İçeriğe atla
İhlâs 4Cüz 30 · Sayfa 604

İhlâs Sûresi 4. Âyet

الإخلاص

Sohbete sor

Velem yekun lehu kufuven ehad(un)

"Hiçbir şey O'na denk ve benzer değildir."

Namaz Sûreleri (Cilt 2)

Terzibaba - Necdet Ardıç

İlk âyeti kerîmede geçen “ehad” ifâdesi son âyeti kerîme olan bu âyeti kerîmede de geçmektedir. Bu son âyeti kerîmeye de bu ifâdenin konulması çok enteresandır.

İlk âyeti kerîmede geçmekte olan “ehad” ifadesi ahadiyyet makâmını zâti yönden anlatmaktadır, bu âyeti kerîmedeki “ehad” ifadesi ise birimlerin her birinin kendi bünyesindenki ahadiyyetini zâti yönden anlatmaktadır.

Yani baştaki ehad ile sondaki ehad aynı şeydir demek istenmektedir.

Bu konulara bu şekilde baktığımız zaman hayata dahi bambaşka bir şekilde bakarak yaşam şeklimizi ona göre ayarlamamız gerekmektedir ki bu şekilde hayatımızı sürdürürek değişik bir hal yaşayabilelim. Eğer baktığımız varlığın ahad olduğunu idrâk eder isek ona karşı muamelemizde başka türlü olacaktır.

Dışarıdan bakıldığında bütün eşya yaratılmış hükmünde değerlendirilmektedir. Biz kendi ahadiyyetimizi idrâk edebilir isek başta belirtilen ahadiyyeti o yolla anlayabiliriz aksi halde ona yaklaşmamız mümkün olmaz.

İşte Efendimizin (s.a.v) buyurduğu şekilde kim bu sureyi üç defa okursa Kur’ân-ı Kerîm’i hatmetmiş gibi olur.

Bu okuyuşun birincisi ilmel yakîn olarak yâni surenin içerisinde olanları ilim ile idrâk etmek, ikinci okunuşu aynel yakîn hükmüyle, üçüncüsü ise hakkel yakîn olmak şartıyladır yoksa sıradan beşeri bir anlayış ile okunması değildir.


Bu hususta. Bir başka örnek Oz Sa… oğlumuzun İhlas Suresi 112 hakkındaki çalışmasını da ilâve etmeyi uygun buldum. T.B.

Bismillahirrahmânirrahîm.

“Kul hüvallâhü ehad.”

“De ki: O Allah Ahad’tır.”  Burda “O” üçüncü tekil şahıs ve İnsan-ı Kamil’in yerine kullanılmış.

“İnsan-ı Kamil olan Allah Ahad’tır.”

“Allâhüssamed.”

“İnsan-ı Kamil olan Allah Samed’tir.”

İhlas Suresini incelediğimizde, “Ahad ve Samed”, ismi Allah’ın nokta zuhur mahalli olan İnsan-ı Kamil’i tarif ediyor, bundan dolayı öncelikle  sıfat olarak görev yapar-ken aynı zamanda bir an sonra İnsan-ı Kamil’in diğer isimleri olarak sıfattan isme dönüşüyor.

“Lem yelid ve lem yûled.

” O doğurmadı ve doğrulmadı” İnsan-ı Kamili tanımlar-ken olumsuz anlamda kullanılan iki fiil ile ezelden ebede sabit olan varlığı ifade ediliyor. Bu ifadeden Evvel ve Ahir isimleri hayat buluyor.

İhlas Suresi ile İnsan-ı Kamil’in Zat’ı, sıfatları, isimleri ve sabit varlığını ifade eden  iki olumsuz anlamlı fiil ile tanımlanması yapılıyor


112 – İHLÂS Sûre-i şerifindeki kısa yolculuğumuz böylece sona ermiş oldu, bundan sonra yolumuza, 113-FELÂK Sûresi ile devam edelim İnşeallah.


113-FELÂK Sûresi

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِ

BİSMİLLAHİR RAHMÂNİR RAHîM

Sure adını, ilk ayetinde geçen ve "sabah" anlamına gelen "felak" kelimesin­den almıştır.

Nâs suresiyle birlikte "Mukaşkışeteyn (şirkten uzaklaştıranlar)" ad­larıyla da anılmaktadır. Aynı surelere başlarındaki "eûzü" kelimelerinden dolayı "Muavvizeteyn" ismi de verilmiştir.

Surenin fazileti hakkında Hz. Peygamber, Sahâbe'den Ukbe b. Âmir'e şöyle buyurmuştur: "Görmedin mi? Bu gece benzeri asla görülmemiş âyetler indirildi: Kul eûzü bi-Rabbi'l-felak ve Kul eûzü bi-Rabbi'n-nâs." Resulüllah, Felak

ve Nâs surelerinin en güzel sığınma duaları olduğunu açıklamış ve çok okunmasını tavsiye etmiştir.

5 ayetten oluşan sure, Medine’de inmiştir.

Mushaftaki sıralamada 113., nüzul sırasına göre ise 20. suredir. (Hasenât)


Sûre-i Şerif’in, kısaca sayı değerlerine bir göz atalım.

(113) Mushaf sıra numarası.

(20) Nüzül sıra numarası.

(26) Alfebetik sırası.

(30) Cüz sırası.

(05) Âyet, sayısı.

(05) Fasıla harfleri.

(199) Genel toplamdır.

Rakkamları tek tek toplarsak.

(1+9+9=19) Bu sayı değerlerinin birçok bağlantıları vardır ancak fazla vaktinizi almamak için sadece genel sayıları vermekle yetinelim. Açık olarak görüldüğü gibi bünyesin de (1) olan hakikat-i İlâhiyyenin (99) ve sonsuz olan esma-i İlâhiyye’den zuhur ettiğini ifade etmektedir. Ve her halü kârda bu hakikatlerin ışığında her halde Hakk’a sığınmanın çok goğru olacağı ifade edilmektedir. (19) olan Kâmil İnsan-ın da ma’nen bir sığınma yeri olduğu anlaşılmaktadır


Fasılası: (dal) (be) (kaf) Harfleridir, ebced sayı değerleri (dal-4) (be-2) (kaf-100) dür. Toplarsak (4+2+1=7) nafis mertebeleridir. Oluşan hadiseler bu mertebelerin içinde yaşanmaktadır.


Mealen.

1-De ki: Sığınırım Rabbine o Felakın.

2-Şerrinden, yarattıklarının.

3-Ve şerrinden, bir karanlığın daldığı zaman.

4-Ve o düğümlere üfleyen üfürükçülerin şerrinden.

5-Ve şerrinden bir haset edicinin, haset ettiği zaman


Bu surenin nüzulu ile ilgili şöyle rivâyet edilmiştir, "Rasulullah (s.a.v.)'a hizmet eden yahudi bir çocuk vardı. Yahudiler ona yaklaştılar ve ondan Rasulullah'ın baş tarağını ve tarağın dişlerinden bir miktar alıncaya kadar ayrılmadılar. O da onları aldı ve onlara verdi. Onlar da Rasulullah (s.a.v.)'a sihir yaptılar.

Yahudi Lebib b. el-A'sam bu işi üzerine aldı. Sonra adına "Zervan" denilen Benî Zurayk Kuyusu'nda o sihri gizledi.

Bu sebeple Rasulullah (s.a.v.) hastalandı. Başının saçları yayıldı ve saçıldı. Bu, altı ay devam etti. Görülüyordu ki kadınlar ona gidiyorlar, fakat o kadınlara gitmiyordu. Rasulullah (s.a.v.) erimeye başladı. Başına geleni de bilmiyordu.

Birgün uyurken ansızın O'na iki melek geldi. Birisi baş tarafına, diğeri de ayak tarafına oturdu. Baş tarafına oturan dedi ki:

"Bu adama ne oluyor?" Diğeri de:

"Tubbe yapıldı" dedi. Öbürü:

"Tubbe nedir?" diye sordu. Diğeri de:

"Sihirdir" dedi. Öbürü:

"O'na kim sihir yapmış?" dedi. Diğeri:

"Yahudi Lebib b. el-A'sam" diye cevap verdi. Sordu ki:

"Ne ile sihir yapmış?" O da:

"Saç tarağıyla" dedi.

"O nerededir?" diye sordu. Diğeri:

"Zirvan Kuyusu'nda taşın altında hurma çiçeğinin kabuğuna sarılı.

Rasulullah (s.a.v.) uyandı ve buyurdu ki:

"Ey Aişe anladın mı? Allah Teala bana hastalığımı haber verdi." Sonra Ali, Zübeyr ve Ammar b. Yasir'i gönderdi. Bu kuyunun suyunu boşalttılar. Sanki su, bekletilmiş üzüm gibiydi. Sonra taşı kaldırdılar ve hurma çiçeğinin kabuğunu çıkardılar. Bir de baktılar ki, Rasulullah (s.a.v.)'ın tarağı ile tarağının diş­leri ve bir de o cuffede kendisinde on bir düğüm bulunan bağlanmış ve iğne ile birbirine geçirilip batırılmış bir ip var.

Bunun üzerine Allah Teala Muavizeteyn Sûreleri'ni indirdi. Rasulullah (s.a.v.) herbir âyeti okudukça bir düğüm çözüldü. Rasulullah (s.a.v.) rahatladı. Son düğümler de çözülünce Rasulullah (s.a.v.) sanki bağlandığı bir ip etrafından çözülmüş gibi rahatladı. Cebrail (a.s.) şöyle demeye başladı:

"Seni Allah'ın adıyla tedavi ediyorum. Sana eziyet veren her şeyden, hased edenden, nazar edenden, Allah sana şifa versin." Bunun üzerine dediler ki:

"Ey Allah'ın Rasulü, habisin başını yaralım mı? Onu öldürelim mi?" Rasulullah (s.a.v.) buyurdu ki:

"Allah bana şifa verdi. İnsanlara şer dağıt­mayı hoş görmem." Bu davranış da Rasulullah (s.a.v.)'ın hilmindendir.


Not= Bu kayıt çok eskiden alınmıştır alınırken kaynağı da kaydedilmemiş olduğundan kaynağını şu an bilmiyorum

ancak İnternet kayıtlarından veya bir tefsirden almış olabilirim. T.B.


~~113.1~
قُلْ اَعُوذُ بِرَبِّ الْفَلَقِ

(113-1) Kul eûzu bi rabbil felak.

De ki: “Ben, Felâk'ın Rabbine sığınırım.”


Felâk kelimesinin lügatta birçok mânâları beyân olunuyor:

1- Yokluktan yarılıp çıkan halk, yani genelde bütün mahlûkat ve özellikle dağlardan pınarlar, buluttan yağmurlar, yerden tohumdan bitkiler, sulb (döl)lerden nesiller, rahimlerden evlatlar gibi bir asıldan ayrılıp çıkan mahluklar, doğanlar, bu mânâda felak mahluk ve meftur anlamdaşı gibi olarak iki mânâsıyla Samed'e karşılık ve onunla mütezâyif olur. Yani Samed'in eksiksizliğine karşılık bu eksikli ve ona muhtaç olur. İzafeti de bunu belirtir.

2- Örfte, özellikle sabaha, yani sütun şeklinde uzamış olan aydınlığa veya sabah yeri ağarıp açılmaktan ibaret olan şafağa denir. Bu bizim Türkçe'de Tan dediğimizin aynı demektir. Tanlamak: Şaşırmak, bir şeyin birdenbire şuura çarpan yumuşaklık veya şiddetinden acı veya tatlı bir intiba ile belirleyip hayran olmak mânâsına geldiğine göre bunda da felk gibi bir tuhaflık mânâsı vardır ki, şafak atmak deyimiyle ifade olunur. Bu mânâca felak karşılığında karanlık demek olan gasak zikrolunur.

3- İki tepe arasındaki alçak, oturaklı, düz yere denir ve çoğulunda fülkan gelir.

4- Zindanda suçluların ayaklarına vurulan ve miktara da denilen tomruğa denilir ki bizim falaka deyimimiz bunun anlamdaşıdır.

5- Çanak dibinde kalan süt kalıntısına denir.

6- Ekşiyip kesilmiş süte denilir.

7- Cehennemin veya cehennemde bir kuyunun ismi olduğu da nakledilmiştir.

Zahiren gece karanlığı ortalığı örttüğünde ortaya çıkacak belâlardan sana sığınırım manasına olduğu gibi batınen cehalet karanlığından sana sığınırım demektir. Bir insan cehalet karanlığı içerisinde hayatını sürdürürse onun sabahı olmaz. Cehalet devam ettiği sürece gece karanlığı devam eder. Ne zaman ki ilim güneşi doğmaya başlarsa o cehalet karanlığı ortadan kalkar.


Ey habibim deki, Esma gecesinin karanlığından ef’al sabahına çıkarken gece yapılabilecek mudil tertiplerinden o esmanın yarıp çıkaran rabb-na sığınırım.

Gönül alemmizde ki herhangi bir mudil ve nefs karanlığından hadi isminin hidayet güneşi aydınlığına çıkarması için bu halin rabb-ına sığınırım.


مِنْ شَرِّ مَا خَلَقَ

(113-2) Min şerri mâ halak.

“Halkettiklerinin şerrinden.”


Burada belirtilen ifade tamamen ilmi yönde olan bir anlatış tarzıdır. Yani halk edilmişler var da onların şerrinden sana sığınırım anlamındadır. Çünkü ef’al aleminde halk edilmişler var ve o varlıkların birbirlerine zarar verme halleri vardır. Birimsel varlığımız ile hayatımızı sürdürüyorken ahadiyyet halini idrak etsek dahi fiiliyatta halk edilmişlerin şerrinden Rabb’imize sığınacağız. Çünkü ahadiyyeti Cebbâr ve Kahhar gibi zuhurları da vardır ve bunlar şer olarak ifade edilmektedir. Bu yönden her birerlerimize zarar gelebilir ve bunu idrak eden sonuç

olarak “euzû bike minke” yani “Senden Sana sığınırım” demektedir.


وَمِنْ شَرِّ غَاسِقٍ اِذَا وَقَبَ

(113-3) Ve min şerri gâsikın izâ vekab.

“Ve karanlığı çöktüğü zaman gecenin şerrinden.”


Gündüz “bakabillâh” geçip gece her yeri tamamen kapladığında “fenafillâh” olan hallerden de nefs karanlığına girmekten Sana sığınırım. Cehalet karanlığı batınen bütün varlığımızı kapladığındaki hallerdir bunlar.


وَمِنْ شَرِّ النَّفَّاثَاتِ فِى الْعُقَدِ

(113-4) Ve min şerrin neffâsâti fîl ukad.

Ve düğümlere üfleyenlerin şerrinden.


Hak ve gönül yolcularını yollarından uzaklaştırmak için yaptıkları, akıllara hayal ve vehim vaadleriye kandırmaya çılıştıkları, nefsi akıl oyunlarıyla ördükleri iplerini çözülme-yecek şekli ile düğüm düğüm yaparak, ve üzerlerine şer düşüncelerini üfleyerek vermek istedikleri zararlardan.


وَمِنْ شَرِّ حَاسِدٍ اِذَا حَسَدَ

(113-5) min şerri hâsidin izâ hased.

Ve haset ettiği zaman, haset edenin şerrinden.”


Hakikat-i İlâhiyye ve sünnet-i seniyye üzere hayatını muhabbet üzere sürdüren kişi.

Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(6)