Mü'minûn Sûresi hangi Fass ile en yakından ilişkilenir?
Mü'minûn Sûresi, Kur'ân-ı Kerîm'in 23. sûresi olup, ismini ilk âyetinde geçen ve "güvenlik, emniyet" anlamlarını ihtiva eden "e-m-n" kökünden türeyen "mü'minûn" kelimesinden almıştır¹. Bu sûre, özellikle "mü'min" kavramının tasavvufî derinliği ve kemâlât mertebeleriyle ilişkilidir. Mü'minûn Sûresi'nin tasavvufî anlamda en yakından ilişkili olduğu Fass, Fusûsu'l-Hikem'deki İsmail Fassı'dır. Zira İsmail Fassı, "Hikmet-i Aliyye"yi, yani saîd olmanın sırrını, Rabb-ı hâs'ı (her kulun özel Rabbi) ve mârifet-i Rabbâniyye'yi teslim-rıza ekseninde ele alır (İsmail Fassı). Bu durum, mü'min olmanın sadece iman etmekle kalmayıp, Hakk'ın varlığına ve birliğine şeksiz ve şüphesiz inanmanın kemâli olan "îkân/yakîn" hâline ulaşmayı gerektirmesiyle örtüşür².
Detaylı cevap
Mü'minûn Sûresi'nin "mü'min" kavramı etrafında şekillenen içeriği, tasavvufî açıdan İsmail Fassı ile derin bir bağ kurar. Mü'minûn Sûresi, Mekke döneminde nazil olmuş ve 118 âyetten oluşmaktadır¹. Sûrenin temelinde yatan "mü'min" kelimesi, "e-m-n" kökünden gelerek "güvenlik" ve "emniyet" anlamlarını taşır. Tasavvufta mü'min, sadece ibadet ehli olan değil, aynı zamanda "mü'min mü'minin aynasıdır" hadisinde kastedilen özel mü'minlerdir³. Bu mertebedeki mü'minlik, imanın "îkân" yani "yakîn" hâline dönüşmesiyle elde edilir ki bu hâl, Hakk'ın ta kendisidir².
İsmail Fassı, Fusûsu'l-Hikem'de "Hikmet-i Aliyye"yi temsil eder ve saîd olmanın sırrını, her kulun özel Rabbi olan Rabb-ı hâs'ı ve mârifet-i Rabbâniyye'yi teslim ve rıza ekseninde inceler (İsmail Fassı). Bu, mü'minin Hakk'ın tüm isimlerinin zuhurlarına irfaniyetle bakabilmesi ve zıtlıklarıyla birlikte Esmâ-i İlâhiyye'yi idrak edebilmesi anlamına gelir². Mü'minûn Sûresi'nin son âyetlerinde geçen Nefs-i Mutmeinne, Râdıyye, Merdıyyye mertebeleri de bu teslimiyet ve rıza hâliyle, yani İsmail Fassı'nın işlediği hikmetle örtüşür (Fecr Sûresi).
Ayrıca, "mü'min mü'minin aynasıdır" hadisi, tasavvufî mükâşefe ve idrakin temelini oluşturur. Bu hadiste birinci "mü'min"den maksat Hakk'tır. Hakk Teâlâ, kalbi saf olan mü'minde bu isimle zahir olduğunda, ona şeklerden emniyet bahşeder ve ilahî sırlar yakîn ile ona keşfolur⁴. Bu durum, İsmail Fassı'nın ele aldığı mârifet-i Rabbâniyye ile doğrudan ilişkilidir. Kişi zâtını müşâhede ettiğinde Hakk'ın zâtını müşâhede etmiş olur ki bu da gerçek "mü'min mü'minin aynasıdır" sözünün ifadesidir⁵. Bu bağlamda, Mü'minûn Sûresi'nin mü'min kavramına yüklediği derin anlam, İsmail Fassı'nın hikmetiyle en güçlü şekilde ilişkilendirilebilir.
Kaynaklar
Cevap metnindeki ¹ ² ³ numaraları aşağıdaki kaynaklara karşılıktır — her biri kitabın tam sayfasına götürür.
- 1Mü'minûn Sûresi · s.2“Hürmet ve muhabbetlerimle, Terzi Oğlu Cem Cemâlî 31/07/2025, İSTANBUL بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِ BİSMİLLÂHİR RAHMÂNİR RAHÎM Kur'ân-ı Kerîm'in ( 23 )'ünc”Oku
- 2Altı Peygamber (Cilt 6) — Hz. Muhammed (s.a.v.) · s.167“. Yûnus-10/104- (Ve umirtu en ekûne minel mu’minîn) “Ve ben, mü'minlerden olmakla emrolundum” ------------------- “M ü'min” İman etmiş, Hakk’ın varlığına,”Oku
- 3Ölüm ve Kıyâmet Hakkında · s.43“Mü’minden kasıt, sâdece ibâdet ehli olanlar değil özel olarak “mü’min mü’minin aynasıdır” sözünde kastedilen mü’minlerdir. Kişi müslüman olabilir ancak gerçek a”Oku
- 4Mesnevî-i Şerîf Şerhi - Cilt 2 · s.1131“Kalbi sâf olan velî, şüphesiz bizim sırrımıza kemâl-i yakîn ile vâkıf olur. Çünkü هُوَ ٱللَّهُ ٱلَّذِى لَآ إِلَـٰهَ إِلَّا هُوَ ٱلْمَلِكُ ٱلْقُدُّوسُ ٱلسَّلَـٰ”Oku
- 5Mir'at-ül İrfân ve Şerhi · s.98“Esmâ âlemine doğru yükselince oradaki ifâdesi “aslına yakîn sâhibi” olarak değişmektedir. Daha sonraki aşama ise zâtını müşâhede etmektir ki gerçek “mü’min mü’m”Oku
İlgili sorular
Bu cevap, adı geçen eserlerden derlenmiş yapay zekâ destekli bir özettir; dinî hüküm veya fetva değildir. İlim için kaynaklara başvurarak doğrulamanız tavsiye edilir.