İçeriğe atla

Müşâhede hâli nasıl başlar, nasıl yerleşir?

Kavram MekanizmasıOrta düzey6 görüntülenme10 kaynak
Kısa cevap

Müşâhede hâli, sâlikin kalbine ilâhî bir lütuf olarak gelen, Hak'kı kalp gözüyle görme ve esmâ ile sıfâtının doğrudan tezâhürlerine şâhid olma mertebesidir. Bu hâl, ihsan ile açılmaya başlar ve sâlikin nefs mertebelerini aşmasıyla yerleşir¹·². Başlangıçta ânî bir vâridât şeklinde zuhûr eden müşâhede, mücâhede ve tertîb-i sülûk ile sâbit bir makama dönüşür. Cüneyd Bağdâdî'nin "Hâl, gelir-geçer; makam, yerleşmiş hâldir" sözü bu geçişi açıklar. Müşâhede, ilme'l-yakîn'den ayne'l-yakîn'e geçişi temsil eder ve Hak'kın iradesine ve fiillerine şâhid olmayla derinleşir³·⁴.

Detaylı cevap

Müşâhede hâli, tasavvuf sülûkunun ileri mertebelerinden olup, mârifetin somut tezâhürü ve fenânın eşiğidir. Bu hâlin başlaması, genellikle ihsan ile ilişkilendirilir. Hadîs-i şerîfteki "Allah'ı görüyormuşsun gibi ibâdet etmen" şeklindeki ihsan tanımı, müşâhedenin temel mesnedidir. Sâlik, ihsan ile müşâhede hâlini idrak ettikten sonra veçhini Hakk'a teslim eder ve Hakk'ın rahmetiyle ihsanları artırılır¹·⁵.

Müşâhede hâlinin yerleşmesi ise sâlikin nefs mertebelerini aşmasına bağlıdır. Özellikle Nefs-i Mutmainne ve sonrasındaki mertebelerde müşâhede hâli tahakkuk eder. Bu süreçte mücâhede, yani nefse rağmen nefisle yapılan cihad esastır; mücâhedesiz müşâhede sahibi olmak istemek sâlikin yolda kalmasına sebep olabilir⁶.

Müşâhede, üç yakîn mertebesiyle ilişkilidir: bilgi seviyesindeki ilme'l-yakîn'den, kalp gözüyle görme seviyesindeki ayne'l-yakîn'e geçişi ifade eder. Sâlik, bu mertebede önce Hak'kın iradesine, sonra da fiillerine şâhid olur; zira irade olmayınca fiil olmaz⁴. Daha evvel Hak'kın varlığını isimler düzeyinde bâtında müşâhede eden sâlik, bu defa zâhirde sıfat mertebesinde müşâhede etmeye başlar; her varlıkta Hak'kın bir sıfatını görüp her şeyi ona göre değerlendirir⁷·⁸. Bu, fiillerin ötesine geçerek İlâhî İsimler'in birliğini idrak etme makamıdır⁹. Müşâhede hâli, sâlikin eşyayı saydam görmesi ve olayların mânâlı olduğunu idrak etmesi gibi alâmetlerle belirginleşir. Can çekişen kişinin kabz hâlinde bulunduğu durumun iman ve müşâhede hâli olması, "İnsan ne hâlde olursa, o hâl üzere kabzolunur" hadîsiyle açıklanır¹⁰.

Kaynaklar

Cevap metnindeki ¹ ² ³ numaraları aşağıdaki kaynaklara karşılıktır — her biri kitabın tam sayfasına götürür.

  1. 1İzmir İrfan Sohbetleri CD 1 (1998-2000) · s.248ihsan ile müşahede hali açılmaya başlar, ondan sonra bunu idrak eden kişinin veçhini Hakk’a teslim etmesi, Hakk’ın da ona ihsan etmesi, ihsan etmesinin neticesiOku
  2. 2K2-T3
  3. 3K1-340
  4. 4İnsân-ı Kâmil (Cilt 3) · s.1351 - Bu müşahede makamında olanlar, önce yüce Hakkın İradesine şahid olurlar… Sonra da fiilini müşahede ederler… Çünkü, irade olmayınca fiil olmuyor. Evvela buraOku
  5. 5İzmir İrfan Sohbetleri CD 2 (2000) · s.64ihsan ile müşahede hali açılmaya başlar, ondan sonra bunu idrak eden kişinin veçhini Hakk’a teslim etmesi, Hakk’ın da ona ihsan etmesi, ihsan etmesinin neticesiOku
  6. 6Kur'ân-ı Kerîm'de Nefs Âyetleri · s.81Dünyevi ilimler gibi satıhta değil sadırda yerleşir. Bu yoldaki vebal ise mücahedesiz müşahede sahibi olmak istemektir. Bu da yolda kalmasına sebep olur! MücaheOku
  7. 7Kur'ân-ı Kerîm'de Nefs Âyetleri · s.182Daha evvelce HAKk’ın varlığını, isimler düzeyinde batında müşahede etmiş iken; bu defa zahirde Sıfat mertebesinde müşahede etmeye başlar. Her varlıkta HAKk’ın bOku
  8. 8İrfan Mektebi ve Hakk Yolu · s.63Daha evvelce HAKk’ın varlığını, isimler düzeyinde batında müşahede etmiş iken; bu defa zahirde Sıfat mertebesinde müşahede etmeye başlar. Her varlıkta HAKk ’ın Oku
  9. 9Secde Sûresi · s.149İbrâhim'in mertebesi) sonra gelen, sâlikin idrakini fiillerin ötesine taşıyarak, bütün fiilleri meydana getiren ve onlara kimlik veren İlâhî İsimler'in (Esmâ'ülOku
  10. 10Kelime-i Mûseviyye · s.895O, meydana gelişini basiretiyle müşâhede etmiş olduğu şeye iman ettiği için iman sahibi olmuş olur. Bu sebeple can çekişen kişinin kabz hâlinde bulunduğu durum,Oku
Bu cevap yardımcı oldu mu?

İlgili sorular

Bu cevap, adı geçen eserlerden derlenmiş yapay zekâ destekli bir özettir; dinî hüküm veya fetva değildir. İlim için kaynaklara başvurarak doğrulamanız tavsiye edilir.