İçeriğe atla

Melekût'un üç açılım dili (lugat / akâid / mârifet) nasıldır?

Kavram MekanizmasıOrta düzey0 görüntülenme2 kaynak
Kısa cevap

Melekût kavramının üç açılım dili, tasavvufî hermenötiğin temel ilkesi uyarınca, lugat, akâid ve mârifet mertebelerinde farklı ve derinleşen anlamlar taşır. Lugat dilinde melekût, sözlük anlamıyla 'mülk-i a'lâ, melâike âlemi, ruhânî mertebe' demektir. Akâid dilinde ise melekût, İslâmî ilimlerdeki tanımıyla, Yâsîn Sûresi 83. ayetindeki 'fa-subhânellezî bi-yedihî melekûtu külli şey'' (her şeyin melekûtu O'nun elindedir) ifadesiyle Allah'ın mutlak tasarrufunu ve En'âm Sûresi 75. ayetindeki Hz. İbrâhîm'e gösterilen 'göklerin ve yerin melekûtu' ile rü'yet edilebilirliğini ifade eder. Mârifet dilinde ise melekût, sâlikin zevkle idrâk ettiği bâtınî bir hakikat olup, beş mertebeli vücud düzeninde (lâhût-ceberût-melekût-misâl-nâsût) orta mertebede yer alan, ruhânî varlıkların ve soyut akılların mahallidir. Bu mertebede, ilâhî tecellîler ve hakikatler dil ile tarif edilemez bir hâl alır¹.

Detaylı cevap

Tasavvufî kavramların çok katmanlı yapısı gereği, melekût da lugat, akâid ve mârifet dillerinde farklı ve birbirini tamamlayan anlamlar kazanır. Bu tertip, lugattan mârifete doğru bir tahkîk ve derinleşme sürecini ifade eder.

Lugat dili açısından melekût, kelimenin Arapça kökeninden gelen sözlük anlamını ifade eder. Bu bağlamda melekût, 'mülk-i a'lâ, melâike âlemi, ruhânî mertebe' gibi anlamlara gelir. Bu, kelimenin herkes tarafından paylaşılan zâhirî mânâsıdır ve ehl-i lisân ile ehl-i tasavvufun anlaştığı en geniş zemini oluşturur.

Akâid dilinde melekût, İslâmî ilimlerdeki teknik tanımıyla ele alınır. Bu mertebede melekût, Kur'ân-ı Kerîm'deki ayetlerle temellendirilir. Yâsîn Sûresi 83. ayetinde geçen 'fa-subhânellezî bi-yedihî melekûtu külli şey'' ifadesiyle, her şeyin melekûtunun Allah'ın elinde olduğu, yani Allah'ın mutlak tasarrufu ve hükümranlığı vurgulanır. En'âm Sûresi 75. ayetinde Hz. İbrâhîm'e 'göklerin ve yerin melekûtu'nun gösterilmesi ise, melekûtun rü'yet edilebilir bir hakikat olduğunu gösterir. Bu, ehl-i sünnet itikâdında kavramın yerini belirler.

Mârifet dilinde ise melekût, irfan ve tasavvuftaki bâtınî hakikati ifade eder. Bu, ehl-i Hakk'ın zevkle bildiği bir mertebedir. Tasavvufta vücud mertebelerinden biri olan melekût, ruhânî varlıkların (melâike, soyut akıllar) mahallidir. Beş mertebeli sıralamada (lâhût-ceberût-melekût-misâl-nâsût) melekût, orta mertebede yer alır. Bu mertebedeki idrâk, beş duyu ile değil, kalbin ve gönlün açılımıyla gerçekleşir². Arifin kalbine gelen ilâhî hakikatler ve mârifetler, dil ile tarif edilemez bir hâl alır; çünkü insan ancak gördüğü, işittiği ve hayal ettiği şeylere lugat koymuştur, oysa bu mertebedeki ihsanlar gözlerin görmediği, kulakların işitmediği ve hayallerin erişemediği şeylerdir¹. Bu, mârifet dilinin akâidi aşan, ancak onu nakzetmeyen yapısını gösterir.

Kaynaklar

Cevap metnindeki ¹ ² ³ numaraları aşağıdaki kaynaklara karşılıktır — her biri kitabın tam sayfasına götürür.

  1. 1Mesnevî-i Şerîf Şerhi - Cilt 12 · s.858Yani, o temiz ve iyi kimselere Yüce Allah öyle şeyler verir ki, o verilen ihsanları dil ile ve lügat ile tarif etmek mümkün değildir. Çünkü (32/17) yani “Amel eOku
  2. 2Rüyâ ve Mânâ Âlemi — Terzi Baba'ya Dair Zuhûrât (3) · s.158Berk’in, lügat mânâları. Şimşek çakması. Parlama. Yıldırım. Zinetlenme, süslenme. Tas: Tecelli-i İlâhiye ile kurbiyyete mazhariyyet. Ahmak olmak. Bu tecelli zamOku
Bu cevap yardımcı oldu mu?

İlgili sorular

Bu cevap, adı geçen eserlerden derlenmiş yapay zekâ destekli bir özettir; dinî hüküm veya fetva değildir. İlim için kaynaklara başvurarak doğrulamanız tavsiye edilir.