İçeriğe atla

Müşâhede niçin Mûseviyye Fassı'nda anlaşılır kılınır?

Kavram-Fass Eşleşmesi0 görüntülenme3 kaynak
Kısa cevap

Müşâhede, tasavvufta sâlikin Hakk'ı kalp gözüyle görmesi, esmâ ve sıfâtının doğrudan tezâhürlerine şâhid olması mertebesidir. Bu, "Allah'ı görüyormuşsun gibi ibâdet etmen" şeklindeki ihsân tanımına dayanır. Mûseviyye Fassı'nda müşâhedenin ele alınmasının temel sebebi, bu fassın "kelîmiyyet" bahsiyle doğrudan ilişkili olmasıdır. Hz. Mûsâ'nın Allah ile doğrudan konuşması ve O'nu görme talebi, müşâhede hâlinin en belirgin örneklerinden birini teşkil eder. Bu fass, peygamberin mahalliyet-i ulûhiyyesinin zorunlu bir tezâhürü olan mu'cize kavramının da tahkîk yeridir, ki bu da Hakk'ın doğrudan tasarrufunun müşâhede edilmesine kapı aralar.

Detaylı cevap

Müşâhede, sülûkun ileri mertebelerinden olup, mârifetin somut bir tezâhürü ve fenânın eşiğidir. Bu hâl, ayne'l-yakîn mertebesiyle bağlantılıdır; sâlik artık sadece bilgi sahibi olmakla kalmaz (ilme'l-yakîn), aynı zamanda kalp gözüyle Hakk'ı görür. Müşâhede ehli, suskun duran eşyanın sesini dahi hayalde değil, his âleminde kulağıyla duyar¹·². Çünkü âlemlerin suretlerinin tamamı Hakk'ın lisanlarıdır ve "elhamdülillâhi Rabbi'l-âlemîn" demeleri bu sırra binaendir¹·². Mûseviyye Fassı'nda müşâhedenin işlenmesi, Hz. Mûsâ'nın kelîmiyyet makamıyla ilgilidir. Hz. Mûsâ'nın Allah ile doğrudan konuşması ve O'nu görme arzusu, müşâhedenin en üst düzeydeki tezahürlerinden biridir. Bu fass aynı zamanda mu'cize kavramının da tahkîk edildiği yerdir. Mu'cize, peygamberlerin nübüvvet iddialarını ispatlayan, âdet dışı ve taklit edilemez olağanüstü hâllerdir. Tasavvufta ise mu'cize, peygamberin mahalliyet-i ulûhiyyesinin zorunlu bir tezâhürüdür. Hz. Mûsâ'nın asâsının yılana dönüşmesi gibi olaylar, Hakk'ın peygamber mahallinde doğrudan tasarrufunun adıdır. Bu doğrudan tasarrufların müşâhede edilmesi, sâlikin fiillerin Hak'tan zuhur ettiğini görmesi (müşâhede-i fiil) ve Hakk'ın sıfatlarının kâinattaki tezahürlerini idrak etmesi (müşâhede-i sıfât) gibi müşâhede türleriyle örtüşür. Zikredenin müşâhedesi duyusal değil, zevkîdir ve Hakk'ı zevk yoluyla müşâhede etmek insana özgü bir niteliktir³. Bu zevkî müşâhede, ancak basiret sahibi olan kimseler için mümkündür³.

Kaynaklar

Cevap metnindeki ¹ ² ³ numaraları aşağıdaki kaynaklara karşılıktır — her biri kitabın tam sayfasına götürür.

  1. 1TB. Kelime-i Nûhiyye · s.89Yani şöyle ve böyle olduğu onun halinden anlaşılır . Hatta eğer o susan varlık lisana geleydi anlaşılan şeyi söylerdi. Bu taife misal getirip derler ki “Arz çivOku
  2. 2Hadîd Sûresi · s.14Yani şöyle ve böyle olduğu onun halinden anlaşılır . Hatta eğer o susan varlık lisana geleydi anlaşılan şeyi söylerdi. Bu taife misal getirip derler ki “Arz çivOku
  3. 3Kelime-i Muhammediyye · s.555Ve zikredenin bu müşahedesi, maddî şekillerin müşahedesi gibi duyusal değildir, aksine zevkîdir; ve Hakk'ı zevk yoluyla müşahede etmek, ancak insana özgü olan bOku
Bu cevap yardımcı oldu mu?

İlgili sorular

Bu cevap, adı geçen eserlerden derlenmiş yapay zekâ destekli bir özettir; dinî hüküm veya fetva değildir. İlim için kaynaklara başvurarak doğrulamanız tavsiye edilir.