İçeriğe atla

Necdet Ardıç (Terzibaba)'ın Nefs-i Emmâre kavramına yaklaşımı nasıldır?

Kişi-KonuOrta düzey0 görüntülenme5 kaynak
Kısa cevap

Necdet Ardıç (Terzibaba), nefs-i emmâre kavramına tasavvufî seyr ü sülûkun başlangıç noktası olarak yaklaşır ve bu mertebeyi nefsin tüm hakikatiyle bilinmesi gereken bir yönü olarak ele alır. Ona göre, "Kim ki nefsine arif oldu ancak o Rabb'i ne arif oldu" hadisinde geçen "nefs", sadece emmâre yönüyle değil, bütün mertebeleriyle birlikte idrak edilmesi gereken bir hakikattir¹. Ardıç, nefs mertebeleri ve nefsin terbiyesi konularına eserlerinde ve sohbetlerinde geniş yer vermiş, Halvetî-Uşşâkî yolunun seyr ü sülûk usulünde bu kavramlara dair içtihatlar yapmıştır²·³. Bu yaklaşım, nefs-i emmârenin sadece kötülüğü emreden bir yapı olmaktan öte, sâlikin kendini bilme yolculuğunun ilk ve önemli adımı olduğunu vurgular.

Detaylı cevap

Necdet Ardıç'ın tasavvufî düşünce sisteminde, nefs-i emmâre, yedi nefs mertebesinin en alt basamağıdır ve "kötülüğü emredici nefs" anlamına gelir. Bu mertebe, Yûsuf Sûresi'nin 53. ayetinde geçen "innen-nefse le-emmâretün bi's-sû' illâ mâ rahime rabbî" (nefs kötülüğü emredicidir, ancak Rabbimin rahmet ettiği müstesnâ) ifadesinden köken alır. Ardıç, bu ayeti ve nefs kavramını kendi irfan geleneği içinde yorumlar ve bazı dinî ve tasavvufî kavramlara yeni anlamlar yükler⁴·⁵.

Nefs-i emmâre mertebesinde sâlik henüz gaflet halindedir; kötülüğü kötülük olarak görmez ve nefsinin emirlerini kendi seçimi sanır. Bu, avâm-ı insanın mertebesi olup, sülûk öncesi başlangıç noktasıdır. Ardıç'ın vurguladığı gibi, nefs-i emmâre mertebesinde şehvet, gazab, kibir, hırs, hased, riyâ ve tama' gibi süflî özellikler hâkimdir. Bu aşamada ancak zâhirî ibadetler ve şer'î emirlerin tatbiki mümkünken, bâtınî hâller mahcûbdur.

Necdet Ardıç'a göre, nefs-i emmârenin aşılması için tevbe-i nasûh ve mürşid-i kâmile teslimiyet zorunludur. Bu, sâlikin gafletten uyanışı ve "şu hayatımda bir yanlış var" diye fark etmesiyle başlayan bir süreçtir. Ardıç, nefs-i emmârenin sadece bir başlangıç noktası olmadığını, aynı zamanda sâlikin kendini ve dolayısıyla Rabbini tanıması için tüm mertebeleriyle birlikte idrak edilmesi gereken bir hakikat olduğunu belirtir¹. Bu bağlamda, nefs-i emmâre, tasavvufî terbiyenin ve seyr ü sülûkun temelini oluşturan, üzerinde titizlikle durulması gereken bir kavramdır.

Kaynaklar

Cevap metnindeki ¹ ² ³ numaraları aşağıdaki kaynaklara karşılıktır — her biri kitabın tam sayfasına götürür.

  1. 1Secde Sûresi · s.99Hadîs-i Şerifte belirtilen; “men arafe nefsehu fekad arafe Rabbehu.” “Kim ki nefsine arif oldu ancak o Rabb’i ne arif oldu.” Burada arif olunan bilinen, nefsin Oku
  2. 2DVT-C001 (Ses Kaydı) · s.141Birinci olarak, Necdet Ardıç Efendi’nin seyre yüklediği anlam ve seyrü sülûk çeşitleri, seyrin gayesi, Halvetî-Uşşâkî yolunun seyrü sülûk usülünde yaptığı içtihOku
  3. 3Aşk ve İrfân Yolunda · s.141Birinci olarak, Necdet Ardıç Efendi’nin seyre yüklediği anlam ve seyrü sülûk çeşitleri, seyrin gayesi, Halvetî-Uşşâkî yolunun seyrü sülûk usülünde yaptığı içtihOku
  4. 4DVT-C001 (Ses Kaydı) · s.173II- KAVRAMLAR Bir düşünce sisteminde bilgi çok önemli yer tutar. Bilmek bir kalp fiilidir. Bilen kalp, bazı kavramları yeniden yorumlar ve taze bilginin katılımOku
  5. 5Aşk ve İrfân Yolunda · s.173II- KAVRAMLAR Bir düşünce sisteminde bilgi çok önemli yer tutar. Bilmek bir kalp fiilidir. Bilen kalp, bazı kavramları yeniden yorumlar ve taze bilginin katılımOku
Bu cevap yardımcı oldu mu?

İlgili sorular

Bu cevap, adı geçen eserlerden derlenmiş yapay zekâ destekli bir özettir; dinî hüküm veya fetva değildir. İlim için kaynaklara başvurarak doğrulamanız tavsiye edilir.