Sâlikte Tenzîh mı önce gelir, Teşbîh mi?
Tasavvufta sâlik için tenzih ve teşbihin sıralaması, hakikî idrâk mertebesine göre değişir; ancak nihai olarak her ikisinin de Hakk'ın tecellîleri olduğu zevken idrâk edilir. Başlangıçta akıl yürütmeyle elde edilen tenzih ve teşbih, irfan ehli için tecellînin verdiği gerçek müşâhedeli bir hâl ve zevk meselesidir¹. Kâmil insan, sûretten soyunup vücûd hakikatini ittihâd makâmında idrâk ettiğinde, Hakk'ın hakikî tenzih ve teşbihini hâlî olarak yaşar². Bu mertebede tenzihte teşbih, teşbihte tenzih bulunur; zira Hakk'ın benzeri olmadığı gibi, O'nun işitmesi ve görmesi de yaratılmışlarınkinden farklıdır³.
Detaylı cevap
Sâlikin tenzih ve teşbih idrâki, sülûk yolculuğunda farklı mertebelerde tezahür eder. İlk aşamada, Hakk'ı her türlü eksiklikten arındırma olan tenzih ve O'nu yaratılmışlara benzetme olan teşbih, akıl yürütmeyle ayrı ayrı ele alınır. Ancak irfan ehli için bu durum farklıdır; onlar için tenzih ve teşbih, Hakk'ın kendini Kur'an-ı Kerim'de nerede tenzih ve nerede teşbih ettiğini müşâhede etme ve bu tecellîlere uygun bir idrâk geliştirme meselesidir¹. Bu, aklî bir tenzih değil, tecellînin bahşettiği hakikî bir müşâhededir.
Hakk'ın "O'nun benzeri bir şey yoktur"³ ayetinde hem tenzih hem de teşbihin bir arada bulunduğu belirtilir. Eğer "kâf" harfi fazla kabul edilirse, bu tenzihtir; ancak benzerin ispatı teşbih, sonra o benzerden bir şeyin benzemesinin reddi tenzihtir ki bu da tenzihte teşbih ve teşbihte tenzih olur. Aynı şekilde, "O Semî'dir, Basîr'dir" ayeti işitme ve görmede Hakk'ın yaratılmışlara benzediği anlamını taşıdığı için teşbihtir. Ancak "O" zamirinin önce zikredilmesi ve "Semî'" ile "Basîr" kelimelerinin belirtme edatıyla gelmesi, "Semî' ve Basîr olan ancak Hakk'tır; başka semî' ve basîr yoktur" anlamını ifade ederek tenzihi de kapsar⁴.
Hakikî tenzih ve teşbih, insân-ı kâmile mahsustur. Bu kâmil insan, sûretten soyunup vücûd hakikatini ittihâd makâmında zevken idrâk ettiğinde, Hakk'ın tenzihini "nâ-musavver" (tasvir edilemez) olarak, teşbihini ise "musavver" (tasvir edilmiş) olarak hâlî bir şekilde yaşar². Bu mertebede, ehl-i sûretin tenzih ve teşbihten bahsetmesi bâtıl olur, çünkü onların idrâki kabukta kalmıştır². Dolayısıyla, sâlikin yolculuğunda tenzih ve teşbihin idrâki, başlangıçtaki akli ayrımdan, kâmil insanın zevken yaşadığı birliğe doğru ilerler.
Kaynaklar
Cevap metnindeki ¹ ² ³ numaraları aşağıdaki kaynaklara karşılıktır — her biri kitabın tam sayfasına götürür.
- 1TB. İlyâs-Lokmân-Hârûn Fasılları · s.61“Hak kendi nefsini nerede tenzih ve teşbîh etmiş ise, o da O'nu oralarda tenzih ve teşbîh eder. Bu da teşbih ve tenzihin nezaketidir. Kur’an-ı Kerim’de Hakk kend”Oku
- 2Mesnevî-i Şerîf Şerhi - Cilt 3 · s.931“Hakk'ın hakikî tenzîh ve teşbîhi, kabuk gibi olan sûretten soyunup, hep iç olan ve vücûd hakikatini ittihâd makâmında zevken idrâk eden insân-ı kâmile mahsûstur”Oku
- 3Kelime-i İlyâsiyye · s.35“Ve bu ayette hem tenzih (Allah'ı her türlü eksiklikten arındırma) hem de teşbih (Allah'ı yaratılmışlara benzetme) etti. Şöyle ki: كَمِثْلِه ke-mislihîdeki "kâf"”Oku
- 4Kelime-i İlyâsiyye · s.37“Bununla da teşbih (benzetme) yaptı; çünkü bu söz işitildiği zaman, işiticilikte ve görücülükte Hakk'ın yaratılmışlara benzediği anlamı anlaşılır. İşte bu teşbih”Oku
İlgili sorular
Bu cevap, adı geçen eserlerden derlenmiş yapay zekâ destekli bir özettir; dinî hüküm veya fetva değildir. İlim için kaynaklara başvurarak doğrulamanız tavsiye edilir.