Yûsufiyye Fassı'nın 'Hikmet-i Nûriyye' adıyla anılmasının hikmeti nedir?
Yûsufiyye Fassı'nın "Hikmet-i Nûriyye" adıyla anılmasının hikmeti, Hz. Yûsuf'un (a.s.) keşfinin misâl âlemine, yani nûrânî bir âleme ait olması ve kendisine "suver-i hayâliyye-i misâliyye"nin keşfine müteallik olan "saltanat-ı nûriyye-i ilmiyye"nin zâhir olmasıdır. Bu durum, özellikle rüyâ tâbir etme ilmi olan "ilm-i ta'bîr"de en mükemmel şekilde tezâhür etmiştir¹. İbn Arabî'nin Fusûsu'l-Hikem adlı eserinde her peygamberin bir hikmeti temsil etmesi bağlamında, Yûsuf Fassı'nın bu nûrânî ve misâlî keşiflerle ilişkisi, ona "Hikmet-i Nûriyye" adını vermenin temel sebebidir.
Detaylı cevap
Fusûsu'l-Hikem'de her peygamberin temsil ettiği bir hikmet bulunur ve Yûsuf (a.s.)'ın temsil ettiği hikmet "Hikmet-i Nûriyye"dir. Bu isimlendirmenin temelinde, Hz. Yûsuf'un (a.s.) keşfinin "âlem-i misâl" ile olan derin irtibatı yatar. Âlem-i misâl, tasavvufî anlayışta nûrânî bir âlem olarak kabul edilir¹. Hz. Yûsuf'a (a.s.) bu nûrânî âlemdeki hayâlî sûretlerin keşfine dair "saltanat-ı nûriyye-i ilmiyye"nin açığa çıkması, onun "Hikmet-i Nûriyye" ile özdeşleşmesini sağlamıştır¹.
Bu hikmetin en belirgin tezâhürü, Hz. Yûsuf'a (a.s.) verilen "ilm-i ta'bîr"dir, yani rüyâları yorumlama ilmidir. Bu ilim, "alâ-vechi'l-ekmel" yani en mükemmel şekilde ona zâhir olmuştur¹. "Hikmet-i Nûriyye"nin nurunun genişlemesi (inbisâtı) "hazret-i hayâl" üzerinedir ve bu hayâl âlemi, ilâhî inayete mazhar olanlar için vahyin ilk başlangıçlarından sayılır². Bu durum, Hz. Yûsuf'un (a.s.) rüyâlar ve mânâ âlemiyle olan özel bağını ve bu bağın nûrânî yönünü vurgular³·⁴.
İbn Arabî, Yûsuf Fassı'nın sonunda "ahadiyyet-i zâtiyye" (Zât birliği) ile "ahadiyyet-i esmâiyye-i ilâhiyye"yi (ilâhî isimler birliğini) zikretmiş, ardından Hûd Fassı'nda "ahadiyyet-i rubûbiyyet"i (Rablık birliğini) açıklamıştır⁵. Bu sıralama, Yûsuf Fassı'nın temsil ettiği "Hikmet-i Nûriyye"nin, ilâhî birliğin farklı veçheleriyle olan ilişkisini de dolaylı olarak gösterir. Cenâb-ı Hakk'ın âlemler üzerindeki tecellilerinin devamlılık üzere olması ve hak edenlere lütfedilmesi, "Hikmet-i Nûriyye"nin de bu ilâhî lütuflardan biri olduğunu işaret eder⁶·⁷.
Kaynaklar
Cevap metnindeki ¹ ² ³ numaraları aşağıdaki kaynaklara karşılıktır — her biri kitabın tam sayfasına götürür.
- 1Kelime-i Yûsufiyye · s.1“KELİME-İ YÛSUFİYYE’DE MÜNDEMİC HİKMET-İ NÛRİYYE’NİN BEYÂNINDA OLAN FASTIR “Hikmet-i nûriyye”nin Kelime-i Yûsufiyye’ye tahsîs olunmasındaki sebeb budur ki, âlem-”Oku
- 2TB. Kelime-i Yûsufiyye · s.14“Bu bölümün hikmet-i Nuriyyeye neden verildiğini Yusuf’un (a.s.) Hikmet-i Nuriyyenin zuhur mahali olduğu, nuriyyet-i mahza değil yani saf bir nuriyye değil ziyai”Oku
- 3Rüyâ ve Mânâ Âlemi — Terzi Baba'ya Dair Zuhûrât (3) · s.21“--------- Böylece Yûsuf kelimesinin içinde mevcud olan “hikmet-i Nûriyye” yi, ve Ya’kûb kelimesinin içinde mevcud olan “hikmet-i rûhiyye”yi, ikrâm ederek. “ve n”Oku
- 4Rüyâ ve Mânâ Âlemi — Tuzak, Mekr, Hileli Zuhûrât (6) · s.22“--------- Böylece Yûsuf kelimesinin içinde mevcud olan “hikmet-i Nûriyye” yi, ve Ya’kûb kelimesinin içinde mevcud olan “hikmet-i rûhiyye”yi, ikrâm ederek. “ve n”Oku
- 5Kelime-i Hûdiyye · s.9“Şeyh-i Ekber (r.a.), bundan önceki Yûsuf Fassı'nın sonunda "ahadiyyet-i zâtiyye" (Zât birliği) ile "ahadiyyet-i esmâiyye-i ilâhiyye"yi (ilâhî isimler birliğini)”Oku
- 6Yûsuf Sûresi · s.21“Böylece Yûsuf kelimesinin içinde mevcud olan “hikmet-i Nûriyye” yi, ve Ya’kûb kelimesinin içinde mevcud olan “hikmet-i rûhiyye”yi, ikrâm ederek. “ve nimetini se”Oku
- 7Esintiler (4) · s.20“Böylece Yûsuf kelimesinin içinde mevcud olan “hikmet-i Nûriyye” yi, ve Ya’kûb kelimesinin içinde mevcud olan “hikmet-i rûhiyye”yi, ikrâm ederek. “ve nimetini se”Oku
İlgili sorular
- Muhammediyye Fassı'nda esas olarak hangi mesele ele alınır?
- Ya'kûbiyye Fassı'nın anahtar âyeti olan Yûsuf 84-87 nasıl okunur?
- Îseviyye Fassı'nda esas olarak hangi mesele ele alınır?
- Dâvûdiyye Fassı'nda peygamber Hz. Dâvûd'un hangi sahnesi merkezîdir?
- Nûhiyye Fassı ile anlatılmak istenen temel hakîkat nedir?
Bu cevap, adı geçen eserlerden derlenmiş yapay zekâ destekli bir özettir; dinî hüküm veya fetva değildir. İlim için kaynaklara başvurarak doğrulamanız tavsiye edilir.