İçeriğe atla

Zâhir ve Hakîkat'ı birlikte düşünmek hangi Fass üzerinden anlaşılır?

Çaprazlama1 görüntülenme7 kaynak
Kısa cevap

Zâhir ve hakîkat kavramlarını birlikte düşünmek, tasavvufta özellikle Fusûsu'l-Hikem'in İsmail Fassı üzerinden anlaşılır. Bu fass, ilâhî bilgide sâbit olan şeylerin âlem-i sûrette zâhir olacağını ve her bireyin dünyevî ve uhrevî hâllerinin ayn-ı sâbitesinin kabiliyetine tâbi olduğunu vurgular¹. Zâhir, eşyanın görünür yüzü iken, hakîkat (bâtın), eşyanın iç ve gizli mânâsıdır; bu ikisi birbirinden ayrı düşünülemez, zira âlemin vücûdu Hakk'ın zâhiri, âlemin bâtını ise Hakk'ın hüviyetidir ve her ikisi de vahid-i ayndır². Bu bütünlük, ârifin Hakk'ın vücûdundan başka bir varlık görmemesine yol açar³.

Detaylı cevap

Tasavvufta zâhir ve hakîkat (bâtın) kavramları, Cenâb-ı Hakk'ın "ez-Zâhir" ve "el-Bâtın" isimlerinin tecellîleri olarak ele alınır. Hadîd Sûresi 3. ayetinde geçen "O Evvel'dir, Âhir'dir, Zâhir'dir, Bâtın'dır" ifadesi, bu iki veçhenin ilâhî birliğini ve ayrılmazlığını gösterir. Zâhir, eşyanın dış görünüşü ve anlaşılır yönü iken, bâtın (hakîkat), eşyanın iç yüzü, gizli mânâsı ve rûhânî yapısıdır. Bu iki kavramın birlikte idrâk edilmesi, özellikle Fusûsu'l-Hikem'deki İsmail Fassı'nda işlenen "Hikmet-i Aliyye" ile ilişkilidir. İsmail Fassı, her kulun özel Rabbi olan "Rabb-ı hâs" ve "mârifet-i Rabbâniyye" ekseninde, teslimiyet ve rıza hâllerini ele alırken, ilâhî hakikatlerin zâhirde nasıl tecellî ettiğini açıklar (İsmail Fassı).

Ârifler, ilâhî bilgide sâbit olan "ayn-ı sâbite"nin (tekil hakikat) âlem-i sûrette zaman zaman zâhir olacağını bilmişlerdir¹. Bu idrâk, ârifin gamdan ve son hâlleri düşünmekten uzaklaşarak, Hakk'ın vücûdundan başka bir mevcûd görmemesini sağlar³. Zira Hakk'ın hüviyeti idrâk olunan şeyde zâhir olduğu için, o şey Hakk'ın vücûdudur⁴. Âlemdeki her şey, Hakk'ın sıfat ve esmâsıyla tecellî ettiği bir mazhardır. İnsân-ı Kâmil ise tüm ilâhî sıfat ve esmâyı câmi' olduğundan, Hakk'ı tanımak ancak enbiyâ ve evliyânın vücûdlarından zâhir olan sıfat, esmâ ve âsârıyla mümkündür⁵. Bu bağlamda, âlemin vücûdu Hakk'ın zâhiri, âlemin bâtını ise Hakk'ın hüviyetidir; bu ikisi "vahid-i ayn"dır ve Uluhiyet mertebesinin birer itibarıdır². Peygamberler, ilâhî ilim ve mârifeti insanlara "zâhir elbise" ile, yani anlaşılır bir dille aktarmışlardır⁶·⁷. Bu da zâhirin, hakîkatin anlaşılması için bir vasıta olduğunu gösterir.

Kaynaklar

Cevap metnindeki ¹ ² ³ numaraları aşağıdaki kaynaklara karşılıktır — her biri kitabın tam sayfasına götürür.

  1. 1C.10 · s.1293
  2. 2TB. İlyâs-Lokmân-Hârûn Fasılları · s.134Yani vücud-u alem Hakk’ın zahiri vücud-ı alemin batını da Hakk’ın hüviyetidir. İşte bunların her ikisi de vahidil ayndır. Ayn olan tek olanın kendi hakikatidir.Oku
  3. 3C.10 · s.1294
  4. 4Kelime-i Yûsufiyye · s.129Binâenaleyh bu mukaddemeden sonra anlaşılır ki, Hakk’ın hüviyeti idrâk olunan şeyde zâhir olduğu haysiyetle, o şey Hakk’ın vücûdudur; &10024; Buna göre, bu giriOku
  5. 5C.12 · s.1434
  6. 6TB. Kelime-i Mûseviyye & Hâlidiyye · s.127-------------------- Böylece onların ulumden getirdikleri şey kendisi için anlayışı geniş (gavs) olmayan kimse zülad indinde vakıf olmak için üzerinde edna-ı fuOku
  7. 7Şu'arâ Sûresi · s.36Böylece onların ulumden getirdikleri şey kendisi için anlayışı geniş (gavs) olmayan kimse zülad indinde vakıf olmak için üzerinde edna-ı fukum libası olduğu halOku
Bu cevap yardımcı oldu mu?

İlgili sorular

Bu cevap, adı geçen eserlerden derlenmiş yapay zekâ destekli bir özettir; dinî hüküm veya fetva değildir. İlim için kaynaklara başvurarak doğrulamanız tavsiye edilir.