Mîrâc'ın üç açılım dili (lugat / akâid / mârifet) nasıldır?
Mîrâc kavramı, tasavvufî metinlerde üç farklı açılım diliyle ele alınır: lugat, akâid ve mârifet. Lugat dilinde "çıkış aleti, merdiven, urûc vâsıtası" anlamına gelirken, akâid dilinde Hz. Peygamber'in Mescid-i Harâm'dan Mescid-i Aksâ'ya ve oradan göklere yaptığı mucizevî gece yolculuğunu ifade eder¹. Mârifet dilinde ise mîrâc, Hz. Peygamber'e mahsus biricik bir hâl olmasının yanı sıra, sâlikin de tahkîk edilebilir mânevî bir makâmı olarak görülür; namazın mü'minin mîrâcı olması bu hakikatin delilidir. Bu üç dil, kavramın zâhirî anlamından bâtınî hakikatine doğru bir idrâk mertebesi sunar.
Detaylı cevap
Mîrâc kavramının üç açılım dili, tasavvufî hermenötiğin temelini oluşturan katmanlı bir idrâk sunar.
Lugat Dili: Mîrâc kelimesi, Arapça kökeni itibarıyla "çıkış aleti, merdiven, yükselme" anlamlarına gelir². Bu, kelimenin herkes tarafından anlaşılan zâhirî ve etimolojik karşılığıdır. Aynı şekilde "İsrâ" kelimesi de "gece yürüme" anlamına gelir². "Aksa" kelimesi ise "en uzak, en son, nihayet" demektir; bu nedenle "Mescid-i Aksa" ifadesi, Mescid-i Harâm'a en uzak mescid olarak nitelendirilmiştir¹.
Akâid Dili: Bu dilde mîrâc, Hz. Peygamber'in Mescid-i Harâm'dan Mescid-i Aksâ'ya yaptığı İsrâ (gece yolculuğu) ve oradan göklere yükselerek Sidretü'l-Müntehâ'yı geçip Kâbe Kavseyni Ev Ednâ makâmına ulaştığı mucizevî hadisedir. Bu yolculuk, Kur'ân-ı Kerîm'deki İsrâ Sûresi'nin ilk âyetiyle sabittir: "Subhânellezî esrâ bi-abdihî leylen mine'l-mescidi'l-harâmi ile'l-mescidi'l-aksâ"³. Bu, Hz. Peygamber'e mahsus, bedenle ve ruhla birlikte gerçekleşen biricik bir olay olarak kabul edilir. Kudüs, Hz. Muhammed'in İsrâ ve Mîrâc ettiği mübarek bir şehirdir⁴.
Mârifet Dili: Tasavvufta mîrâc, sadece Hz. Peygamber'e özgü bir hâl olmanın ötesinde, sâlikin de mânevî sülûkunda tahkîk edebileceği bir makâmdır. Hadîs-i şerîfte geçen "es-salâtu mi'râcü'l-mü'min" (namaz mü'minin mîrâcıdır) ifadesi, bu mârifet mertebesinin temel dayanağıdır. Sâlikin namazda, zikirde veya halvette kalbinin Hakk'ın huzûruna ulaşması, "mîrâc-ı sagîr" (küçük mîrâc) olarak nitelendirilirken, Hz. Peygamber'in mîrâcı "mîrâc-ı kübrâ" (büyük mîrâc) olarak kabul edilir. Berat gecesini almamış bir kimsenin mîrâca çıkamayacağı belirtilerek, mânevî hazırlığın önemi vurgulanır⁵. Hz. Peygamber'in mîrâcı, "oku" emriyle başlamış ve kemâli bulduğu bir seyri sülûk olarak idrâk edilir⁶. Bu mertebede mîrâc, kalbin Hakk ile perdesizleştiği, Hakikat-i Muhammediyye'nin zuhur ettiği bir müşâhede hâlidir⁶.
Kaynaklar
Cevap metnindeki ¹ ² ³ numaraları aşağıdaki kaynaklara karşılıktır — ilgili esere ve bölüme yönlendirir.
- 1Mübârek Geceler, s. 57
- 2Sohbet Arası Sohbetler CD 8, s. 127
- 3Mesnevî Cilt 7 · Beyit 525 (s. 165)
- 4İbretlik Bir Hikâye, s. 160
- 5İzmir İrfan Sohbetleri CD 1, s. 6
- 6Dur Rabbın Namazda, s. 22
Dayandığı eserler
İlgili sorular
Bu cevap, adı geçen eserlerden derlenmiş yapay zekâ destekli bir özettir; dinî hüküm veya fetva değildir. İlim için kaynaklara başvurarak doğrulamanız tavsiye edilir.