İżâ câ-e nasru(A)llâhi vel-feth(u)
(1-3) Allah'ın yardımı ve fetih (Mekke fethi) geldiğinde ve insanların bölük bölük Allah'ın dinine girdiğini gördüğünde, Rabbine hamd ederek tespihte bulun ve O'ndan bağışlama dile. Çünkü O, tövbeleri çok kabul edendir.
Allah'ın yardımı ve fetih geldiğinde,
Nasr Suresi'nin ilk ayeti, Allah'ın yardımı ve zaferin gelişiyle birlikte ortaya çıkan ilahi bir müjdeyi ve bu duruma karşı müminin takınması gereken tavrı dilbilimsel olarak ele almaktadır. Ayet, 'yardım' ve 'fetih' gibi temel kavramlar üzerinden, ilahi desteğin ve başarının semantik derinliğini ortaya koyar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'c-y-e' kökünü, bir şeyin bir yerden başka bir yere intikal etmesi veya bir durumun meydana gelmesi olarak açıklar. Bu ayette ise, Allah'ın yardımının ve fethin kesin ve kaçınılmaz bir şekilde vuku bulduğunu, gerçekleştiğini ifade eder. Fiilin geçmiş zaman kipiyle kullanılması, bu olayın kesinliğini ve vuku bulmuş gibi kabul edildiğini vurgular.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'câe' fiilinin mecazi kullanımlarına dikkat çeker. Bu ayette 'Allah'ın yardımı geldi' ifadesi, yardımın somut bir varlık gibi gelmesi değil, ilahi takdirin bir sonucu olarak gerçekleşmesi anlamındadır. Bu, Allah'ın kudretinin ve vaadinin tecellisini gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'nasr' kelimesini, birine düşmanına karşı yardım etmek ve onu desteklemek olarak tanımlar. Ayetteki 'Nasrullah' ifadesi, Allah'ın müminlere düşmanlarına karşı verdiği ilahi yardımı ve desteği ifade eder. Bu yardım, maddi ve manevi her türlü desteği kapsar ve zaferin temelini oluşturur.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'nasr' kavramının Kur'an'daki merkeziyetine dikkat çeker. Ona göre 'nasr', sadece askeri bir zafer değil, aynı zamanda ilahi bir lütuf ve müminlerin haklı davasının Allah tarafından onaylanmasıdır. Bu ayetteki 'nasr', İslam'ın Mekke'de kazandığı nihai zaferin ve ilahi desteğin bir sembolüdür.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'nasr' kelimesinin kökenindeki 'yardım etme' ve 'destekleme' anlamlarını vurgular. Ayetteki kullanımı, Allah'ın müminlere verdiği kesin ve mutlak yardımı ifade eder ki bu yardım, onların düşmanlarına karşı üstün gelmelerini sağlar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'feth' kelimesinin temel anlamının 'kapalı olanı açmak' olduğunu belirtir. Bu, hem somut bir kapıyı açmak hem de soyut olarak bir sorunu çözmek veya bir zafer kazanmak anlamına gelir. Ayetteki 'el-Feth', özellikle Mekke'nin fethini ve İslam'ın önündeki engellerin kalkmasını ifade eder.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'feth' kelimesinin Kur'an'da genellikle 'zafer' ve 'bir şehrin ele geçirilmesi' anlamında kullanıldığını belirtir. Bu ayetteki 'el-Feth', İslam tarihinde dönüm noktası olan Mekke'nin fethini simgeler ve bu fethin ilahi bir yardımın sonucu olduğunu vurgular.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'feth' kavramının Kur'an'daki geniş semantik alanına dikkat çeker. Ona göre 'feth', sadece askeri bir zafer değil, aynı zamanda ilahi bir lütuf, rahmet kapılarının açılması ve hakikatin ortaya çıkmasıdır. Bu ayetteki 'feth', hem Mekke'nin fethini hem de İslam'ın yayılmasıyla gönüllerin fethini ifade eder.
Namaz Sûreleri (Cilt 2)
Terzibaba - Necdet Ardıç
O gün bu ifâdeler Efendimiz (s.a.v)’e ve genele ait bir hâdise iken bu gün de aynı şekilde taptâze bir şekilde hükmü geçerlidir ve herbirerlerimize gelecek olan Allah’ın hakîkatini ve fethini anlatmaktadır.
Medine-i Münevvere’ye hicretten sonra nasıl ki “ensar” denilen yardımcılar vasıtasıyla İslâmiyet gelişmeye başladı, “nasr” kelimesi bunu belirtmektedir.
Allah’ın fethi ise bireysel varlığımızdaki nefsâniyeti ortadan kaldırarak hakîkatin gelmesidir.
O günlerde bu şekilde olan bu âyeti kerîme bugün bize neler vermektedir ona bakalım şimdi.
Hakk yoluna girip ilerlemeye çalışan kimse uzun süreler çalışır ve çabalar. Bu süre içerisinde kendisini bir şey elde
edememiş halde zannedebilir ancak o farkında olmadan birçok şeyler kazanmıştır. Sonrasında öyle bir zaman gelir ki ona Allah’ın yardımı içeriden veya dışarıdan erişir. Oysa o yardım o çalışmalar neticesinde kişinin iç bünyesinde toplanmıştır ancak farkında olmamıştır. Kişide öyle zamanlar olur ki namaz kılarken veya iş yaparken birden içi bir hoş olur ve kendisine değişik haller gelmeye başlar. Ancak bizim idrâk ve gönül kapılarımız kapalı ise veya oralara daha evvelce başka varlıklar girip oraları istilâ etmişler ise bu gelen yardım bize ulaşmaz.
Bu âyeti kerîmelerin Efendimize (s.a.v) âit olan kısımları âlem şumül olduğu için geniştir. Ümmetine ve dolayısıyla bizlere olan hüküm ise şahsidir ve kendi bünyemizdedir. Örneğin Efendimize (s.a.v) ümmetine dağıtmak için 10 ton yiyecek lazım ise bize 1 kg. yeterlidir. İşte bu şekilde her kişi bu âyeti kerîmelerden kendi kapasitesince alacağını almaktadır, hiç almamak diye bir şey söz konusu değildir çünkü veren Ganî’dir hazinesi tükenmez.
وَرَاَيْتَ النَّاسَ يَدْخُلُونَ فٖى دٖينِ اللّٰهِ اَفْوَاجًا
(110-2) Ve reeyten nâse yedhulûne fî dînillâhi efvâcâ “Ve insânların grup grup Allah'ın dînine girdiğini gördüğün” (zaman). ~ ~ ~