İçeriğe atla

Sahv ve Sekr'i birlikte düşünmek hangi Fass üzerinden anlaşılır?

Çaprazlama0 görüntülenme2 kaynak
Kısa cevap

Sahv ve sekr hâlleri, tasavvufta sülûkun kemâl noktasına işaret eden ve birbirini tamamlayan iki önemli mertebedir. Sekr, sâlikin ilâhî tecellîler karşısında kendinden geçme, istiğrak hâli iken; sahv, bu istiğrak hâlinden sonra Hak ile birlikte, ancak akıl ve şuur yerinde olarak ayıklığa dönme durumudur. Özellikle Hz. Peygamber'in mahbûbiyyet makamının işlendiği Muhammediyye Fassı, sahv ehlinin kemâlâtını ve bu hâlin önemini vurgular. Mesnevî-i Şerîf şerhinde de varlık mertebelerini kat edip sekrden süratle sahva geçiş, kâmil insanın özelliği olarak açıklanır¹.

Detaylı cevap

Tasavvufta sahv ve sekr, sâlikin manevî yolculuğunda karşılaştığı temel hâllerden ikisidir. Sekr, sâlikin ilâhî hakikatlerin tecellîsi karşısında kendinden geçmesi, beşerî idrakinin sınırlarını aşarak bir nevi manevî sarhoşluk yaşamasıdır. Bu hâlde sâlik, Hak'ta fenâ bulur ve halktan uzaklaşır. Ancak sülûkun kemâli, bu sekr hâlinde kalmak değil, sekrden sonraki sahva ulaşmaktır. Sahv, lugatte "ayıklık, uyanıklık" anlamına gelir ve tasavvufta sâlikin sekrden sonraki ayıklık hâlini ifade eder; yani Hak'la birlikte ama akıl ve şuur yerinde olarak halka dönme mertebesidir¹.

Bu iki hâl arasındaki ilişki, "sahv-i ba'de's-sekr" (sekrden sonraki sahv) tabiriyle açıklanır ki bu, sülûkun zirvesi ve kemâl noktasıdır. Cüneyd-i Bağdâdî gibi sahv ehlinin imamları, sülûkun gayesinin sekr değil, sekrden sonraki sahv olduğunu belirtmişlerdir. Kâmil insan, varlık mertebelerini süratle kat eden ve Allah'ta seyir hâllerini çabucak geçen, sekr hâlindeki istiğraktan hızla ayılıp sahv hâline gelen kişidir¹. Bu kâmil insan, hiçbir mertebenin hükümleriyle perdelenmez¹.

Sahv ehlinin özellikleri arasında Hak'la beraber olmakla birlikte aklın yerinde olması, halkla rahatça muamele edebilme, sözlerinin istikametli olması ve mürşidlik kapasitesine sahip olması sayılır. Ayrıca sahv ehli, şerîate sıkı bağlılık gösterir ve zâhir-i şerîatı asla terk etmez. Fusûsu'l-Hikem'de Hz. Peygamber'in mahbûbiyyet makamının işlendiği Muhammediyye Fassı, sahv ehlinin örneği olarak gösterilir ve bu fass, sahvın yeridir. İnsan-ı kâmil, bütün sıfat ve esmâ-i ilâhiyyeyi câmi' olduğundan, ma'rifet-i Hak ancak enbiyânın ve onların vârisleri evliyânın vücudlarından zâhir olan sıfat ve esmâ ve âsârıyla anlaşılır². Bu bağlamda, Muhammediyye Fassı, sahv ve sekr hâllerinin kemâlâtını ve insan-ı kâmildeki tezahürünü anlamak için önemli bir kaynaktır.

Kaynaklar

Cevap metnindeki ¹ ² ³ numaraları aşağıdaki kaynaklara karşılıktır — her biri kitabın tam sayfasına götürür.

  1. 1Mesnevî-i Şerîf Şerhi - Cilt 7 · s.1785“Felek”ten murat, varlık mertebeleridir ve Allah'ta seyir hâlleridir; ve “çevik kalkmak”tan murat, sekir hâlinden süratle sahv hâline gelmektir. Yani, “Ey varlıOku
  2. 2Mesnevî-i Şerîf Şerhi - Cilt 12 · s.1434Ma'lüm olsun ki, cenâb-ı Şeyh-i Ekber hazretleri tarafından Fusüsu'-Hikem'de Fass-ı Muhanimedi'de beyân buyurulduğu üzere Zât-ı Hak kendi mertebesinde süretten Oku
Bu cevap yardımcı oldu mu?

İlgili sorular

Bu cevap, adı geçen eserlerden derlenmiş yapay zekâ destekli bir özettir; dinî hüküm veya fetva değildir. İlim için kaynaklara başvurarak doğrulamanız tavsiye edilir.