İçeriğe atla

Kıyâmet kavramının zuhûr ettiği mahaller nelerdir?

Kavram MekanizmasıOrta düzey21 görüntülenme6 kaynak
Kısa cevap

Kıyâmet kavramı tasavvufta, Hakk'ın bir isim, sıfat veya eserle belirdiği zuhûr mahallerinde farklı veçhelerle tezâhür eder. Bu mahaller, kıyâmetin hem küllî hem de cüz'î mertebelerini idrâk etmeye imkân tanır. Kıyâmet-i kübrâ olarak bilinen kâinatın sonu, Hakk'ın varlık âlemindeki tecellîlerinin bir merhalesi olup, belirli bir mahaldeki düzenin karışmasıyla ilgilidir¹. Kıyâmet-i sugrâ ise her insanın kendi ölümüyle gerçekleşen kişisel kıyâmetidir. Daha derin bir idrâk ile sâlikin nefsini hesaba çekmesi ve kendi bâtınında yaşadığı "iç kıyâmet" de bir zuhûr mahallidir; bu, kişinin kendi ilâhî varlığını idrâk ederek akılda kıyama kalkmasıyla vuku bulur². Bu mertebeler, kıyâmetin sadece bir son değil, aynı zamanda yeni bir başlangıç ve idrâk kapısı olduğunu gösterir.

Detaylı cevap

Kıyâmet kavramının zuhûr ettiği mahaller, tasavvufî idrâk ile farklı mertebelerde ele alınır. Bu zuhûr mahallerini üç ana eksende incelemek mümkündür:

1. Kâinatın Kıyâmeti (Kıyâmet-i Kübrâ): Bu, akâid kitaplarında detaylıca işlenen, kâinatın sonu olarak bilinen büyük kıyâmettir. Ancak tasavvufî bakış açısıyla bu, Hakk'ın varlığının yok olması demek değildir. Bilakis, belirli bir mahallin ortadan kalkması, Hakk'ın o mahalde farklı bir şekilde zuhûr etmesidir¹. Cenâb-ı Hakk'ın tecelliyatı ezelî ve ebedî olduğundan, bir âlemin kıyâmeti kopmakla bütün âlemlerin kıyâmeti kopmuş olmaz. Ateşin düştüğü yeri yakması gibi, kıyâmet de nereye isabet ediyorsa oranın kıyâmeti kopar³. Bu, güneş sistemimizin ve insanlığın üzerinde bulunduğu mahallerin düzeninin değişmesi olarak da açıklanır¹.

2. Kişisel Kıyâmet (Kıyâmet-i Sugrâ): Her insanın kendi ölümü, onun kıyâmetidir. Bu, kişinin dünyevî varlığının sona ermesi ve âhiret hayatının başlangıcıdır. Hadîs-i şerîfteki "ölen kişinin kıyâmeti gerçekleşmiştir" ifadesi bu mertebenin asıl mesnedidir. Bu mertebede, ölüm bir son değil, yeni bir zuhûr mahalline geçiş olarak idrâk edilir.

3. Bâtınî Kıyâmet (Kıyâmet-i Nefsî): Bu, sâlikin günlük olarak yaşadığı "iç kıyâmet"tir. Nefsinin ölmesi, vücud iddiasının çözülmesi ve hesabının kalbinde verilmesi bu mertebede gerçekleşir. Kişinin kendi ilâhî varlığını idrâk etmesi ve akılda kıyama kalkması, bu bâtınî kıyâmetin zuhûr mahallidir. Bedenin kıyama kalkması değil, aklın ve fikrin gerçek benlikte kıyam etmesi asıl kıyâmettir. Bu, küllî için küçük kıyâmet olsa da, bu hâli yaşayan kişi için büyük kıyâmet hükmündedir ve onu hayal ve vehimle yaşayanlardan üstün kılar². İrfan ehli için kıyâmet, "zâtın zuhuru, sıfat saltanatının sönüşüdür"⁴. Hz. İdris'e göre "Vücud-u Âdem kıyâmet âlemetlerindendir" zira bu, zuhûr kemâlinin son noktasıdır, artık ondan başka zuhûr edecek bir şey yoktur⁵. Bu, Hakk'ın Zâtî zuhûrunun mahallerde tecellî etmesidir ve bu hâlleri ancak irfan ehli kâmiller idrâk edebilirler⁶.

Kaynaklar

Cevap metnindeki ¹ ² ³ numaraları aşağıdaki kaynaklara karşılıktır — ilgili esere ve bölüme yönlendirir.

  1. 1Özün Özü ve Sırrın Sırrı (Cilt 4), s. 325“İşte her mahalde neyi diliyorsa orada o şekilde kendini zuhura getirdi. O zaten vardı, yok değildi ki, zaten vardı. Gene var, gene var olacak. Herhangi bir maha”Oku
  2. 2Bakara Sûresi, s. 315“Bir kimsesinin kendi İlâh-î varlığını idrak etmesi ve o şekilde kıyama kalkması yani akılda kıyama kalkması, yoksa kişi bedeniyle kıyama kalksa ne olur, yatsa n”Oku
  3. 3Enbiyâ Sûresi, s. 20“O’nun bu tecelliyatı ezeli ve ebedi ve kadimdir, bir âlemin kıyameti kopmakla bütün bu âlemlerin kıyameti kopmuş olmak demek değildir. Senin on tane tarlan vars”Oku
  4. 4Fussilet Sûresi, s. 71“İleyhi yuraddu ılmus sâah, – Kıyametin ne zaman kopacağına ilişkin bilgi O'na havale edilir. Bu genel bir ma’nâ da allah’a döndürülür ise de, özel ve iş’âri ola”Oku
  5. 5Enbiyâ Sûresi, s. 19“Yani onların kıyamet gelecek diye bir dertleri yoktur, onlar bu düşünceden uzak dururlar. 21/1 M. Arabi Hz.leri İdris’e (a.s.) kıyamet âlemetlerinden bir tarif ”Oku
  6. 6Fussilet Sûresi, s. 80“İşte bu irfan ehli mahaller lillâhi “Allah içindir,” yani Zât-ı zülcelâlin, o mahallerde Zât-î zuhurunun olmasıdır, gene bu yüzden o mahaller Hakk’ın zâtının zu”Oku

Dayandığı eserler

Bu cevap yardımcı oldu mu?

İlgili sorular

Bu cevap, adı geçen eserlerden derlenmiş yapay zekâ destekli bir özettir; dinî hüküm veya fetva değildir. İlim için kaynaklara başvurarak doğrulamanız tavsiye edilir.