İçeriğe atla
Bakara 25Cüz 1 · Sayfa 5

Bakara Sûresi 25. Âyet

البقرة

Sohbete sor

Vebeşşiri-lleżîne âmenû ve'amilû-ssâlihâti enne lehum cennâtin tecrî min tahtihe-l-enhâr(u)(s) kullemâ ruzikû minhâ min śemeratin rizkan(ﻻ) kâlû hâże-lleżî ruziknâ min kablu veutû bihi muteşâbihen velehum fîhâ ezvâcun mutahhera(tun)(s) vehum fîhâ ḣâlidûn(e)

İman edip salih ameller işleyenlere, kendileri için; içinden ırmaklar akan cennetler olduğunu müjdele. Cennetlerin meyvelerinden kendilerine her rızık verilişinde, "Bu (tıpkı) daha önce (dünyada iken) bize verilen rızık!" diyecekler. Halbuki bu rızık onlara (dünyadakine) benzer olarak verilmiştir. Onlar için orada tertemiz eşler de vardır. Onlar orada ebedi kalacaklardır.

Bakara Sûresi

Terzibaba - Necdet Ardıç

وَبَشِّرِ الَّذِين آمَنُواْ وَعَمِلُواْ الصَّالِحَاتِ أَنَّ لَهُمْ جَنَّاتٍ تَجْرِي مِن تَحْتِهَا الأَنْهَارُ كُلَّمَا رُزِقُواْ مِنْهَا مِن ثَمَرَةٍ رِّزْقاً قَالُواْ هَـذَا الَّذِي رُزِقْنَا مِن قَبْلُ وَأُتُواْ بِهِ مُتَشَابِهاً وَلَهُمْ فِيهَا أَزْوَاجٌ مُّطَهَّرَةٌ وَهُمْ فِيهَا خَالِدُونَ

(2/25) Ve beşşirilleziyne amenu ve amilussalihati enne lehüm cennatin terciy min tahtihel enhar* küllema ruziku minha min semeratin rızkan, kalu hazelleziy ruzıkna min kablu ve utu Bihi müteşabihen, ve lehüm fiyha ezvacün mutahheratun ve hüm fiyha halidun;

* İmân edip sâlih ameller işleyenlere, kendileri için; içinden ırmaklar akan cennetler olduğunu müjdele. Cennetlerin meyvelerinden kendilerine her rızık verilişinde, “Bu (tıpkı) daha önce (dünyada iken) bize verilen rızık!”

diyecekler. Hâlbuki bu rızık onlara (dünyadakine) benzer olarak verilmiştir. Onlar için orada tertemiz eşler de vardır. Onlar orada ebedî kalacaklardır.

Ve imân edenleri de müjdele, sâlih amel işleyenleri müjdele, muhakkak onlar için vardır cennetler, onların altlarından akar, her ne vakit oradan rızıklansalar, o meyvelerden yeseler, cennet ehli cennete gittiği zaman oranın rızıklarından yerken şöyle diyecekler; “bu öyle bir rızık ki biz daha evvelde bu meyvelerden yemiştik” ve bunların benzerleriyle rızıklanmıştık diyecekler. Dünyada yenen yiyeceklerin bir kısmı oradakilerin aynıları veya benzerleri, dolayısıyla burada yemiş olduğumuz nimetler aynı zamanda cennet nimetleri de olmuş oluyor, onun için yediğimiz rızıkları cennet rızkı olarak düşünmemiz lâzım.

En büyük rızık ve en büyük sofra ise vahdet sofrasıdır, vahdet rızkıdır, dünyada vahdet ilminin bilgisini alıp burada bu rızıkları yiyen kimse cennette de o rızıkları yiyecek yani vahdet âlemini cennette de yaşayacak, burada sadece elma, armut v.b. yiyen kimse de orada sadece elma, armut v.b. şeyleri yiyecek, burada kişinin düzeyi nereye kadar yükselmişse cennetteki düzeyi yaşantısı da o mertebeden olacak, hem akıl düzeyinden hem idrak düzeyinden hem şuur düzeyinden olacak, onun için işte “yukinun” yakin ehli olmak gerekiyor. Demek ki dünyadaki mertebemiz ne ise ahiretteki mertebemizde aynen öyle olacak, eksi mertebeler de böyle, artı mertebeler de böyle, onun için cennetin sekiz mertebe olduğu biliniyor ya, bunların sekizincisi Zât cenneti yani kâmil insânların cenneti diyelim yani gerçek kulların cenneti, “Ya eyyetühen Nefsül Mutmainneh; İrci'ıy ila Rabbiki radıyeten mardıyyeten; Fedhuliy fiy 'ıbadİY;” (Fecr 89/27.28.29. Âyetler) yani “Ey mutmainne, râdiyye, mardiyye nefse ulaşmış kimse Benim kullarımın arasına gir”, bakın özel hitap var burada ve bu özel hitap mutmainne mertebesinden başlıyor, burada birebir başlıyor, daha evvel “ya eyyühen nas” demişti, yani “ey insânlar” dedi ve genel hitap oldu ama

mutmainne nefs’te kişiyi karşısına alıyor, Rabb kişiyle konuşuyor o kadar yakın, mutmain olabilmesi içinde daha başlarda dediğimiz gibi ittika sahibi olması, yani kendi varlığının hakikatinin ne olduğunu idrak etmesi ve o baştaki beş Âyetin içerisinde belirtilen “yukinun” yani yakin haline ermiş olması gerekiyor, ki ona muhatap olabilsin, ayna olabilsin ve ondan sonra onun arkasından razıye, marzıye mertebesine ulaşılsın. “Benim has kullarımın arasına gir, Benim cennetime gir, onlarla birlikte” diyor, acaba Allahu Teala hazretlerinin kendi indinde olan özel cenneti nedir? Diğer yedi cennetin dışında bu sekizinci cennet, madde cenneti değil, Zat cennetidir, burası Benim cennetim diyor Cenâb-ı Hakk.

Ve o cennetin içerisinde daha neler var, temiz pak zevceler var, ve orada ebedi kalıcılardır, bu nimet cennetlerinde onun içinde kalıcıdırlar deyince bu kelimeyi biz taltif kelimesi olarak görüyoruz, zâhir anlamıyla en azından öyle fakat bâtın anlamda bakıldığı zaman bu biraz yerme kelimesi, çünkü hangi cennetteysen orada ebedi kalacaksın merteben artık yükselmeyecek demektir, fakat vahdet ehli, ne cennet ehlidir ne cehennem ehlidir, vahdet ehli Hakk ehlidir, “Dünyayı isteyen ahireti talep etmesin, ahireti isteyen dünyayı talep etmesin fakat Allah’ı talep eden ikisinide talep etmesin”, bir başka ifade ile dünya ehline ahiret haram, ahiret ehline dünya haram, Allah ehline her ikisi de haram ama bu insân da bir yerde yaşayacak tabi fakat sadece mekan olarak yaşayacak orada kendine sahiplenmiş olarak değil işte zaten bu tür insânların hali de yani beşere ait olan cennet ve cehennemde yaşayamayan bu insânların hali de Cenâb-ı Hakk’ın bildirdiği gibi Zâti cennettir, onları kendi maiyetinde kendi çevresinde yaşatacak.

Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(6)