Vekâle lilleżî zanne ennehu nâcin minhumâ-żkurnî ‘inde rabbike feensâhu-şşeytânu żikra rabbihi felebiśe fî-ssicni bid'a sinîn(e)
Yusuf, onlardan kurtulacağını düşündüğü kişiye, "Efendinin yanında beni an", dedi. Fakat şeytan onu efendisine hatırlatmayı unutturdu da bu yüzden o, birkaç yıl daha zindanda kaldı.
Yusuf, hapisten kurtulacağına inandığı o ikiden birine dedi ki: "Beni efendinin yanında an". (Benden söz et ki, beni kurtarsın). Fakat Şeytan, ona, efendisinin yanında anmayı unutturdu. Bu yüzden Yusuf, daha yıllarca zindanda kaldı.
Bu ayet, Hz. Yusuf'un zindandaki tecrübesini ve şeytanın unutturma eylemini dilbilimsel bir derinlikle ele almaktadır. Özellikle 'zann', 'zikr', 'ensâ' ve 'sijn' kavramları, ayetin ana mesajını oluşturan psikolojik, dini ve sosyal boyutları yansıtmaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'zann' kelimesini 'bir şeyin varlığına veya yokluğuna dair bir tür hüküm vermek' olarak tanımlar. Bu hüküm, bazen kesin bilgiye yakın olabilirken, bazen de sadece bir tahmin veya zan düzeyinde kalabilir. Ayetteki 'ظَنَّ أَنَّهُۥ نَاجٍ' ifadesi, Yusuf'un o kişinin kurtulacağına dair güçlü bir tahmini veya inancını ifade eder, kesin bir bilgiye dayanmaz.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'zann' kelimesinin Kur'an'da hem kesin bilgi hem de şüphe anlamında kullanılabileceğine işaret eder. Bu ayetteki kullanımı, Yusuf'un o kişinin kurtulacağına dair bir beklenti ve umut taşıdığını gösterir, ancak bu beklenti kesinlikten ziyade bir tahmindir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'zikr'i 'kalpte veya dilde bir şeyi hazır bulundurmak' olarak açıklar. Bu, hem unutulan bir şeyi hatırlamak hem de sürekli olarak akılda tutmak anlamına gelir. Ayetteki 'اذكرني' emri, Yusuf'un, kurtulacak olan kişiden kendisini efendisinin yanında anmasını, yani durumunu hatırlatmasını istemesidir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'zikr' kavramının Kur'an'daki geniş anlam yelpazesine dikkat çeker. Sadece hatırlamak değil, aynı zamanda Allah'ı anmak, O'nun ayetlerini düşünmek gibi daha derin dini anlamları da içerir. Bu ayette ise daha çok 'hatırlatma' ve 'anma' eylemi ön plandadır, ancak bu eylemin gerçekleşmemesi, sonraki 'unutma' fiilinin önemini artırır.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'ensâ' fiilinin 'unutmaya sebep olmak' anlamında kullanıldığını belirtir. Bu ayette şeytanın, o kişiye Yusuf'u efendisine hatırlatmayı unutturduğu ifade edilir. Bu, şeytanın insan üzerindeki vesvese ve saptırma gücünü gösterir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'nesy' (unutma) kelimesinin zıddının 'zikr' (hatırlama) olduğunu vurgular. 'Ensâ' fiili ise, bir başkasının unutmasına neden olma eylemini ifade eder. Ayette şeytanın bu unutturma eylemi, Yusuf'un zindanda daha uzun süre kalmasına yol açan kritik bir olaydır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'şeytan' kelimesinin 'haktan uzaklaşan, isyan eden' anlamındaki 'şatane' kökünden geldiğini belirtir. Bu, hem cinlerden hem de insanlardan olabilen her türlü kötü ve saptırıcı gücü ifade eder. Ayette şeytan, Yusuf'un kurtuluşunu geciktiren bir etken olarak, unutturma eylemiyle ortaya çıkar.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'da şeytanın sadece bir varlık olarak değil, aynı zamanda insan nefsindeki kötü eğilimlerin ve vesveselerin sembolü olarak da ele alındığını ifade eder. Bu ayetteki 'şeytanın unutturması', kişinin kendi gafleti veya dışarıdan gelen kötü bir etkiyle bir görevi ihmal etmesini temsil eder.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Es-Sicistânî, 'sijn' kelimesini 'hapsedildiği yer' olarak tanımlar. Bu, kişinin özgürlüğünün kısıtlandığı, dış dünyadan izole edildiği bir mekandır. Ayette Yusuf'un 'sijn'de kalması, onun yaşadığı zorluğun ve imtihanın somut bir göstergesidir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): El-Kefevî, 'sijn'in 'bir kimsenin hürriyetini kısıtlayan ve onu belirli bir yerde tutan yer' olduğunu belirtir. Ayetteki bağlamda, Yusuf'un masum olduğu halde hapsedilmesi, onun sabrının ve tevekkülünün bir imtihanı olarak sunulur.
Yûsuf Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
12/42. “Ve o ikisinden kurtulacağını sanmış olduğuna dedi ki: Beni efendinin yanında an. Fakat efendisine anmayı ona şeytan unutturdu ve artık zindanda senelerce kalıverdi.” Yani içlerinden kurtulacağını söylediği zannettiği her ikisinden birine söyledi ki; “Rabbinin yani efendinin yanına gittiğin zaman beni hatırlat.” dedi. bakın burada çok nâzik bir hâdise vardır. “Hatırlat!” dedi. Yûsuf (a.s.) “Rabbinin, Melikin yanına gittiğinde beni burada hatırlat”. Dedi. Ben burada boşuna yatıyorum, unutuldum gibi beni hatırlat, dedi.
Şimdi burasının biraz yukarısına çıkalım. Bakın burada üzüm sıkan kimse, kurtulan kimse. Şarab yapacak kimse şarabçıbaşı. Dünya hevesi, dünya muhabbeti olan kişi neden
Melik’in yanına gidip onun muhabbetini artıracak, faaliyette bulunacak, şarabı içecek, neşesi gelecek, kurtulan dünya muhabbetinin artıracak. O ölen, asılan ekmekçibaşı hevası başından kuşlar gelip onu yiyecek, diyor. Kuşlar bir bakıma nefsi emmâre demektir. Nefsi emmâre gelip, o hevayı hevesi alıp çıkaracak. Kuşlar gök ehli, başından yemesi hevayı heves baş tarafından imha edilecek. Hevayı hevese uyanın aklı başında olmaz. Aklı cüzüne tabi olur. Başımızda lâzım olan akl-ı cüz değil, akl-ı kül’dür. Aklı cüz ile hüküm edildiğinde zâten hevayı heveste kalıyor. O da ölüme mahkûmdur. Bu iki arkadaşında ifadesi bu o kurtulacak olana diyor ki; “Rabbinin yanına gittiğinde beni hatırlat,” diyor. Bunun üzerine de o kurtuldu. Şeytan ona Yûsuf (a.s.) ın sözünü unutturdu. Ama Rabbi onu unutturdu. Burada çok mühim bir hâdise vardır. Sen hem gönül ehli olacaksın hem de bir peygamber oğlu olacaksın. Hem de tevhid eğitimi alacaksın. Sonra gideceksin bir beşerden yardım isteyeceksin. İşte insân hangi mertebeye gelirse gelsin yanılma ihtimali vardır. Daha bu mertebede yanılma ihtimali vardır. O kadar kendine ihsânda bulundukları halde, o kadar eğitim aldığı halde Yûsuf (a.s.) Rabbinin yanında “beni hatırlat” demesiyle ne kadar hapiste kaldıysa bu sözü dolayısıyla bir misli daha hapiste kaldı. Orada Yûsuf (a.s.) yedi sene kalmıştı. Bir yedi sene daha kaldı.
Bakın küçücük hassas bir düşünce insân’ı ne kadar yükseklere çıkarıyor. Yine küçücük bir nezâketsizlik insân’ı ne kadar gerilere atabiliyor. İşte şeytan da kendi görevini yaparak gönlün hapishanede olmasını istedi. Gönül hapishaneden çıkarsa bu sefer şeytanın işi bozulacak. Gönlün hapishanede kalması onun işine geliyor. Şarabçı başının aklına iğva verdi, kapattı. Rabbisine onu hatırlatmayı unutturdu. Orada atılmış olarak kaldı, kimse hatırlamadı. Ama 14 sene sonra hatırlandı. Bu az bir zaman değil. Bir başka yerde o da onun lehine oldu. Erbainlerini artırdı. Ve orada Rabbından tevhid ilmini aldı. Halkın arasına girmeden orada eğitimini aldı.