İçeriğe atla

Sâlik Tevhîd-i sıfât'ı Tevhîd-i zât'tan nasıl ayırt eder?

Kavram FarkıOrta düzey16 görüntülenme7 kaynak
Kısa cevap

Sâlik, Tevhîd-i Sıfât'ı Tevhîd-i Zât'tan, Hak'ın sıfatlarının ve zâtının idrak ediliş biçimlerindeki farklılıklar üzerinden ayırt eder. Tevhîd-i Sıfât, diri olan, işiten, gören, söyleyen, irâde eden ve yegâne kudret sahibi olanın yalnızca Allah Teâlâ olduğunu idrak etmektir¹. Bu mertebede sâlik, tüm sıfatların Hakk'a ait olduğunu müşâhede eder. Tevhîd-i Zât ise, vücudun yalnızca Hakk'a ait olduğunu, cümle eşyanın vücud-ı Hakk olduğunu hissen, aklen ve hayalen mülâhaza ederek istiğrak hâline ulaşmaktır¹. Tevhîd-i Zât, Ahadiyyet mertebesiyle ilişkilidir ve burada Vâhid için hiçbir vasfın ve övgünün kabul edilmediği, mutlak bir Ahadiyyet söz konusudur². Tevhidin bu üç mertebesi (ef'âl, esmâ ve sıfât, zât) zevkan idrak edilerek kemâle erer³.

Detaylı cevap

Tevhid, birlemek anlamına geldiği gibi, imandan sonra hâsıl olan ma'rifetin kendisidir⁴·⁵. Sâlik, gerçek tevhidi idrak ettiğinde Allah'tan başkasına nazar etmeyi şirk bilir⁴·⁵. Tasavvuf yolunda sâlik, tevhidin farklı mertebelerini aşarak kemâle ulaşır. Bu mertebeler sırasıyla Tevhîd-i Ef'âl, Tevhîd-i Esmâ ve Sıfât ve Tevhîd-i Zât'tır³.

Tevhîd-i Sıfât mertebesinde sâlik, Hak'ın sıfatlarının bizzat zâtından ayrılmaz olduğunu idrak eder. Bu, diri olan, işiten, gören, söyleyen, irâde eden ve yegâne kudret sahibi olanın yalnızca Allah Teâlâ olduğunu anlamaktır¹. Bu idrak, Hak'ın sıfât-ı sübûtiyyesi olan hayât, ilim, irâde, kudret, sem', basar, kelâm gibi sıfatların yalnızca O'na ait olduğunu ve O'nunla kaim olduğunu zevk etmektir. Bu mertebede sâlik, tüm fiillerin ve sıfatların kaynağının Hakk olduğunu müşâhede eder.

Tevhîd-i Zât ise, tevhidin en yüksek mertebesidir ve tüm tevhidleri toplayan, cem eden bir tevhiddir⁶. Bu makamda sâlik, hissen, aklen ve hayalen, gerek ef'âl, gerek sıfat ve gerek zât aynalarından vücudullah'a bağlanıp, cümle eşyanın vücud-ı Hakk olduğunu mülâhaza eder ve bu esnada istiğrak hâsıl olur¹. Tevhîd-i Zât, Ahadiyyet-i Zâtiyye ile ilişkilidir; yani Zât'ın mutlak Ahadiyyeti itibarıyla, Vâhid için hiçbir vasfın ve övgünün kabul edilmediği, mutlak bir teklik hâlidir². Ahadiyyet, hiçbir nispet kabul etmezken, vâhidiyyet esmânın çoğalmasını mümkün kılan teklik kademesidir. Tevhîd-i Zât, Hak'ın vücudunun muvâcehesinde, kendi vücudlarını görerek, ehl-i gaflet ve hicâbın tevhidleri değildir⁷. Sâlik, Tevhîd-i Ef'âl mertebesinden Tevhîd-i Esmâ ve Sıfât mertebesine, oradan da Tevhîd-i Zât mertebesine doğru ilerledikçe, her bir önceki mertebeye nazaran "ham" olmaktan kurtulur ve tevhid zevkan idrak edilerek kemâle erer³.

Kaynaklar

Cevap metnindeki ¹ ² ³ numaraları aşağıdaki kaynaklara karşılıktır — her biri kitabın tam sayfasına götürür.

  1. 1Bir Ressam Hikâyesi · s.44b- Tevhid-i Sıfat : Sıfatlar Hakk’ındır. Yani diri olan, işiten, gören, söyleyen, irâde eden ve yegâne kudret sahibi Allah Teâlâ’dır. c- Tevhîd-i Zât: Vücûd HakOku
  2. 2A'yân-ı Sâbite · s.342هُوَ اللَّهُ اَحَدٌ birincisinde ihlas suresi başındaki bu mertebeyi beyan eder. Ve bu ahadiyyet-i zâtiyye, Zâti olan Ahadiyet yani Ahadiyetin Zât’ı mutlakıyyetOku
  3. 3Mesnevî-i Şerîf Şerhi - Cilt 10 · s.500Beyt-i şerîfde ona üç kez vurgulanan bu hamlık, eylemlerin tevhidi, isim ve sıfatların tevhidi ve zâtın tevhidi mertebelerine dair farkında olmama durumunu ifadOku
  4. 4DVT-C001 (Ses Kaydı) · s.179KELİME-İ TEVHİD Tevhid, birlemek anlamına geldiği gibi imandan sonra hasıl olan marifetin kendisidir. Sâlik, gerçek tevhidi idrak ederse Allah’tan başkasına nazOku
  5. 5Aşk ve İrfân Yolunda · s.179KELİME-İ TEVHİD Tevhid, birlemek anlamına geldiği gibi imandan sonra hasıl olan marifetin kendisidir. Sâlik, gerçek tevhidi idrak ederse Allah’tan başkasına nazOku
  6. 6TB. İlyâs-Lokmân-Hârûn Fasılları · s.253Tevhid-i ef’aldeki tevhid bir başka türlüdür, tevhid-i esmadaki tevhid bir başka türlüdür, tevhid-i sıfattaki tehid bir başka, Zat’taki tevhid ise bütün tevhidlOku
  7. 7Mesnevî-i Şerîf Şerhi - Cilt 5 · s.1329Tevhid-i ilâhi odur ki, Hak Sübhânehü ve Teâlâ, başkasının tevhidiyle degil, ezelen ve ebeden kendi nefsiyle dâimâ vasf-ı vahdâniyetle mevsüf olmaktır. Nitekim Oku
Bu cevap yardımcı oldu mu?

İlgili sorular

Bu cevap, adı geçen eserlerden derlenmiş yapay zekâ destekli bir özettir; dinî hüküm veya fetva değildir. İlim için kaynaklara başvurarak doğrulamanız tavsiye edilir.