İçeriğe atla

Terzibaba'nın Mûseviyye Fassı şerhinde altını çizdiği özgün noktalar nelerdir?

Fass İçeriği0 görüntülenme4 kaynak
Kısa cevap

Terzibaba'nın Mûseviyye Fassı şerhinde altını çizdiği özgün noktalar, Hz. Mûsâ'nın (a.s.) resûller arasındaki ulvi mertebesini ve bu mertebenin dört temel veçhesini vurgulamasıdır. Bu özgünlük, Mûsâ'nın Allah Teâlâ ile melek vasıtası olmaksızın doğrudan tekellüm etmesiyle başlar¹. Ayrıca, Mûseviyye Fassı, peygamberin mahalliyet-i ulûhiyetinin zorunlu bir tezahürü olarak mu'cize kavramını ele alır; bu, mu'cizenin dış dünyaya yönelik bir ispat aracı olmaktan ziyade, Hak'ın peygamber mahallinde doğrudan tasarrufu olduğunu gösterir. Terzibaba, İbn Arabî'nin bu fassı işleyişinde, peygamber mahallinin kendisinin mu'cize oluşu gibi irfânî bir tasavvuru öne çıkarır.

Detaylı cevap

Terzibaba'nın Mûseviyye Fassı şerhi, Hz. Mûsâ'nın (a.s.) diğer resûller üzerindeki rüçhânını ve ulüvv-i mertebesini dört ana noktada tahkik eder. Bu mertebenin ilk ve en önemli veçhesi, Mûsâ'nın Allah Teâlâ ile melek vasıtası olmaksızın doğrudan tekellüm etmesidir¹. Bu durum, Mûsâ'ya özel bir yakınlık ve ilahi hitaba doğrudan muhatap olma şerefi bahşeder. İkinci olarak, Terzibaba, mu'cize kavramını akâiddeki genel tanımından farklı bir mertebede ele alır. Mu'cize, peygamberlerin nübüvvet iddiâsını ispata yarayan, âdet dışı ve taklit edilemeyen olağanüstü hâller olmaktan öte, peygamberin mahalliyet-i ulûhiyetinin zorunlu bir tezahürüdür. Yani, Mûsâ'nın asâsının yılana dönüşmesi gibi olaylar, dış dünyada bir cismin gerçekten dönüşmesinden ziyade, Hak'ın peygamber mahallinde doğrudan tasarrufunun bir adıdır.

Üçüncü olarak, Terzibaba, İbn Arabî'nin Mûseviyye Fassı'nda işlediği irfânî mu'cize tasavvuruna dikkat çeker. Bu tasavvurda, peygamber mahallinin kendisi bir mu'cizedir; yani peygamberin varlığı, ilahi kudretin ve hikmetin bir tecelligâhı olarak başlı başına bir harikadır. Dördüncü olarak, Terzibaba, insan-ı kâmilin âlemdeki merkeziyetini ve her şeyin onun taht-ı tesirinde bulunduğunu vurgular. Bütün ulvi ve süfli âlemde ne varsa, Allah'ın emrine ve insan-ı kâmilin kontrolüne verilmiştir. Âlemde Hakk'ı hamd ile tesbih etmeyen hiçbir varlık olmadığı gibi, insan-ı kâmilin tesiri altında bulunmayan hiçbir şey de yoktur². Bu, insan-ı kâmilin, tüm esmâ ve sıfatlara cami olan "Allah" isminin bir tecellisi olarak, âlemde her şeyi ihata eden bir noktayı temsil ettiğini gösterir³. Bu bağlamda, her varlığın Rabbi ile arasındaki özel irtibat yönü, merkezdeki noktadan çevreye uzanan bir çizgi gibi tasvir edilir⁴.

Kaynaklar

Cevap metnindeki ¹ ² ³ numaraları aşağıdaki kaynaklara karşılıktır — her biri kitabın tam sayfasına götürür.

  1. 1TB. Kelime-i Mûseviyye · s.1XXV فَص ُّ حِكْمَة ٍ عُلْوِيَّة ٍ فِي كَلِمَة ٍ مُوسوِيَّةٍ KELİME-İ MÛSEVİYYEDE MÜNDEMİC OLAN HİKMET-İ ULVİYYE FASSIDIR 2. Şerh “Hikmet-i ulviyye”nin Kelime-i Oku
  2. 2TB. Kelime-i Mûseviyye & Hâlidiyye · s.58Yani bütün ulvi alemde ne varsa, süfli alemde ne varsa hepsini O’nun emrine verdi, kontrolüne verdi. Nasıl ki alemin cüzlerinden, Hakkı hamd ile tesbih etmeyen Oku
  3. 3Doğdular, Yaşadılar — Hikâyesi · s.95Necdet Babam’ı Tekirdağ’da ilk ziyaret ettiğimde, “biz bu noktada yaşıyoruz,” demiştim. O da, “sen tersten girmişsin,” demişti. Demek ki tersten girmenin de birOku
  4. 4Her Şey Merkezinde mi? — Hikâye · s.348(Merkezdeki) Noktadan çevreye çıkan her çizgi, failine nispetle eşittir ve çevredeki bir noktaya ulaşır. Nokta, özünde, kendisinden muhite çıkan çizgilerle ne aOku
Bu cevap yardımcı oldu mu?

İlgili sorular

Bu cevap, adı geçen eserlerden derlenmiş yapay zekâ destekli bir özettir; dinî hüküm veya fetva değildir. İlim için kaynaklara başvurarak doğrulamanız tavsiye edilir.