Nâsût nasıl gerçekleşir?
Nâsût, tasavvufta insanlık âlemi ve beşeriyet mertebesini ifade eden, maddî ve cismânî insan mahallidir. Vücud mertebelerinin en alt halkası olup, ilâhî tasarruf, sâlikin amelî gayreti ve mürşidin terbiyesi gibi üç temel mertebenin birleşimiyle gerçekleşir. Nâsût, mutlak vücudun her mertebede mevcut olarak zuhur edişinden ibaret olup, bütün mevcudatın elle tutulur, gözle görülür hale geldiği ve insanın yeryüzünde faaliyet gösterdiği mertebedir¹. Bu mertebe, ruhun ayakta durduğu ve ona ait olan mahaldir; hatta ruhun kendisiyle kaim olması sebebiyle mecazen "ruh" olarak da adlandırılır².
Detaylı cevap
Nâsût'un gerçekleşmesi, tasavvufî bir hakikatin "nasıl" sorusuna verilen cevabın metodolojisiyle açıklanır ve bu süreç ilâhî, beşerî ve vasıta olmak üzere üç ana yön içerir.
1. İlâhî Yön (Vehbî): Her tasavvufî gerçekleşmenin asıl fâili Cenâb-ı Hakk'tır. Nâsût mertebesinin zuhuru da mutlak vücudun her mertebede "vücûd-u mevcud" olarak zâhir ismiyle tecellî etmesidir¹. Bu, ilâhî bir tasarruftur ve Hakk'ın dilediğini hidâyete erdirmesi gibi, nâsût âleminin varlığı da O'nun iradesiyle kaimdir. Nâsût, görünen âlem ile insanın toplamından ibaret olup, lâhût (ilâhî öz) ise niteliksiz ve renksiz olan Zât'tan ibarettir³. Bu durum, beşeriyetin sırrının saf Zât ile olan bağlantısını gösterir.
2. Beşerî Yön (Kesbî): Nâsût mertebesinde insan, üst mertebelerin (lâhût, ceberût, melekût, misâl) bütün ahkâmının câmiidir. Bu mertebede insan, kendi süflî yapısı olan nefsiyle mücâhede eder. Nâsût âlemine mensup olan nefisten kurtulmak, lâhût âleminin kutlu kapısına varmayı sağlar⁴. Sâlikin gayreti, tevbe-i nasûh, tertîb-i sülûk, vird-i devâm gibi amellerle nefsin tezkiyesi yoluyla nâsûttan lâhûta urûc etmesini mümkün kılar.
3. Vasıta Yönü (Mürşid ve Sohbet): Nâsût'un gerçekleşmesinde mürşidin terbiyesi ve ihvân ile sohbet önemli bir vesiledir. Ruhun ayakta durduğu ve ona ait olan yer nâsût olarak adlandırılır². Bu ruh, aslında suretsiz nuranî bir cevher olmasına rağmen, duyusal bakışlarda cismanî surette görünür ve bu cisme mecazen "ruh" denilir⁵. Hz. İsa'ya "Ruhullah" denilmesi de, onun nâsûtunun ruhunun tesiri altında olmasından kaynaklanır⁶. Bu durum, nâsût mertebesinde dahi ilâhî ruhun tecellîsinin ve bu tecellîye aracılık edenlerin önemini vurgular.
Kaynaklar
Cevap metnindeki ¹ ² ³ numaraları aşağıdaki kaynaklara karşılıktır — ilgili esere ve bölüme yönlendirir.
- 1Enbiyâ Sûresi, s. 263“Nasût” “Vücûd’u mutlak” ın her mertebede, “vücûd’u mevcud” olarak zahir ismiyle zuhur edişinden ibarettir. Burada bütün mevcudat elle tutulur gözle görülür hale”Oku
- 2Kelime-i Îseviyye, s. 68“Ve “nâsût”,15/18ancak kendisiyle bu rûhun kāim olduğu mahaldir. Binâenaleyh onunla kāim olması sebebiyle nâsût, “rûh” tesmiye Ve "nâsût" (insanlık âlemi), ancak”Oku
- 3Mesnevî Cilt 3 · Beyit 6726 (s. 6726)“"Nâsût" (beşeriyet), görünen âlem ile "insan"ın toplamından ibarettir. "Lâhût" (ilahî öz) ise, niteliksiz ve renksiz olan Zât'tan ibarettir ki, hakikat ehli bun”Oku
- 4Gülşen-i Râz ve Şerhi (2), s. 311“Nasut âlemine mensup olan nefisten kurtulursan lâhut âlemin kutlu tapısına varır, girersin. Beşeri nefsinden kurtulursan lahut alemine, gerçek alemine varırsın.”Oku
- 5Kelime-i Îseviyye, s. 69“Ve bu ruhun ayakta durduğu ve ait olduğu yere de “nâsût” denildi. Velakin ruh aslında suretsiz nuranî bir cevher olduğu halde, duyusal bakışlarda, İsa'nın cismi”Oku
- 6Kelime-i Îseviyye, s. 49“His ile bakışta, erkek suretinde olmakla, İsevi sureti onun mahall-i ruhu olup, "nâsût" isimlendirilmesi lâzım gelen bu görülen cisme mecazen "rûh" denildi. Ama”Oku
Dayandığı eserler
İlgili sorular
Bu cevap, adı geçen eserlerden derlenmiş yapay zekâ destekli bir özettir; dinî hüküm veya fetva değildir. İlim için kaynaklara başvurarak doğrulamanız tavsiye edilir.