Mârifet kavramı hangi Fass ile ilişkilendirilir?
Mârifet, tasavvufta sâlikin Hakk'ı bilfiil tanıma mertebesi olup, sülûkun kemâlini ifade eder. Fusûsu'l-Hikem'de mârifet kavramı, özellikle Mûseviyye Fassı'nda "kelîmiyyet" bahsiyle ilişkilendirilir. Ayrıca, eserin genelinde yer alan çeşitli fasslarda da mârifet ve hakikatlerin tafsilatlı bir şekilde açıklandığı belirtilir; örneğin, İsmail Fassı'nda "mârifet-i Rabbâniyye"den bahsedilirken (İsmail Fassı), Üzeyrî, Ya'kûbî ve Sâlihî fasslarında da mârifetlere değinilir¹·²·³. Şeyh-i Ekber'in Fusûsu'l-Hikem'de zikrettiği zevkler ve mârifetler, ümmü'l-kitapta sabit olan sınırlar dairesinde, hakikat-i Muhammediyye'den alınmıştır⁴.
Detaylı cevap
Mârifet, tasavvufî sülûkun dört kademeli sıralamasının (şerîat-tarîkat-hakîkat-mârifet) en son ve kemâl noktasıdır. Bu, Hakk'ın doğrudan müşâhedesi olan hakîkat mertebesinden sonra gelen, Hakk'ı bilfiil tanıma hâlidir. Mârifet, öğrenilen bilgi olan ilimden farklı olarak, müşâhede ile yaşanmış bir hâldir; âlim bilirken, ârif şâhid olur. Bu yönüyle mârifet, hakk'el-yakîn ile aynı kademede yer alır ve sâlikin artık sadece bilmekle kalmayıp, bilfiil yaşaması anlamına gelir.
Fusûsu'l-Hikem'de mârifet kavramı, çeşitli peygamberlerin hikmetlerini ele alan fasslar aracılığıyla işlenir. Özellikle Mûseviyye Fassı'nda "kelîmiyyet" bahsi, mârifetin önemli bir veçhesini oluşturur. Bunun yanı sıra, eserdeki diğer fasslar da mârifet ve hakikatlerin tafsilatlı açıklamalarını içerir. Örneğin, İsmail Fassı'nda "mârifet-i Rabbâniyye"den bahsedilir ki bu, her kulun özel Rabbi olan Rabb-ı hâs'ı tanıma ve teslimiyet-rıza ekseninde saîd olmanın sırrını idrâk etme ile ilgilidir (İsmail Fassı). Ayrıca, Mesnevî-i Şerîf Şerhi'nde belirtildiği üzere, Üzeyrî, Ya'kûbî ve Sâlihî fasslarında da bu hakâyık ve maârifin tafsilatına yer verilir¹. Kelime-i Ya'kûbiyye'de, Fusûsu'l-Hikem'in mârifetlerinin kuşatıcı bir şekilde bilindiğinde başka ihtiyaç kalmayacağı vurgulanır². Kelime-i Eyyûbiyye'de ise, Fass-ı Sâlihî'de oluş bağıntısının Hak'tan nefyedilip kula isnat edilmesi ve tüm hükümlerin Hak'tan ortaya çıkışının delili olarak "Emrin bütünü O'na döner" (Hûd, 11/123) âyetinin anlamı, mârifet talep eden kişiye açıklanır³. Şeyh-i Ekber, Fusûsu'l-Hikem'de zikrettiği zevkler ve mârifetlerin, ümmü'l-kitapta sabit olan sınırlar dairesinde, hakikat-i Muhammediyye'den alındığını ve bu mârifetlerde ne fazlalık ne de eksiklik olmadığını belirtir⁴. Bu durum, mârifetin Fusûsu'l-Hikem'in temelini oluşturan bir kavram olduğunu ve eserin farklı fasslarında çeşitli veçheleriyle ele alındığını göstermektedir.
Kaynaklar
Cevap metnindeki ¹ ² ³ numaraları aşağıdaki kaynaklara karşılıktır — her biri kitabın tam sayfasına götürür.
- 1Mesnevî-i Şerîf Şerhi - Cilt 8 · s.1123“Bu hakâyık ve maârifin tafsili Fusüsu'-Hikem'de Fass-ı Üzeyri'de, Fass-ı Ya'kübi'de ve Fass-ı Sâlihi'dedir. Şu halde abd, ezelden ebede kadar gerek iyilikde ve ”Oku
- 2Kelime-i Ya'kûbiyye · s.102“Fakat Fusûsu'l-Hikem'in marifetleri ve hakikatleri, kuşatıcı bir şekilde bilindiğinde bunların hiçbirine ihtiyaç kalmaz. Nitekim bu konunun dayandığı en önemli ”Oku
- 3Kelime-i Eyyûbiyye · s.129“ın Fass-ı Sâlihî'de oluş bağıntısını Hak'tan nefyedip, kul tarafına isnat etmesi, toplu ve ayrıntılı değerlendirmeye göredir. Ve hükümlerin hepsinin, Hak'ta ve ”Oku
- 4Kelime-i Âdemiyye · s.849“"Kelime" ve "fass" hakkındaki açıklamalar "Dîbâce"nin şerhinde geçmişti. Şeyh (r.a.) buyurur ki: Ben bu kitapta, ümmü'l-kitapta sabit olan sınır dairesinde, bu ”Oku
İlgili sorular
Bu cevap, adı geçen eserlerden derlenmiş yapay zekâ destekli bir özettir; dinî hüküm veya fetva değildir. İlim için kaynaklara başvurarak doğrulamanız tavsiye edilir.