İçeriğe atla

Nâsût hâli nasıl başlar, nasıl yerleşir?

Kavram MekanizmasıOrta düzey0 görüntülenme4 kaynak
Kısa cevap

Nâsût hâli, tasavvufta maddî ve cismânî insan mertebesini ifade eder ve bu hâlin başlaması ile yerleşmesi, sâlikin nefs mertebelerini aşması ve mânevî terbiye süreçlerinden geçmesiyle mümkündür. Nâsût, vücud mertebelerinin en alt halkası olup, görünen âlem ile insanın toplamından ibarettir¹. Bu hâlin zuhuru, sâlikin nefs-i emmâreden nefs-i levvâmeye geçişiyle başlar; zira alt mertebenin zulmeti aşılmadan üstteki hâller yaşanmaz. Hâlin yerleşmesi ise tertîb, terbiye ve tekrarla, yani zikir, virid ve murâkabe gibi sülûkî uygulamaların devamlılığıyla sağlanır. Bu süreçte, nâsût mertebesindeki insan, üst mertebelerin (lâhût, ceberût, melekût, misâl) bütün ahkâmının câmi'idir ve bu mertebeden lâhûta urûc, Şîs Fassı'nın hareketidir.

Detaylı cevap

Nâsût, tasavvufî vücud bahsinde beş mertebeli iniş yapısının en alt halkasıdır ve "insanlık âlemi, beşeriyet mertebesi" anlamına gelir. Bu mertebe, maddî ve cismânî insan mahallidir ve görünen âlem ile insanın toplamından ibarettir¹. Nâsût hâlinin başlaması, sâlikin nefs mertebelerindeki ilerlemesiyle doğrudan ilişkilidir. Özellikle nefs-i emmâre mertebesindeki şehvet, gazab, kibir gibi nefsânî sıfatların aşılması, nâsût hâlinin mânevî bir mertebe kazanmasının ilk adımıdır. Bu mertebede ancak zâhirî ibadetler mümkündür; bâtınî hâller mahcûbdur. Tevbe-i nasûh ve mürşid-i kâmile teslimiyet, bu aşamada zorunludur.

Hâlin zuhuru, genellikle ânî bir vâridât şeklinde gerçekleşir; kalpte bir cezbe, bir nûr veya bir inkişâf olarak belirir. Bu başlangıç, bir mürşidin nazarı, zikir veya murâkabe esnasında ya da bir âyet veya hadîsin etkisiyle olabilir. Ancak bu ilk parıltılar "bârika" gibidir; şimşek aydınlatır ama yağmur yağdırmaz. Nâsût hâlinin yerleşmesi ise bu ilk parıltıların sürekli hâle gelmesiyle mümkündür. Bu süreç, "rusûh" olarak adlandırılır ve tertîb, terbiye ve tekrar gerektirir. Sâlikin zikir, virid ve murâkabe gibi sülûkî uygulamaları düzenli olarak tatbik etmesi, hâlin kalpte kök salmasını sağlar.

Nâsût hâlinin yerleşmesi için nefs-i levvâme mertebesine geçiş önemlidir. Bu mertebede sâlik, kötülüklerinden dolayı kendini levmeder, vicdanı uyanıktır ve tevbe, mücâhede, riyâzat gibi hâller zuhûr eder. Nâsût, ruhun ayakta durduğu ve taalluk eylediği mahaldir². Bu nedenle, nâsût hâlinin yerleşmesi, ruhun bu maddî bedende mânevî bir yükseliş sergilemesi anlamına gelir. Hz. İsa'nın nâsûtunun lâhût ile ilişkilendirilmesi gibi³, sâlikin nâsûtunun da ilâhîlik aynasında nakşedilmesi, bu hâlin kemâle ermişliğini gösterir⁴. Bu yerleşme, Cüneyd Bağdâdî'nin ifadesiyle "hâl, gelir-geçer; makam, yerleşmiş hâldir" sözündeki makam mertebesine ulaşmayı ifade eder.

Kaynaklar

Cevap metnindeki ¹ ² ³ numaraları aşağıdaki kaynaklara karşılıktır — her biri kitabın tam sayfasına götürür.

  1. 1Mesnevî-i Şerîf Şerhi - Cilt 3 · s.6726"Nâsût" (beşeriyet), görünen âlem ile "insan"ın toplamından ibarettir. "Lâhût" (ilahî öz) ise, niteliksiz ve renksiz olan Zât'tan ibarettir ki, hakikat ehli bunOku
  2. 2TB. Kelime-i Îseviyye · s.49His ile bakışta, erkek suretinde olmakla, İsevi sureti onun mahall-i ruhu olup, "nâsût" isimlendirilmesi lâzım gelen bu görülen cisme mecazen "rûh" denildi. AmaOku
  3. 3Kelime-i Îseviyye · s.69Ve bu ruhun ayakta durduğu ve ait olduğu yere de “nâsût” denildi. Velakin ruh aslında suretsiz nuranî bir cevher olduğu halde, duyusal bakışlarda, İsa'nın cismiOku
  4. 4Mesnevî-i Şerîf Şerhi - Cilt 3 · s.6727Mademki benim nâsutum (beşerî yönüm) lâhutun (ilahi âlemin) sırdaşı oldu ve ben zâtî tecellî zevki ile tatlandım, benim hâlimi beşerî olan harf ve ses ile söyleOku
Bu cevap yardımcı oldu mu?

İlgili sorular

Bu cevap, adı geçen eserlerden derlenmiş yapay zekâ destekli bir özettir; dinî hüküm veya fetva değildir. İlim için kaynaklara başvurarak doğrulamanız tavsiye edilir.