İçeriğe atla

Tecellî ile Zuhûr aynı Fass'ta nasıl bir mekanizmayla buluşur?

Çaprazlama0 görüntülenme7 kaynak
Kısa cevap

Tasavvufî anlayışta tecellî ve zuhûr, ilâhî hakikatlerin âlemde ve sâlikin bâtınında ortaya çıkışını ifade eden, birbiriyle iç içe geçmiş kavramlardır. Tecellî, Hakk'ın Zât, sıfat veya fiillerinin görünür olmasıyken, zuhûr ise bu tecellînin belirli bir mahal veya surette açığa çıkmasıdır. Her tecellî bir zuhûru gerektirir ve bu zuhûr, tecellînin mahiyetine göre farklı mertebelerde gerçekleşir. Özellikle Fusûsu'l-Hikem'de her peygamberin temsil ettiği hikmet, ilâhî bir tecellînin belirli bir zuhûr mahalli ve şekli olarak ele alınır; zira "Hak iki mazhara aynı tecelliyi ve bir mazhara da iki aynı tecelliyi etmez"¹, yani tecellîde tekrar yoktur ve her zuhûr kendine özgüdür.

Detaylı cevap

Tecellî, Allah'ın Zât'ının, sıfatlarının veya fiillerinin âlemde ve insanda görünür olmasıdır. Bu, tahsil ile kazanılmayan, Hakk'ın Zâtî tecellîsi olan vehbî bir bilgi olan ilm-i ledün (İlm-i Ledün) ile de ilişkilidir. Zuhûr ise bu tecellînin belirli bir surette, bir mahal veya varlıkta açığa çıkmasıdır. Her tecellî bir zuhûru beraberinde getirir; zira tecellînin idrâk edilebilmesi için bir zuhûr mahalline ihtiyacı vardır. Bu zuhûr mahalli, bazen bir peygamberin şahsında temsil edilen bir hikmet (Fusûsu'l-Hikem, K1-26), bazen de sâlikin kalbi, rûhu veya sırrı gibi latîfeleri olabilir.

Tecellî ve zuhûr arasındaki bu ilişki, "Külli yevme fi şen" hükmüyle de açıklanır; yani Allah her an yeni bir değişikliktedir ve "Tecelli-i Hak'ta baka olmadığı gibi tekrarı dahi yoktur. Aynı tecelliyi iki defa tekrarlamaz, bir varlığa iki defa aynı tecelliyi yapmaz"². Bu durum, her zuhûrun kendine özgü ve biricik olduğunu gösterir. Örneğin, Süleyman (a.s.)'a verilen tecellî, başka bir yere aynı şekilde verilmez; ancak başka bir yere Süleyman'da olmayan bir esmânın zuhûru verilir¹.

Zuhûr mahalli olarak insan, Cenâb-ı Hakk'ın iki temel tecellîsine mazhar olur: Zât ve sıfatlarıyla akla, isimleri ve fiilleriyle gönle (kürsîye) hitap eder³·⁴. Kalp, ilâhî tecellînin ilk kapısıyken, rûh ilm-i ledün ve nûr-u Muhammedî ile, sır ise vahdet ve hüvviyet gibi en derin tecellîlerle ilişkilidir. Bu mertebeli zuhûr, "Kelime-i Âdemiyye Fassı"nda insân-ı kâmil bahsinde de ele alınır. Tecellî-i Zât mertebesinden zuhûra çıkan hakikatler, tecellî-i Sıfat ve tecellî-i Esmâ hükümlerini de kapsayarak ef'al âlemine yansır⁵. Bu süreçte, "Ahad"dan "Vâhid"e geçen tecellî, "Ahad"ı ve "A'mâ"yı "Vâhid"e taşır; "Vâhid" zuhurda iken, diğerleri bâtında kalır⁶·⁷. Bu, ilâhî hakikatlerin farklı mertebelerde nasıl zuhûr ettiğini gösteren bir mekanizmadır.

Kaynaklar

Cevap metnindeki ¹ ² ³ numaraları aşağıdaki kaynaklara karşılıktır — her biri kitabın tam sayfasına götürür.

  1. 1TB. Süleymân-Dâvûd-Yûnus-Eyyûb Fasılları · s.24Ve Hak iki mazhara aynı tecelliyi ve bir mazhara da iki aynı tecellîyi etmez. Yani Hakk iki zuhur yerinde aynı tecelliyi yapmaz. Benzer olabilir ama aynısı olmaOku
  2. 2Dur Rabbın Namazda (Cilt 2) · s.175Bütün suretler, zuhurlar “Tecelli-i Hak” tan başka bir şey değildir. Ve bu “Tecelli-i Hak” ta “baka” yoktur: Hiçbir şey sabit değildir. F.H. “Tecelli-i Hak” ta Oku
  3. 3En'âm Sûresi · s.46Ayaklar ve kollar bunu hareket ettiren mekanızmadır. Aklı ile gönlü var olursa insan yaşayabiliyor. İşte Cenâb-ı Hakkın insanda iki tecellisi var, birisi akıl oOku
  4. 4Nahl Sûresi · s.100Ayaklar ve kollar bunu hareket ettiren mekanızmadır. Aklı ile gönlü var olursa insan yaşayabiliyor. İşte Cenab-ı Hakkın insanda iki tecellisi var, birisi akıl oOku
  5. 5Genç ve Elmas Dosyası · s.52Genç ayna olmuş ise, tecelliye aynı ile cevap verip "kün" (kırma) emrini tecelli-i Zat gereği ile acz ve fakrın tecelligahı olması yönüyle yerine getirmiş olmalOku
  6. 6Terzi Baba (Cilt 1) · s.229Aynı tecelli “Zât” tan yani “Ahad” dan → “Vâhid” e geçer. Geçerken de, hem “Ahad” ı, hem de “A’mâ” yı → “Vâhid” e taşır. Ancak burada “Vâhid” zuhurda, onlar ( AOku
  7. 7Bir Sâlikin Seyr Yolu Hikâyesi (Cilt 2) · s.200Aynı tecelli “Zât” tan yani “Ahad” dan → “Vâhid” e geçer. Geçerken de, hem “Ahad” ı, hem de “A’mâ” yı → “Vâhid” e taşır. Ancak burada “Vâhid” zuhurda, onlar ( AOku
Bu cevap yardımcı oldu mu?

İlgili sorular

Bu cevap, adı geçen eserlerden derlenmiş yapay zekâ destekli bir özettir; dinî hüküm veya fetva değildir. İlim için kaynaklara başvurarak doğrulamanız tavsiye edilir.