İçeriğe atla

Muhammediyye Fassı'nın anahtar âyeti olan Levlâke / küntü kenz nasıl okunur?

Fass İçeriği7 görüntülenme8 kaynak
Kısa cevap

Muhammediyye Fassı'nın temelini oluşturan "Levlâke" ve "Küntü Kenzen" ifadeleri, tasavvufta Hakîkat-i Muhammediyye doktrininin anahtar metinleridir. "Levlâke levlâke lemâ halaktü'l-eflâk" (sen olmasaydın, sen olmasaydın âlemleri halk etmezdim) kudsî hadisi ve "Küntü kenzen mahfîyyen, fa-ahbabtu en u'rafe, fa-halaktü'l-halka li-u'rafe" (gizli bir hazineydim, bilinmeyi sevdim, bilinmek için halkı halk ettim) kudsî hadisi, kâinatın halk gayesinin Hz. Muhammed olduğunu ifade eder. Bu metinler, Hz. Muhammed'in (s.a.v.) hakikatinin, âlemlerin halkından önce var olduğunu ve âlemlerin onun hürmetine halk edildiğini vurgular. Enbiyâ Sûresi 21/107'deki "mâ erselnâke illâ rahmeten li'l-âlemîn" (seni âlemlere rahmet olarak gönderdik) ayeti de bu hakikati Kur'ânî bir dayanakla destekler¹·²·³.

Detaylı cevap

Muhammediyye Fassı'nda "Levlâke" ve "Küntü Kenzen" ifadeleri, Hakîkat-i Muhammediyye'nin en yüksek kavramı ve İslâm kâinat nizamının merkez taşı olarak okunur⁴. Bu okuyuşa göre, kâinatın halkının temelinde Hz. Muhammed'in (s.a.v.) hakikati yatar. "Levlâke levlâke lemâ halaktü'l-eflâk" hadisi, Hz. Muhammed olmasaydı âlemlerin halk edilmeyeceğini açıkça belirtir. Bu durum, Hz. Muhammed'in (s.a.v.) varlığının, halkın gâyesi olduğunu gösterir. "Küntü kenzen mahfîyyen" hadisi ise, Allah Teâlâ'nın gizli bir hazine iken bilinmeyi murad ettiğini ve bu bilinme arzusunun kâinatın halkına sebep olduğunu ifade eder. Bu iki hadis birleştirildiğinde, Allah'ın bilinme arzusunun en kâmil tecelligâhının Hz. Muhammed olduğu anlaşılır.

Bu okuyuş, Hz. Muhammed'in (s.a.v.) hakikatinin kâinattan önce var olduğu fikrini pekiştirir. Nitekim Fâtır Sûresi'nde⁵ ve Vahiy ve Cebrâîl'de⁶ belirtildiği üzere, "Hakikati Muhammediyye" mevcut iken âlemler henüz var olmamıştır. Âlemlere olan rahmet, daha sonraki mertebelerde tenezzül yoluyla ortaya çıkacaktır. Enbiyâ Sûresi 21/107'deki "mâ erselnâke illâ rahmeten li'l-âlemîn" ayeti de bu mertebeyi ifade eder ve Hz. Muhammed'in (s.a.v.) âlemlere rahmet olarak gönderilmesinin, onun hakikatinin küllîliğini ve önceliğini gösterir¹·²·³. Bu bağlamda, Hakîkat-i Muhammediyye, tevhidin en üst zuhuru ve Hz. Muhammed'in (s.a.v.) temsil ettiği kemalat mertebesidir⁷. İsrâ Sûresi'nde⁸ de belirtildiği gibi, Cenâb-ı Hakk'ın kendi varlığında "a'ma" iken ilk zuhurunun ahadiyet mertebesine, oradan da vâhidiyyet mertebesine olması, Hakîkat-i Muhammediyye'nin bu halk sürecindeki merkezi rolünü vurgular.

Kaynaklar

Cevap metnindeki ¹ ² ³ numaraları aşağıdaki kaynaklara karşılıktır — her biri kitabın tam sayfasına götürür.

  1. 1Fâtır Sûresi · s.66Kûr’ân-ı Keriym Enbiya Sûresi 21/107. âyetinde ;  “ve ma erselnake” “ve biz seni göndermedik,” hükmü bu mertebeyi ifade etmektedir. “HakikOku
  2. 2Vahiy ve Cebrâîl · s.27Kûr’ân-ı Keriym Enbiya Sûresi 21/107. âyetinde ;  “ve ma erselnake” “ve biz seni göndermedik,” hükmü bu mertebeyi ifade etmektedir. “HaOku
  3. 3Reşahât — Aynü'l-Hayât · s.226Yâni Mekke’de, Medine’de yaşayan bir kimse diye belirtiliyor. O onun nokta hâli. Ama âyet-i kerîmeler hiç öyle demiyor. “Âlemlere rahmet olarak gönderdik” diyorOku
  4. 4Hakîkat-i Muhammediyye
  5. 5s.66
  6. 6s.27
  7. 7Mertebe-i Muhammediyye
  8. 8s.76
Bu cevap yardımcı oldu mu?

İlgili sorular

Bu cevap, adı geçen eserlerden derlenmiş yapay zekâ destekli bir özettir; dinî hüküm veya fetva değildir. İlim için kaynaklara başvurarak doğrulamanız tavsiye edilir.