuşun ötesinde, Hak'ın sözünü zâtından işitme hâli ve sâlikin kendi beşeriyetinden fânî olup ilâhî hakikatlerin ortaya çıkmasıyla Hak'la kâim olma mertebesidir²·³. Kelîmullâh makâmı, tenzih hakikati üzere kurulu İslâm dininin zâhirini temsil ederken, bâtınî olarak teşbihle birleşerek tevhîde ulaşır⁴.

Detaylı cevap

Kelîmullâh kavramının zâhir mertebesi, Hz. Mûsâ'nın Allah ile doğrudan konuşması hadisesiyle belirginleşir. Nisa 164'teki "ve kellemallâhu mûsâ teklîmâ" (Allah Mûsâ ile gerçekten konuştu) ayeti bu zâhirî konuşmanın menşeidir. Hz. Mûsâ'nın Tûr'da "Rabbim, bana göster, sana bakayım" duâsına karşılık gelen "len terânî" (beni göremezsin) cevabı, bu makâmın bir "duyuş mertebesi" olduğunu ve henüz "görüş ve müşahede mertebesi" olmadığını vurgular¹. Bu duyuş, "sem" yani kulak ile gerçekleşen bir idrak olup, irfaniyetle faaliyete geçirilmediğinde sadece zâhir âlemin kıyas ve ölçüleri yaşanır⁵. İslâm dininin zâhiri, bu "Mûseviyet hakikati" üzere, yani "len terânî" (görünmezlik) düşüncesiyle gelişen tenzih mertebesidir; ilâhî varlığı ötelere yüceltme anlayışıdır⁴·¹.

Kelîmullâh kavramının bâtınî mertebesi ise, bu zâhirî duyuşun ötesinde, Hakk'ın sözünü zâtından işitme hâlidir². Bu, Allah'ın kelâmının beşer lisanına tercüme edilmesi, ancak bu tercümenin bizzat Allah tarafından yapılmasıyla, o lisanın zâhir beşer kurguları içerisine bâtınî manaların da yerleştirilmesi ve yüklenmesidir⁶. Hz. Mûsâ'nın "Musa Kelimullah" ünvanı, Allah'ın Zât isminin mazharı olan bir duyuşa sahip olması demektir; yani Cenâb-ı Hakk'ın kendinden kendininin duyulmasıdır³. Bu bâtınî idrak, sâlikin kendi beşeriyetini, mahluk olan sûretini Allah esmasının tesiri altına verdiği zaman, kendiliğinin kalmadığı, ilâhî hakikatlerin ortaya çıktığı ve mahlukiyetinin ortadan kalktığı bir mertebedir³. Bu hâl, İslâmiyetin bâtını olan İseviyet hakikati üzere teşbihle birleşerek, zâhir ve bâtını, tenzih ve teşbihi birlikte kullanarak tevhîde ulaşmaktır⁴. Bu makâm, Hz. Mûsâ'nın mîracı olarak da kabul edilir; Cenâb-ı Hakk'ın vekil veya Cebrâil kullanmadan doğrudan buluştuğu bir mertebedir⁵.

Kaynaklar

Cevap metnindeki ¹ ² ³ numaraları aşağıdaki kaynaklara karşılıktır — her biri kitabın tam sayfasına götürür.

  1. 1Altı Peygamber (Cilt 5) · s.34
  2. 2Şu'arâ Sûresi · s.75
  3. 3TB. Kelime-i Îseviyye · s.169
  4. 4Tasavvuf Izâhları · s.139
  5. 5Altı Peygamber (Cilt 4) · s.146
  6. 6Sohbet Arası Sohbetler CD 9 (2002) · s.244Ancak burada dikkat edilecek şey her ne kadar beşer lisanına İlahi kelama İlahi kelimullah ilahi kelam tercüme edilmiş ama bu tercümeyi yapan Allah’ın kendisi oOku
Bu cevap yardımcı oldu mu?

İlgili sorular

Bu cevap, adı geçen eserlerden derlenmiş yapay zekâ destekli bir özettir; dinî hüküm veya fetva değildir. İlim için kaynaklara başvurarak doğrulamanız tavsiye edilir.